izmir escort6 Eylül – 16 Ekim 2018 Avrupa Gezisi İzlenimleri I « Alevi Gazetesi

Alevi Gazetesi

istanbul escortizmir escort

6 Eylül – 16 Ekim 2018 Avrupa Gezisi İzlenimleri I

6 Eylül – 16 Ekim 2018 Avrupa Gezisi İzlenimleri I
AYHAN AYDINAYHAN AYDINTÜM YAZILARI
30 views Okundu
28 Ocak 2019 - 18:36

Avrupa’daki Can Dostlara Derin Minnet Duygularım Vardır…

Can Dostlar;

Yolumuza sevdalı bir yürek olarak, bir gezgin ruh olarak otuz yıldır hep yollardayız… İnsanlık ideallerine bağlı, dost canlısı birisi olarak yeni yeni insanlarla tanışmak, yeni yeni diyarlara ulaşmak, geleneğimizi, Alevi Bektaşi Yol ve Erkânını sürdüren canların izinden giderek bir ömür sürdük. Hakk nasip ederse ölene kadar da bu yollarda olacağız…

Bizim; yaşayacak kadar bir dünya varlığı dışında ne bir siyasi, ne bir ekonomik, ne de bir farklı ikbal gibi bir hedefimiz ve beklentimiz hiç olmadı, olmayacak. Bazılarının hiç anlamadığı ve anlayamayacağı hususta bu sanırım. Bizim işimiz gücümüz, üretmek, bu güzel yolun yozlaşmadan-yozlaştırılmadan, atalardan aldığımız gibi gelecek kuşaklara aktarılmasında hizmet etmekten başka bir şey değildir… Tüm gayretlerimizin bu ilkeler doğrultusundaki çalışmalar olduğunu bakan herkes görür…

Can Dostlar; 6 Eylül – 16 Ekim tarihleri arasında, Avrupa’da 4 ülke, 20 şehri kapsayan uzun soluklu bir gezim oldu.

Almanya Köln Merkezli Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü’nün Köln Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirdikleri Alevilik Bektaşilik Sempozyumu’na davet edilerek, Hacı Bektaş Veli Vakfı ve Enstitü sayesinde Avrupa’ya ayak bastım.

Hiç bir kuruma bağlı olmadan ve hiçbir kurumdan doğrudan destek almadan (bir proje, çalışma kapsamında olmadan oraya gittim. Çünkü bu tip gezileri bazı akademisyenler, yazarlar, bazı dedeler üniversitelerden, devlet ve özel kurumlardan aldıkları bir proje kapsamındaki ekonomik desteklerle yapıyorlar) tümüyle kişisel azmim, gayretlerimle ve oradaki can dostların çok ciddi destekleriyle bu kırk günlük geziyi yapabildim. Bu kolay bir şey değildi… Trenlerle seyahatler, aktarmalar, can dostların zaman zaman kendi arabalarıyla bir yerden bir başka yere ulaştırmaları gerçekten kolay olmayan, çok yorucu işlerdir…

Bu geziyle yeni yeni dostluklar kurdum, gönülden gönüle giden köprüler kurdum. Gül yüzlü insanlarımızın Alevi Bektaşi Yolu’nu yaşatmak için ne gibi üstün mücadeleler verdiklerine tanık oldum. Her şeyden önce okumuş, yüzleri, gönülleri pırıl pırıl gençlerimizin geleneğimizi yaşatmak konusundaki aşkların tanıklık ettim.

Gördüm ki, Avrupa Avrupa olarak Alevi Bektaşi Yolu’nu, Erkanı’nı, değerlerini yaşatma konusunda yürekli canlarla dolu… Tüm bunlar beni o kadar mutlu etti, o kadar mutlu etti ki, benim en büyük karım gerçekten de bunlar oldu…

Can Dostlar;

Bu kırk gün boyunca benimle çok candan ilgilenen, beni evlerinde evlerinin bir ferdi olarak kabul edip ağırlayan, her türlü ilgiyi gösteren tüm kurum, kuruluş temsilcilerine, canlarıma, yazarlara, ozanlara, dedelere, gençlere, çocuklara en derin sevgi, saygı, hürmet ve minnet duygularımı sunarım…

İyi ki Aleviyim, Bektaşiyim…   Böyle yüce bir öğretinin mensubu olmaktan gurur duyuyorum.   Bizim insanımız gerçekten can… Hem de canlar canı…

Bir kişinin ister yazar, ister akademisyen, ister dede, ister baba olsun bu şartlarda 40 gün Avrupa’da kalması kolay olmazdı. Bu hem bizim Yola sevdamız, bazı birikimlerimizin olması kadar, Yolumuzun güzelliği, insanımızın da değerlere verdiği önemden kaynaklanıyor…

Tekrar tekrar Avrupa’da Yolumuzu yaşatan tüm canlarımıza, benimle içten ilgilenen dostlarımıza bin muhabbet duygularımla saygılarımı sunarım…

Aşk olsun cümle canlara…

 

Almanya’ya Varış Ve Sempozyum

Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü ile Köln Üniversitesi’nin ortaklaşa olarak düzenledikleri “II. Uluslararası Alevilik-Bektaşilik Sempozyumu” 7-8 Eylül 2018 tarihleri arasında Köln Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Gerçek anlamıyla bir bilgi şöleniydi. Birbirinden değerli ve önemli bilim insanlarıyla geçirdiğimiz bu günlerin değeri gerçekten ölçülmez, farklı ülkelerden, kendi alanlarında yetkin önemli canlarımızı bir arada görmek, onlarla sohbet etmek çok güzeldi.

Ben ise, ikili diyaloglarla saygıdeğer hocalarımızla sohbet ettim, etkinlikte canlı yayın, fotoğraf ve kamera çekimleriyle etkinliğin kalıcı olması için katkıda bulunmaya çalıştım. Benim için de çok yararlı bir etkinlik oldu. Düzenleyen emektar canlarımı en içten duygularımla selamlıyorum, emekleri var olsun.

 

Enstitü’nün Yazısı…

Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü ile Köln Üniversitesi’nin ortaklaşa olarak düzenledikleri “II. Uluslararası Alevilik-Bektaşilik Sempozyumu” 7-8 Eylül 2018 tarihleri arasında Köln Üniversitesi’nde Alevi – Bektaşi inanç sistemi üzerine yetkinlikleri ile bilinen yedi ülkeden (Almanya’dan PD Dr. Markus DRESSLER, PD Dr. Robert LANGER, Jun. Prof. Dr. Béatrice HENDRİCH, M.A. Erkan TÜMKAYA; Türkiye’den Prof. Dr. Ali YAMAN, Prof. Dr. Bülent BİLMEZ, Prof. Dr. Nilgün ÇIBLAK COŞKUN, Doç. Dr. İlkay ŞAHİN, Jun. Prof. Dr. Mehmet ERSAL, Jun. Prof. Dr. Bülent AKIN; Macaristan’dan Prof. Dr. Janos SİPOS, Prof. Dr. Éva CSÁKİ, İngiltere’den Prof. Dr. Micheal URSİNUS; Kanada’dan Prof. Dr. İrene MARKOFF, Yunanistan’dan Jun. Prof. Dr. Paschalis ANDROUDİS ve Bulgaristan’dan Dr. Nevena GRAMATİKOVA) bilim insanlarının, Türkiye ve Almanya’dan gelen dinleyicilerin katılımı gerçekleştirildi.

Sempozyum Yücel Top’un (Kutsi Baba) açılış gülbangı ile başladı. Açılış Gülbangını takiben Grup Nefes topluluğundan Seda Aydın ve Mustafa Aydın sempozyum katılımcılarına geleneksel Alevi müziğinden örneklerle bir müzik ziyafeti sundular.

Müzik ziyafetinin ardından sempozyum açılış konuşmalarına geçildi. Jun. Prof. Dr. Beatrice HENDRICH Köln Üniversitesi adına yaptığı açılış konuşmasında Köln Üniversitesi’nde sempozyumun gerçekleşmesine katkı sunan kurumsal yapıya ve bildirileri ile literatüre önemli katkılar sunan bilim insanlarına teşekkürlerini sundu. Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü adına Yönetim Kurulu Başkanı Gülizar CENGİZ açılış konuşmasında Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü’nün bilimsel ve inançsal faaliyetlerinden bahsettikten sonra sempozyumun yapılmasına katkı sunan düzenleme durulu, sekretarya ve işin mutfağında gönüllülük esasına göre görev alan bütün çalışanlara ve yedi ülkeden sempozyuma katılmak için gelen bilim insanlarına teşekkürlerini sundu.

Açılış konuşmalarından sonra Prof. Dr. Michael URSİNUS’un sempozyum açılış bildirisine geçildi. URSİNUS, “17. yüzyılda Zındık ve Günahkarlar: Şikayet Defterlerinden İki Örnek” adlı açılış bildirisinde Osmanlı arşiv belgelerinde Alevi topluluklar ile ilgili şikayetleri konu alan iki örnek üzerinden hakim bakış açısının Alevi toplulukları nasıl tanımladığını ve davrandığını mevcut literatürü de analiz ederek dinleyicilere sundu.

Sempozyum açılış bildirisinden sonra 7 Eylül Cuma günü 2 oturum, 8 Eylül Cumartesi günü 4 oturumda bilim insanları Alevi inanç sisteminin farklı yönlerini analiz eden bildirilerini sundular. Her oturumun sonunda ayrılan tartışma bölümünde bildiri sunan akademisyenlere sorulan sorular ve katkılar ile sempozyum, bir bilgi şöleni halini aldı.

Sempozyumun ikinci gün akşamı Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü ve Bektaş-i Veli Vakfının inançsal merkezi olarak hizmet eden Malberg’deki dergahta sempozyuma katılan bilim insanları ve dinleyicilere açılan Bektaşi sofrasında muhabbet edildi. Sofrada sempozyumun gönülden bir değerlendirmesi yapıldı. Nefesler ve muhabbetlerle güzel bir gece yaşandı. Ayrıca Dergahtaki sofrada müzikoloji ve özelde Alevi – Bektaşi müziği konusunda uzmanlığı ile bilinen Prof. Dr. İrene MARKOFF’un bağlama ile okuduğu nefesler ise geceye unutulmaz anlar kattı.

Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü adına sempozyuma katkı sunan bütün bilim insanlarına, dinleyicilere ve sempozyumun gerçekleşmesinde gönülden hizmet eden bütün canlarımıza şükranlarımızı sunar, bir sonraki faaliyetimizde beraber olmayı temenni ederiz.

Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü Adına  Başkan Gülizar Cengiz

 

Wüizburg  (9-17 Eylül)

Hüseyin Toprak.  Avrupa gezimde Muharrem etkinlikleri çerçevesinde farklı şehirlerde sohbetlerim olacak. Ben ise bu zaman aralığını yola gönül vermiş, hem de en çok sevdiğim yörelerden birisi olan Sivas Divriği Çamşıhı bölgesinden Hüseyin Abdal evlatlarından, Hüseyin Toprak’la geçirmeyi planlamıştım. Var olsun Gülizar Cengiz’ler her daim olduğu gibi benimle ilgilendiler, beni uzun ve zevkli bir yolculuğu olacak trene kadar götürüp, Wüizburg’a uğurladılar.

Her daim olduğu gibi her birisini anlatsam sayfalar dolacak, tüm gezilerde olduğu şekliyle, hiç kimsede olmayan bir açlıkla çevreyi adeta çölde kalmış bir insanınki gibi susamışcasına, izleye izleye yol alıyorum. Ama yok yağma diyorum, kendi kendime, bu gezide en az altı kitap okuyacaksın! Yanıma aldığım kitapları yollar da, arada derede okumam gerekir, diyorum. Kah kameramla, kah fotoğraf makinemle yine çok da normal olmayan bir şekilde binlerce fotoğraf karesiyle hem yol boyu, hem de ulaşınca her yeri en ince ayrıntısına kadar belgelercesine fotoğraflıyorum.

Wüizburg; senin böyle güzel bir şehir olacağını nereden bilecektim?

Dünyada yaşayamayacağım çok az yer var… Çölde de olsa, tundralarda da olsa yaşarım ben. Ben de aslında ne güzel ki bir yaşama aşkı var, ölümsüz bir şekilde.

Ama ne diyeyim ben bu Almanya’ya, Avrupa’ya nasıl bir aşk duymam? Burada bu güzellikler içinde yaşama aşkını daha derinden duymamak mümkün mü? Doğanın, tarihin, insanlığın emaneti verilmiş buralara… Gez gez bitmez; her taraf parklar, bahçeler, güzel evler… Her daim dediğim gibi, sana ne karışan var, ne söz söyleyen var, yolda yürürken seni ne rahatsız eden var… On kilometrelerce yürü, yürü, yürü bu güzellikler içinde, bıkılır mı? Ben bıkmıyorum, bıkmam da…

Almanya’nın ve de Avrupa’nın her köşesinin birbirinden güzel olmasının yanında Wüizburg’un gerçekten bu kadar güzel bir şehir olabileceğini nereden bilebilecektim? Ne de iyi etmişim buraya gelmekle. Buraya gerçekten doyulur mu? İster yeşillik bir alan, ister tepelik bir alan, ister koruluk bir alan, isterse kentin merkezinde Avrupa tarihine şu veya bu şekilde etki etmiş olayların, insanların tarihi mekanları… Her bir köşesi bir hazine saklı Wüizburg’un. Gerçek anlamıyla bir büyük tarihi anıt olan gez gez bitmez kalesini mi,  aynı zamanda bir inanç merkezi olan tarihi sarayı, daha doğrusu saraylarını mı anlatayım, sizlere? Geniş, rahat meydanlar, saatlerce yürü bitmez parklar, akan nehrin kenarında her türden insanın varlığı? Aynı zamanda dingin, sakin geçmiş zamanların uğultusunu ağır ağır demlenmenin yerleri… Her taraf farklı farklı ağaçlarla dolu. Bu arada tarlalar uzanıyor hemen kentin köylerinin kenarlarında… Cevizler salkım söğüt bir şekilde meyvelerini sunuyorlar insanlara. Üzüm tarlaları artık sonbaharın hasatında, gelen geçen yolculara gün batımı son lezzetlerini sunma telaşındalar. Her taraf her türden, şekilden, büyüklükten kabaklarla dolu. Her tarafta güzel kokular, güzel renkler…

Hüseyin Toprak ise bu şehirde bir bambaşka sima… Her türlü zorluğu kendi kendine aşmasını başarmış, bir yaşama ustası. Harika düzeyde Almancası var. Ama bence daha da önemlisi başta Almanlar olmak üzere her milletten insanla sarmaş dolaş, dost- kardeş olabilmesi, ahbaplık ilişkisini kurabilmesi. Böylece yaşı itibariyle, eğitimini Avrupa’da yaşmış gençlerimizin dışında, bir önceki dönemde de buraya gelip buraya uyum sağlayabilmenin bence sembollerinden.

İşinin ustası bir sanatçı; iyi bir iç dekorasyon inşaat ustası. Ama bence o her işten anlıyor, iyi bir aşçı, iyi bir baba, çok iyi bir evlat…

Ama tüm bunların dışında onun bence en güzel yanı, içindeki bir aşk ve samimi sevgiyle Alevi Bektaşi Yolu’nda bir şeyler yapmak istemesi. Ben onda bunları gördüm. Hele hele de Balkanlar’a, oradaki tekke ve dergâhlarımıza aşkı, sevgisi, ilgisi, yardımı dile getirilmesi gereken gerçekler. Bunu zaten bu yazın çok net bir şekilde görmüştüm. Kendisiyle Makedonya’da, Arnavutluk’ta gezilerde birlikte olduk, yorulmadan, bıkmadan, yüzünde gülümseme eksik olmadan, devamlı yol alma telaşındaydı. Tekkelere bağlılığı bir başkaydı. Gerçekten helal olsun böyle can insanlara.

İşte bu can dost benimle bir hafta boyunca ilgilendi. Birçok yere gittik birlikte, gezdik, sohbet ettik, söyleştik. Yüreği ışıl ışıl bu güzel insan bana yardımcı oldu. Hakk ondan razı olsun. Tüm ailesi, hele hele de benim de çok sevdiğim oğlu Murat’a bağlılığı, babasına büyük saygısı ve hizmetlerini dile getirilmesi gereken şeyler.

Var olsun, sağ olsun… Kendisiyle bir tavuk çiftliğine de gittik, aynı zamanda dostlarına dağıtması için birlikte ceviz de topladık, dostları toplayıp muhabbet de eyledik.

Sağ olsun, var olsun, hizmetleri kabul olsun. Aynı zamanda benimle candan ilgilenen bir güzel yürek canım Murat’ıma sevgi ve hayat boyu mutluluk dileklerimle…

Wüizburg yakınlarındaki Randersacker’da bir baştan bir başa her yeri gezme aşkıyla çevrede dolaşırken, gerçekten de insan bir güzel ruh halinde, bir ruh dünyasında şu anda, şurada duygularını sözlere dökse şair olur, diye düşündüm. Ben böyleyim gerçekten, ağaçlar, ağaçlar, ağaçlar ve doyumsuz ve ölümsüz doğa… Doğanın büyüsü beni bir gün şair yapacak. Murat’ımla kalenin burçlarından bakarken öyle güzel duygular kabardı ki içimden, çekip gitme özlemi, yeşilliğin ortasında bir yol bulma ve oradan giderken huzura erme düşüncesi beni sardı… Böyle bir köyde yaşamak ömrü uzatır, böyle yerler insanı gerçekten şair yapmasa da şiir yazdırır!

Hüseyin Toprak canıma en içten sevgi, saygı ve ömür boyu mutluluk duygularımı iletiyorum. İyi ki böyle insanlarımız var…

 

Almanya Muharrem söyleşileri programı da belirginleşti bu arada.

Bana bu konuda yardımcı olan gençlerime bin muhabbetlerim vardır…  Köln’de Alevi Bektaşi Akademisi’nde tanıştığım Engin Reyhan canımın da gayretiyle kendi aralarında yazışarak bir güzel program çıkarmışlar benim için. Birçok gencimiz var hangisini sayayım ki, şimdiden tam bir olgunlukta, her gelenle candan gönülden ilgilenen, biricik Mehtap – Ogün Karacan Cengiz çiftini mi saysam, yoksa yine gece gündüz koşturan Ceyhun Alıçlıdağ mı? Onlarca böyle yürekli, bilinçli, kararlı, aydınlık gencimiz oldukça geleceğimiz de aydınlık olacak inşallah.

İyi ki yolumuza hizmet eden, hiçbir kaygı beslemeden özveriyle uğraşan genç yüreklerimiz var…

ALEVİ TOPLUMU WEİBENBURG’TA MUHARREM SOHBETİ

Yine yollardayız, ne güzel. Yol boyu Allah tüm güzelliği bu ülkeye vermiş sanki dedirten manzaralar var. Gideceğimiz yeri ararken, sapsarı çiçekler, yeşillikler içinde kiliseler, tarihi binalar, düzenli sokaklar… Çayırı çayır, ormanı orman, şehir şehir bir ülke Almanya. Ben burada doğup büyümeliymişim aslında. Akçaağaçları da bol, çınarları, çamları da bol bu güzel ülkenin. Sonbahardayız ama sanki ilkbahar görüntüleri de var doğada. Sonbaharda ilkbahar da yaşanır mı? Elbette yaşanır; zaman zaman ılık bir hava, zaman zaman papatya tarlaları, zaman zaman tarlalar, vadiler, tepeler içinde hayvanlar, sokaklarda bisikletleriyle bir yandan bir yana giden gamsız gibi görünen insanlar, gençler ve de çocuklar… Güven duyuyorlar ülkelerine, geleceklerinden eminler, yurtlarını çok mu çok seviyorlar bence buralarda yaşayanlar… Huzuru yakalamışlar, çevre diye bir şey yok zaten, çevre-ev- iş yeri ayrımı yok yani burada; hepsi bir bütün. Bir bütünlükte yaşamanın anlamını kavramışlar. Yaşama böyle anlam katmışlar. Yaban hayatı mı? Ne demek? Elbette her türden kuş türü de, yabani meyve ağacı da var, her türden çalı, ot, çiçek de var burada. Tümü senfoni orkestrası gibi rüzgâr estikçe güzelliklere güzellikler katmak için zaten hazırlar. Doğaya dost, çevreyle kardeş, insana saygı ve sevgiyi, yolda rahat rahat huzurlu yürüyerek, yürüdüğü yolları razı eden Avrupalıları gel de sevme?

Hüseyin Dede’yle çok güzel sohbet ede ede varıyoruz bir güzel kente; Nürnberg yakınlar’ndaki Hauptstraße 23a (Fischergasse) 91757 Treuchtlingen adresindeki derneğimizde gül yüzlü canlarımızla buluştuk. Bir kısmı daha yeni Türkiye’den tatilden dönen canlarımız, artık insanların yarı zamanlarını Türkiye’de geçirmeyi tercih ettiklerini, Türkiye’de yaşanan her şeye rağmen Türkiye sevdasının devam ettiğini söylüyorlar. Bu tüm Avrupa kentleri için böyle sanırım. Özellikle yaşlı kuşak kesinlikle ilkbahardan kışa kadar Türkiye’de; ya köylerinde, ya tatil beldelerinde yazlıklarında, ya da şehirlerde zamanlarını geçiriyorlar.

Ortalık tüm Avrupa’daki derneklerimizde olduğu gibi pırıl pırıl, ışıl ışıl. Tüm canlarımız helal lokmalarını yanlarında getiriyorlar. Muharremdeyiz, matem günlerindeyiz. Bunun bilincinde ayırdında olan gül yüzlü canlarımız bizi bağırlarına basıyorlar, çok güzel ilgi ve alaka gösteriyorlar. Gençlerimizin, çocuklarımızın olması hele bir üst katta onlara odalar ayrılması en büyük sevincimiz. Küçük bir yerleri var. Ama yüreklerindeki sevgi burayı tüm insanlığı kucaklatacak şekilde büyütmüş.

Bu güzel ortamda bizler de üç saat boyunca; inançlı, yürekli, Alevi Yolu’nun aydınlığıyla yaşayan ve farklı yörelerden gelerek burada birlik kuran samimi dostlarımızla sohbet ettik.

Oldukça verimli geçen bu söyleşimizde bizleri içtenlikle ağırlayan her birisi birbirinden değerli olan canlarımızın tümüne; başta başkanımız Hilal Köse ve başkan yardımcımız Zöhre Gönül olmak üzere, en içten sevgi, saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum…

Bu arada bu güzel dostlarla bir araya gelmemize vesile olan Yolumuzun değerlerini yaşatma konusunda çok güzel çalışmaları olan Remzi Kaptan canıma da ayrıca teşekkür ediyorum. Her daim var olsun, önü açık ve aydınlık olsun… Aynı gönül güzelliğiyle, bir daha buluşmak umuduyla, sevgi, saygı ve muhabbet duygularımızla oradan ayrılıyoruz…

Çok sevgili Hüseyin Toprak canım aynı zamanda çalışıyor. En büyük nimet olan çalışmak, alın teri en güzel rızktır. Onun bir tanıdığı beni tren istasyonuna bırakıyor.

Gül yüzlü canlarıma doyamadan, yüreğimde çok güzel duygularla bu beni büyüleyen kentten ayrılıyorum… Aynı şekilde geldiğim gibi yine bir tren yolculuğuyla Köln’e doğru hareket ediyorum…

 

Trenler…

Trenler Avrupa’da benim yazgım oluyor bu sene. Abartmıyorum, belki de uzun yıllar benim kadar fazla trene binmemiş Avrupa’da yaşayan canlarımız vardır. Bunun bir nedeni de sanırım bizim insanımız daha çok araba kullanmayı sevdiği için, bazen zorunlu olunca treni tercih etmesidir. Oldukça da pahalı olan, abartıldığı gibi çok da konforlu olmayan, zaman zaman Türkiye’yi hatırlatır derken onu geçen manzaraların yaşandığı Avrupa’da tren yolculukları… Bir kere trende oturak sayısından fazla yolcu mutlaka oluyor. Her duraktan binenlerle, inenler eşit olmadığı için çoğunlukla insanlar ayakta yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar. İlginç şeyler de oluyor, burası Avrupa her şey tıkır tıkır işler diye bir şey yok. Bal gibi trenler de geçiyor, aksaklıklar da yaşanıyor. Diyelim ki, bir kişi ayakta kalmadan oturarak seyahat etmesini garanti altına almak istiyor. O zaman ilaveten para ödeyip oturduğu yer için de ayrıca bir numara alıyor. Ama gelin görün ki, burası Avrupa’dır, Ayhan Aydın yanlış kompartımana binmiştir de demeyin, yer konusunda da karmaşa yaşanıyor. Anlaşmazlıklar çıkıyor. Bir keresinde de satın aldığım bilet ve yer numarası sevinciyle treni beklerken, vagon sayısı az olan bir tren geldi, mecburen ona bindik, yine de sıkıntı yaşadık. İçip içip milleti bezdirerek yüksek sesle şarkı söyleyenler, oradan oraya durmadan yer değiştirenler, yüksek sesle konuşanlar, yer varken oturmayıp insanların başında bekleyenler, sık sık yaşanan aktarma problemleri, zaman zaman trenlerin gecikmeleri… Neyse birçok kez trene bindiğim için Avrupa’da trenlerle ilgili sorunları gözlemleyebildim.

Avrupa’da trenler hem çok pahalı, hem de kesinlikle koltuk sayısından fazla yolcu biniyor trenlere… Hızlı, güvenilir seyahat derken, kapitalist batı sistemi, trenlerle de olsa hiç de zarar etmeden, belki de epeyce de kar ediyor, ulaşımdan!

Ama ne dersin, bizde ise hızlı tren, deyip sudan ucuz insan canı almıyor bu sistem…

 

17 Eylül

HAMM HAKBİR ALEVİ KÜLTÜR BİRLİĞİ MUHARREM SOHBETİ

Tren dedik de, Hamm Hakbir Alevi Kültür Birliği Başkanı çok sevgili Vahdettin Taş beni almaya trenle ta Köln’e gelmiş. Bu güzel insanların emeği gerçekten ödenmez… Bu bir mübalağa değildir, bir yazarımız gelmiş, işte akademisyen hocamız gelmiş, bir dedemiz gelmiş, bir zakirimiz gelmiş, bir sanatçımız gelmiş, diyerek kilometrelerce uzaktan gelip sizi alırlar.

Ben aslında yine bugün de Köln’de Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü’ne uğrayacaktım. Orada işim vardı. Ama şimdi doğrudan Hamm’a gitmek gerekti. Neyse böyle belki de daha iyi oldu. Dönüşte tekrar uğrarım, dedim. Çok sevgili Hasan Cengiz’in dediği gibi, belki de tüm Avrupa’nın en merkezi şehri Köln’dür. Birçok bakımdan merkezi bir noktadadır. Bir daire çizsen, birçok Avrupa kendine eşit mesafededir. Her türlü işini halledip buraya dönme şansın vardır, dediği Köln gerçek anlamıyla merkezi bir şehir.

Çok sevgili başkanımızla yine bir tren yolculuğu yaparak, yani kaldığımız yerden devam ederek, Köln’den Hamm’a doğru yol alıyoruz. Birbirinin devamı olan şehirler… Yahu; Köln, Duisburg, Düsseldolf… Birçok kentin aslında aynı sırada birbirine yarım saat, ile bir saat mesafede olduğunu daha iyi anlıyorum. Bocuhum’un da Klefelt’in de buraya yakın olduğunu anılıyorum…

Yolda yine dikkatimi çeken, bu sefer liseli gençlerin trenlere hücum etmeleri oluyor. Bizlerde otobüslere hücum eder gibi burada da gençlerin, işçilerin trenlere yöneldiklerini görüyorum, okul için, eve gitmek için, iş için yine de en çok tercih edilen ulaşım aracı trenler. Ama burada Türkiye’deki gibi değil; trenlerde şehir içi, şehir dışı ayrımı diye bir şey yok burada… Trenler her yerden, her istasyondan geçiyor, aktarma yaparak şehrin çok uzak noktalarına, başka şehirlere rahatlıkla gidebiliyorsunuz… Kimin işine hangisi yarıyorsa atlıyor, yoluna devam ediyor… Aslında bunun çok da hoş yöne var; yolculuk hep devam ediyor, trenler hiç durmuyor, yolculuklar hiç bitmiyor Avrupa’da!

Bizler de şehrimizin istasyonda inip başkanın arabasına binerek doğrudan derneğe gidiyoruz.

Dernekte canlarımız var; bacılar her zamanki gibi hazırlı içindeler. Tüm Avrupa’da olduğu gibi derneklerde muharrem için canlarımız çoğunlukla derneklerde hazırlık yapıyorlar veya evlerinden lokmalarını getirenler de yine dernekteki hazırlananlarla birleştiriyorlar her şeyi…

İlk kez geldiğim dernek yeri beni çok etkiliyor… Çok geniş bir avlusu olan, her şey için elverişli geniş salonu ve hele de değil Türkiye’de Avrupa’daki hiçbir kurumda görmediğim şekliyle çok modern bir misafirhanesi beni çok etkiliyor derneğin. İnsanımızın bu güzelliğine, bu düşencesine karşın dedelerimizin de, yazarlarımızın bunun karşısında halkımıza yolumuzun gereği hizmet etmeleri gerektiği bir kez daha görünmüş oluyor.

 

17 Eylül Muharrem Söyleşisi

Her birisi birbirinden değerli gül yüzlü canlarımızla bir araya gelerek Hamm’da güzel bir birlik kuran dostlarımızla, Yolumuzun değerleri üzerine verimli bir söyleşi gerçekleştirdik…

İnançlı, itikatli ve gençlerimizi de kucaklayan, yüreği İmam Hüseyin aşkıyla dolu HAKBİR’in temel taşı canlarımızla; Alevilik, ocaklar, dedeler, gençler, sorunlarımız üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik… Muharrem Sohbetlerinde dualar edildi, mersiyeler söylendi, getirilen lokmalar paylaşıldı. Bu ilgiyi bize gösteren bu emektar insanlara şükranlarım vardır. Aşk ola. Muhabbetlerimiz daimdir. Katılan canlara aşk olsun.

 

18 Eylül HAMM HAKBİR ALEVİ KÜLTÜR BİRLİĞİ

MUHARREM SOHBETLERİ DEVAM EDİYOR…

Her birisi birbirinden değerli gül yüzlü canlarımızla bir araya gelerek, Hamm’da güzel bir birlik kuran dostlarımıza bugün Balkanlarda yaşayan Alevi Bektaşi Kültürü üzerine bilgi vermeye çalıştığım verimli bir söyleşi gerçekleştirdik…

İnançlı, itikatlı ve gençlerimizi de kucaklayan, yüreği İmam Hüseyin aşkıyla dolu HAKBİR’in temel taşı canlarımıza bugün aynı zamanda Aleviliği iyi bilen ve anlatan çok sevgili Cafer Kaplan Dedemiz de seslendi. Cafer Kaplan Dedemizin Alevi değerleri, İmam Hüseyin’in mücadelesi ve Alevilik için anlamı ve dedelerimizin ve erenlerimizin bu yoldaki önemleri ve yaşanan bazı sorunlarla ilgili görüşleri büyük bir ilgiyle dinlendi. Cafer Kaplan Dede, bugün çevremizde yeni Kerbelalar olurken, Aleviler üzerinde yeni oyunlar oynanırken buna karşı kayıtsız kalmanın Alevilikle bağdaşmayacağını dile getirerek bu konularda duyarlı olmamız gerektiği üzerinde durdu…

Muharrem sohbetlerinde dualar edildi, Kurca Çelik tarafından çok içli mersiyeler ve nefesler söylendi, getirilen lokmalar paylaşıldı. Bu ilgiyi bize gösteren bu emektar insanlara şükranlarım vardır. Katılan canlara aşk olsun.

Bayram Baydemir sevgili eşiyle HAMM’DA çok güzel geziler yaptık. Yazsam herhalde her şehir için birkaç sayfa yazı yazmam gerekir. Hamm’ın da yine ne güzel bir kent olduğunu gördüm. Gösterdikleri ilgiye çok teşekkür ediyorum. Var olsunlar…

 

Aşırı Sıcaklar

Bu sene Avrupa’ya damgasını vuran şeylerden birisinin de aşırı sıcaklar ve kuraklık olduğunu anladım. Belki de elli altmış yıldır böyle bir sıcaklık ve kuraklık görmeyen Avrupalılar yani görüştüğüm Almanya, İsviçre, Fransa ve Hollanda’da yaşayan canlarımız bu duruma inanamadıklarını söylüyorlar. Hava gerçekten de tüm sonbahar boyunca çok sıcaktı. Alışık olmadık şekilde her zaman bol yağmurlu Avrupa’da bu sene tüm yeşillikler kurumuştu.

 

19 Eylül LÜDENSCHEID ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ

Bugün, LÜDENSCHEID Alevi Kültür Merkezi’nde çok sevgili dostlarımızla Muharrem Sohbetlerinde bir araya geldik. Oldukça verimli geçtiğine inandığım böylesine bir buluşmada gül yüzlü canlarımızla bizleri bir araya getiren başta başkanımız çok sevgili İrfan Aydoğan olmak üzere tüm yöneticilere çok teşekkür ediyorum.  Gençlerimizin de ilgi gösterdiği sohbetimizde Ali Dedemiz gülbengleri verdi.  Canlarımızın hazırladıkları lokmalar razılıkla paylaşıldı. Hizmeti geçenlerin hizmetleri kabul olsun. Aşk ile… Yine büyük özveride bulunarak kendi olanaklarıyla inancımızın yaşaması için çok geniş bir mekâna sahip olan dernek bu konuda bir başarıya imza atmış. Burası eski bir okul binasıymış. Birçok odası, salonu olan bina verimli kullanıldığında gerçekten de tüm çevresinin ana merkezi olabilir. Burada da özellikle kadınlarımızın, gençlerimizin ilgisi beni her zamanki gibi çok mu çok mutlu etti. Gençlerimiz bir şeyleri öğrenmek, bir araya gelmek, bir sevgi çemberinde buluşmak için kültür merkezimizi ihmal etmiyorlar. İrfan Bey’in evinde de yine yolumuz, erkanımız, gençlerimize sahip çıkılması gerektiği konularında güzel sohbetler ettik. Ayrıca çok sevgili başkanımız İrfan Aydoğan ile yakınlardaki bir göl çevresinde uzun bir yürüyüş yaptık, sohbet ettik. Yemyeşil bir alanda, daha önce bir ticaret merkezi de olan, bu yörede insanlarımızı bir araya getiren dostlara ne mutlu…

 

20 Eylül SUNDERNS ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİNDE

On Muharremde Sunderns Alevi Kültür Merkezi’nde Aleviliğin değerlerinde gerçek anlamıyla buluşmuş her birisi aydınlık yüzlü canlar canı dostlarınızla bir araya geldik. Gönlümüzün gamı gitti. İmam Hüseyin ve 72 yoldaşı için gözyaşı döken bu Anadolu’nun tüm güzelliğini buraya getirip yaşatan pırlanta gibi insanların itikadı, ilgisi, sevgisi benim umutlarını tekrar tekrar arttırdı.

Özellikle gençlerimizin de baştan sona ilgiyle dinledikleri söyleşimiz yaklaşık üç saat sürdü.

Bu olanağı bana sağlayan özellikle de diğer bazı derneklerle de buluşmama imkân yaratan Engin Reyhan kardeşime, can insan Aleviliğin geleneksel değerleriyle yaşaması için gayret gösteren, zekâsı, ileriyi gören fikirleri, birleştirici yapısıyla herkesi kucaklayan Mahir Şahin canıma da ayrıca bin şükranlarım vardır.

Hele şimdi üniversite okuyan inançlı, su katılmamış dürüstlükte yüzlerce gencimiz gibi bizim umut kapımız olan benimle gün boyu ilgilenen Koray Bozkurt’u da kutluyorum.

Cevdet Sunay Akdemir Dedemiz getirilen lokmalara dualar verdi, çerağlarımızı yaktı, gülbeng okudu… O da, tüm dedelerimiz de var olsunlar… Yolumuz inançlı, meraklı, samimi, okuyan gençlerimizle geleceğe taşınacaktır. Onlar var olsunlar. Ne güzel, ne güzel, ne güzel… Alevi- Bektaşî Yolunun değerleriyle yaşamak, bu değerleri aynı şekilde devam ettirenlerle bir araya gelmek, bu mutluluğu yaşamak ne güzel… Hakk bizleri Şehitler Serdarı İmam Hüseyinlerin ve bu güzellikleri var eden eren ve evliyaların, pirlerin, mürşitlerin, baba erenlerin yolundan ayırmasın.

Aşk ola. Muhabbetlerimle…

Koray Bozkurt canımla Sunders yakınlarında bir gezi yaptık. Üniversitede okuyan, anne babasının yıllar önce buraya gelip yerleştiğini söyleyen bu gül yüzlü canımla güzel saatler geçiriyorum.  Bir küçük güzel göl, altta bir küçük baraj, her yerde bulunmaz, yüce dağlarda bulunur çam ağaçları, ormanlara doğru uzanan derin güzeller güzeli bir vadi… Burası gerçekten de turistlik bir beldeymiş. Ben de diyorum ki, yahu şuraya buraya değil, Avrupa’ya özellikle Almanya’ya gezmek için gelinir, turist olarak… Böyle inançlı, itikatli, dürüst, tertemiz gençlerimizin olması bizim umudumuzdur.  Aşk ola onun gibi gül yüzlü gençlere…

Ertesi gün hafif yağmur altında Meschede’de Cevdet Sunay Akdemir Dedemizle bir gezi yaptık. Sonrasında gül yüzlü dedemizin evine vardık, bir yoğun yağmur altında. Meğerse gül yüzlü dedemin evinin bulunduğu yer de ne güzelmiş. Çam ağaçları içinde yaşanmaz mı? Elbette böyle tatlı tatlı anlatan Ayhan bilmez mi ki, burada yaşam ne kadar zor, çalışma şartları ne kadar ağır? Elbette bilir ama ne yapsın, onun gönlü hep doğada… O hiç durmasın da devamlı gezsin gezsin… Daha öncede söylemiştim de tekrar edeyim, burada Avrupa’nın tüm kentlerinde kent merkezlerinden dereler akar durur. Ama Türkiye’de buna rastlayamazsınız. Çünkü insanlığı kuruttukları gibi, doğayı katlettikleri gibi, şehirlerde dereleri de kuruttular, yok ettiler. O doğal güzellikleri tekrar yakalayamadığımız müddetçe bizler adam olamayız, çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakamayız, devlet ve millet olarak.  Her zaman bekleriz, burası senin evin diyen bu insanların samimiyetleri beni çok mutlu ediyor. Her daim işleri rast gitsin, diyorum.

Bu gül yüzlü canlarımıza çok mu çok teşekkür ediyorum. Şükranlarım sonsuzdur…

 

21 Eylül 2018 PADERBORN ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ

Paderborn Alevi Kültür Merkezi’nde gül yüzlü canlarımızla Muharrem Sohbetlerinde buluştuk. Modern bir salonu olan, hemen bitişiğindeki binada da hem misafirhane, hem de gençlere eğitim etütleri yapan, her yörede olduğu gibi çok mu çok inançlı bu gül yüzlü insanlara çok teşekkür ediyorum.  Samimi, candan, bir gönül eri olan sevgili başkan Hüseyin Tosun telefondan canlı yayın yaparak, konuşmalarımızı halka taşıdı, ilgisinden alakasından dolayı kendisine çok çok teşekkür ediyorum. Beni trene bindirene kadar eşlik ettiler. Var olsunlar… Başta Hüseyin Tosun olmak üzere tüm yöneticilere bu güzelliği yaşattıkları için çok teşekkür ediyorum…

 

23 Eylül

Almanya’da Alevi -Bektaşi Kültür Enstitüsü / Hacı Bektaş Vakfı – Dergâhımızda güzel canlarımızla…

Yine aktarmalı bir tren yolculuğundan sonra yani bilmem kaçıncı kez Köln istasyonuna gelip, bir başka trene bindikten sonra, yine dergâhımıza varıyorum. Can dost, yol ve hizmet ehli gül yüzlü Haydar Soylu Babaerenler (Dedesultan) beni tren istasyonundan alıp dergâha getiriyor.

Yine aynı havayı solumak gerçekten bana büyük bir mutluluk veriyor. Evet, kısmet oldu bu sene canlarımızla aşureye katılmaya. Herkes her zaman ki gibi bir hizmet eri olarak çalışıyor. Bu sene genel bir davetli kitlesi yok. Dergahta bulunan canlar baş başa bu sene, sempozyumun da verdiği etkiyle (biraz da yorgunlukla), maneviyat bahçesinde bir matem geçirip, aşureyi nuş etmek istiyorlar. Ben ise bu güzel havayı solumaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Dergahta olmak aynı zamanda bir ayrıcalık, öyle ya, hem baharını Hıdırellez’le yaşamak, hem sempozyumda yine önemli akademisyenlerle birlikte olmak, hem de şimdi hem sonbaharı burada karşılamak, hem de Aşure’ye katılmak… Türkiye’den sadece bana nasip oldu bu sene, bu üç etkinlik ve dönemde de bulunmak.  İlkbahar’da da çok güzel, sonbaharda da bambaşka güzel dergah… Bu sefer baharda ekilenlerin derlenmesi zamanı. Gülizar Bacısultan ve Hasan Cengiz Erenler tam da doğa aşıkları gerçekten de. Hem de bu dergahı ne de çok seviyorlar, ne de çok koruyorlar, ne de çok önem veriyorlar. Verilmez mi, elbette, amenna… Ama onların ki gerçekten görülmeye değer bir aşk halinde sevgi.

Cevizler toplanmalı, soyulmalı, aşureye atılmalı! Neden? Eee dergahın cevizinin dergahın aşuresinde bulunması çok manidar olur. Bizler de bu güzellikleri yaşadığımız için ne kadar mutlu olsak azdır. Şükürler olsun. Bunları da yaşadım ben…

Dergahta Matem…

Dergamızda 23.09.2018 Pazar günü saat 14.00 da, Haydar SOYLU Babaerenlerin yürüttüğü Matem Erkanına farklı yörelerden, farklı inançlardan gelen mihmanlar katıldılar.

Dualar ve gülbanglar eşliğinde Aşure Erkanımız yürütüldü. Sayın Cem TİKİL, Sayιn Ufuk ELİK`in sazı ve Sayın Seda AYDIN`ın neyi eşliğinde Kerbela ile ilgili mersiyeler okundu.

Aşure erkanı akabinde Aşure Sofrası (Fatma Ana Sofrası) açıldı. Sofrada Muharrem ve Kerbela üzerine bilgiler verildi.

Dergahımızda hazırlanan kurban ve lokmaların yanı sıra gelen mihmanlarımızın getirdikleri lokmalar barış, kardeşlik ve huzur içinde cümle canlarla birlikte paylaşıldı.

Soframız acıların son bulması, kurtuluş, barış ve huzura kavuşmanın simgesi olan Aşure`nin sunulması ile son buldu.

Dergah’daki matemden sonra Köln merkezde, Gülizar – Hasan Cengiz’lere bir hafta mihman oldum. Gülizar Hanım Türkiye’deki bazı işleri için İstanbul’a hareket etti. Onun yokluğunu Hasan Abi ve çocuklar bana hissettirmediler. Var olsunlar.

Köln’de…

24 Eylül 2018

Bugün saat: 19.00’da (Türkiye saatiyle 20.00’de) çok sevgili üstat Gazeteci Zeynel Gül dostumuzun Can Tv.’deki programına konuk oldum.  Pirlerimizin de telefon bağlantılarıyla katıldıkları programın verimli geçtiğine inanıyorum. Zeynel Gül dosta ve Can Tv. emekçilerine muhabbet duygularımla…

 

25 Eylül 2018

Bugün de Almanya’da Avrupa Alevi örgütlenmesinin en önemli yapısal kurumu olan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nu yani AABF’yi ziyaret ettim. Yolun emekçileri olan ve kültür dünyamızın temel yapı taşı ve iletişim bağımızın temsilcileriyle bir araya gelip sohbet ettik.

Yol Tv.’den Mahmut Akgül, uzun yıllardan beri federasyonda hizmet yürüten televizyoncu-yazar Metin Kaçmaz ve Alevilerin Sesi Dergisi Yayın Yönetmeni Fuat Ateş’e bana gösterdikleri ilgiden dolayı çok teşekkür ederim.

Ayrıca ziyarette can insan Şükrü Yıldız’la da kavuşmuş olduk.

Dostlara; yazarı olduğum, Anadolu’nun aydınlık birikimini yansıtan Divriği Gazetesi’ni hediye ettim. Kendilerine muhabbetlerimi sunarım…

 

İki Can Dostla Sohbet…

2014’de Bonn’da tanıştığımız çok sevgili Devrim Demircioğlu ve Muharrem Doğan canlarımla bir araya geldim. Temasımızın devam ettiği, yazılarını da takip ettiğim Devrim Demircioğlu ve Muharrem Doğan çok, ilgili, araştıran, okuyan,  inançlı, dürüst insanlar. Beni Köln’den arabayla alan bu can insanlarla, Bonn-Köln arasında bir Türk lokantasında kendileriyle uzun uzadıya sohbet ettik.

 

27 Eylül 2018

Köln’de Sonbahar Keyfi…

Bugün Köln’deki işleri bitirdim. Sabah da televizyoncu-yazar, AABF’da uzun yıllar emek vermiş olan çok sevgili Metin Kaçmaz dost benimle bir söyleşi yaptı.

Sonrasında ise Köln Ren Nehri ve çevresinde 3 saatlik bir yürüyüş yaptım. Köln sanki benim şehrim oldu. Abartısız saatler boyunca yürüyüşlerle kendi kendimle baş başa kaldım uzun süre… Çok çok ilginç anlar da oldu…  Pusula gibi kaldığım yeri ezberledim, sonrasında git gidebildiğin yere kadar, kaybolma korkusu olmadan kilometrelerce yol aldım. Ren Nehri boyunca köprüleri geçtim, bir aşağı bir yukarı. Ağaçları tanıdım türlü türlü… Yolculuklarım birer keşif gibiydi; hayat da böyle bir şey, devamlı kendi kendisiyle didişen, dertleşen, uğraşan insanoğlu, bazen korkar kendi kendisiyle baş başa kalmaya… Bazen de büyük bir mutlulukla, gün batımı gibi ufuk çizgisinde sonsuzluğa bırakır her türlü dertlerini, kederlerini, rahatlar…

Köln’de hem gezerek, hem okuyarak, hem bazı dostlarla bir araya gelerek verimli bir hafta geçirdiğime inanıyorum. Doğanın olmadığı, yok edildiği yerde de yaşamın hiçbir anlamının olmadığını uzun gezilerimle daha iyi kavradım.

Bir hafta boyunca Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü’nün arşiv çalışmalarıyla ilgili olmak üzere buraya çeşitli katkılarım oldu. Bir hafta boyunca beni evlerinde misafir eden çok sevgili Gülizar-Hasan Cengiz çiftine çok teşekkür ediyorum.

Yarın ise İsviçre’ye doğru yolculuk var…

Dostlara muhabbetlerimle…

Yol Boyu Okunan Kitaplar…

Merakla elime aldığım Yelda Yürekli’nin Tuzluçayır kitabı bende hayal kırıklığı yarattı.

Paul VERLAINE, çok sevdiğim ozan Erdoğan Alkan çevirisiyle… Daha önce de okuduğum bu seri bir kez daha Köln – Basel arasında trende büyük bir aşkla okuyup bitirdim. Duygu şiire böyle dönüşür… Ölümsüz sevgilerle…

(Devam edecek)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin escort | eskişehir escort | mersin bayan escort
istanbul escort

instagram takipçi hilesi instagram beğeni hilesi bakırköy escort ataköy escort şişli escort etiler escort beylikdüzü escort kadıköy escort maltepe escort escort bayan kartal escort avcılar escort

Tüm hakları halka aittir. İzin almaksızın her türlü paylaşım ve kullanım yapılablinir. Yazarların yazılarından kendileri sorumlu olup, sitemiz bir platform niteliğindedir.

kartal escort
izmir escortantalya escortizmir escortizmir escortpornojigologörükle escortporno izleanal pornobayan escortbursa escortescort gaziantepistanbul escortescort izmirizmir escortistanbul escortdenizli escortescort bayantravesti izmirizmir escort