hikaye
izmir escortantalya escortizmir escortizmir escortpornojigologörükle escortporno izleanal pornobayan escortbursa escortescort gaziantepistanbul escortescort izmirizmir escortistanbul escortdenizli escortescort bayankayseri escorttravesti izmirescort bayanbursa escort bayan

Alevi Gazetesi

CAN TV
Tarım şehrinde tarımın tarihi ve kötü kaderi – Erdoğan Doğan
102 views Okundu
04 Ocak 2019 - 16:45

Tarımın geçmişi günümüzden 10.000 yıl öncesine dayanmaktadır. insanların vahşi doğadan topladığı bitkisel besinlerini ve tohumlarını mağara önlerine düşürmesiyle başlamaktadır. Anadolu’da Abu Hurerya adlı yerleşim yeri (M.Ö.13500 yıllarında) kalma tarımsal aletlerlerin bulunmasına dayanılarak anlatılır.

İnsanoğlunun yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte; Aynı dönemlerde Çin ve diğer Asya ülkelerinde de başka yöntemlerle uygulanmaya başlayan tarım, zamanla Nil Nehri ve çevresinde yoğun olarak uygulanmaya başlanmıştır.

İnsanoğlunun tarihsel gelişimi içerisinde tarım da bir çok değişim ve dönüşüm gerçekleştirmiştir. Ülkemiz tarımı 1960’ lar da bir gelişim süreci yaşamakla birlikte ülke yöneticilerinin neoliberal politikalarıyla birlikte her geçen gün gerilemeye başlamıştır.

Türkiye’de tarım sektörünü serbest piyasa ekonomisine iterek gelişmiş ülkelerin açık pazarı kıldı. Tarım ürünlerine desteklerin son verilmesi, DGD’ye geçilmesi, tarım kredi faizleri yükseltilmesi, sübvansiyonlar kaldırılması. Ülke tarımında kör topal da olsa öncülük, koruyuculuk, düzenleyicilik rolü ortadan kaldırılması karşılığı krediler verildi. Tarım ülke çiftçilerinin ihtiyaçlarının karşılanmasına değil küresel şirketlerin karlılığına öncelik veren bir mecraya sokuldu. 4572 sayılı yasa ile çiftçilerin örgütleriyle bağının koparılması egemenliğini sağlamaktır. Bu yasa ile birlik yönetimlerinin üzerinde bir üst yetkiyle donatılan Yeniden Yapılandırma Kurulları (YYK) oluşturuldu. Kooperatif arsalarının satışı, işçilerin işine son verilmesi, entegre tesislerin şirketlere dönüştürülmesinde YYK belirleyici hale getirildi. Özelleştirilmelerinin önü açıldı. Entegre tesilerin şirketleştirilmesiyle ürünler şirketlerin belirleyiciliğine girmiş oldu, birliklerin özel, devlet ve yabancı banka şubelerinden kredi almasına engel konuldu. Birliklere kendi bankasını kurma yasağı getirildi. Üreticilerin birlikleriyle-örgütleriyle bağının koparılması bu yasa ile başarıldı. Özal; Su İşleri Genel Müdürlüğünü, Gıda Kalite Kontrol Genel Müdürlüğünü, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğünü, Zirai Mücadele ve Karantina Genel Müdürlüğünü, Toprak-Su Genel Müdürlüğünü kapatmıştır. Çayda ÇAY-KUR’un, tütün ve alkollü içeceklerde TEKEL’in tekelliğine son verilerek özel sektörün yani şirketlerin bu alanlarda etkin ve belirleyici olmasının önünü açmıştır. ANAP Hükümeti’nden sonra kurulan DYP-SHP Hükümeti de Neo-liberal tarım politikalarına ANAP’ın bıraktığı yerden devam etmiş, Et Balık Kurumu’nu (EBK), Yem Sanayii’ni (YEMSAN) ve Süt Endüstrisi Kurumu’nu (SEK) özelleştirmiştir. Hayvansal ürünleri ihraç eden bir ülke olan TÜRKİYE ithalatçı bir ülke haline gelmeye başlamıştır. DSP-MHP-ANAP Hükümeti, de IMF ve Dünya Bankası’nın atadığı Kemal Derviş’i ekonominin başına geçirerek neo liberal tarım politikalarının uygulanmasını kolaylaştıracak, küçük üreticilerin iflasını ve tasfiyesini sağlayacak yasaları çıkartmıştır. ‘’15 günde 15 Yasa’’ adı altında ‘‘Şeker Yasası’’nı çıkartarak şeker pancarı üretimini sınırlandırmış, ‘’Tütün Yasası’’nı çıkartarak tütünde alım garantisi veren, baş ve taban fiyat açıklamalarıyla üreticileri koruyan TEKEL’i devre dışı bırakmış, üreticileri şirketlerle tek yanlı ve korumasız bir şekilde sözleşmeli üretime mahkum etmiştir. Şeker pancarı çiftçilerin bitkisel üretim ile hayvancılığı bir arada yapabilmesine olanak sunan önemli bir bitkisel endüstri bitkisidir. 450 bin aile tarafından 65 ilde zıraatı yapılmaktaydı. 1 dekar şeker pancarından 4-5 dekar buğday ekerek elde edebilmekte şeker pancarı tarımı buğdaya göre 18 kat, ayçiçeğine göre 4,4 kat daha fazla istihdam yaratır, süt ve et hayvancılığını teşvik eder. Şeker yasası sonrasında, 200 bin büyükbaş hayvanın yaş küsbe ihtiyacı açık kaldı. 175 bin üretici üretim dışına çıkarıldı, şeker fabrikalarında çalışan işçiler işlerinden oldular, 18 milyon ton şeker pancarı üretimi geriledi, NBŞ ithal edip döviz kaybı yaşadık. Ekolojik denge azalan şeker pancarı üretimi oranında bozuldu, çünkü 1 dekar şeker pancarının sağladığı oksijen 3 dekar çam ormanına eşittir. Son 14 yılda NBŞ uygulanan yüksek kotadan dolayı 407 bin hektar alanda 22 milyon ton pancar ekimi yapılamadı. 75 bin tarım işçisi işsiz kalırken, yan sektörlerle birlikte ülkemizin kaybı 5,3 milyar $’ı buldu.

İzledikleri neoliberal politikalarla ülke değerlerini bir bir yok ederken ülkemiz derelerini, nehirlerini yandaşlarına peşkeş çekmeye başlamışlardır.

Nehirlerin, ekosistemlerin, göllerin, bataklıkların yani suyun da yaşama ve varlığını sürdürme hakkı vardır. Bu hak canlı yaşamın sürdürebilmesinin koşuludur. Su ve su döngüsü milyonlarca yıldır yerkürenin yaşam kaynağıdır ve her canlının suya erişebilme hakkı vardır ve olmazsa olmazdır. Canlı yaşamın yok edilmesi pahasına uluslararası sermaye suyun fiyatlandırılmasına ve ticarileştirilmesine dönük politikaları ülkelere dayatmıştır. Ekolojik döngüler sayesinde toplam yok olmayan su, kapitalist sistem içinde ekolojik dengeleri alt üst etmek dahil kıt bir kaynağa dönüştürülerek, ticari bir mal (meta) haline, sermaye birikim sürecinin bir parçası haline getirilmiştir. Dünya Bankası 1990 öncesinde kredi verdiği ülkelerde kredi anlaşmalarının ön koşulu olarak su hizmetlerinin ticarileştirilmesi için gerekli yapısal düzenlemelerin yapılmasını şart koşmaya başlamış, Avrupa Birliği müzakerelerinde de ‘’ suyun ticarileştirilmesini ve hizmetlerinin özelleştirilmesi ve buna uygun hukuki ve yönetsel değişikliklerin yapılması’’ da önemli bir yer tutmuştur. Türkiye’de toplam kullanılan suyun yüzde 70’ i tarımsal üretim sırasında tüketilir. Üreticiler için, hele endüstriyel üretim için su son derece önemlidir. Bu gün ‘’Milli Tarım Projesi’’ olduğunu iddia eden AKP Hükümeti emperyalist kuruluşların su politikalarına uyum sağlayabilecek yasaları çıkarmak için elinden geleni yapmıştır. Görevleri arasında ‘’toprak ve su kaynaklarının verimli kullanılması, korunması ve geliştirilmesini sağlamak, köy ve bağlı yerleşim birimlerinin yol, su ve tesisleri ile askeri garnizonların içme ve kullanma suyu tesislerini yapmak, tarım alanlarının amacına uygun kullanımını sağlamak, devlet sulama şebekelerinde arazi tesviyesi, tarla başı kanalları, da tarla grup yolları ve tarla içi drenaj tesislerini yapmak. Kasaba ve köylerin imar planlarını hazırlamak’’ gibi görevleri olan 1984 yılında YSE, Toprak Su ve Toprak İskan kuruluşlarının birleştirilmesiyle oluşturulan ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nü 2005 yılında kapatmıştır. Bununla da yetinmemiş (‘’Köylüye ve köye hizmete gerek yok’’ mantığıyla olsa gerek) 2011 yılında Bakanlığın adını ‘’ Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’’ olarak değiştirip Tarım Bakanlığı’nın adından ‘’ Köyişleri’’ni çıkartmıştır. DSİ’nin görevlerini sınırlandırmış, sermayenin yer altı ve yerüstü su kaynaklarının yönetimi ve sorumluluğunu ele geçireceği süreci başlatmış, çıkarttığı ‘’ Su Birlikleri Yasası’yla ‘’ da Su Birlikleri’nin yönetimine dönük seçim sisteminde arazisi büyük olanın daha fazla söz ve oy hakkına sahip olduğu, (arazisinin büyüklüğüne göre büyük arazi sahibi küçük arazi sahibinin 5 kat daha fazlası oy hakkına sahip olacaktır.) Anti-demokratik bir şekilde düzenlenmiş, suyun kullanımındaki ürün desenini belirleme yetkisini de Su Birliği Yönetimi’ne vermiştir. Tarım topraklarını yok eden, suları kirleten, ekolojik dengeyi bozan HES, GES, RES, Nükleer Enerji, Jeotermal elektrik enerjisi, Kayagazı/ kayapetrolü yatırımlarına teşvik vermiş, özel şirketlere bu alanlarda sınırsız haklar tanımıştır. Öyle ki, hukuksuzluğu defalarca mahkemeler tarafından ifade edilmesine ve Yargıtay’ın bozma kararları vermesine rağmen ‘’Acele kamulaştırma’’ kararları vererek özel şirketlerin köylülerin topraklarını ve kullandıkları suları devlet eliyle gasp etmesini sağlamıştır. HES projelerine destek vererek şirketlerin akarsuları hapsetmesine yardımcı olmuş, canlıların ise suya erişimini engellemiştir. Kısacası ‘’Milli’’ olma iddiasındaki AKP Hükümeti küresel sermayenin politikalarına uygun olarak suyun metalaştırılması sürecine hız vermiştir. Zeytinlik alanlarda termik santral gibi enerji yatırımlarının ve maden aramalarının önünü açmak için Zeytini ve zeytinlikleri koruma kanunu ‘’Yönetmelikler’’le delinmeye çalışmış, yönetmelikleri mahkeme iptal edince zeytinlerin ve zeytinlik alanların yok edilmesini kolaylaştıracak yasa çıkartılmaya çalışılmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamlarına göre de 2002 yılında 265 milyon 790 bin dekar olan tarım toprağı 2015 yılında 239 milyon 488 bin dekara düşerken, bir yandan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ‘’her 2 saniyede bir futbol sahası büyüklüğünde tarım arazisinin yok olduğun’’dan yakınırken, diğer yandan AKP hükümeti tarım topraklarını maden, enerji, sanayi, konut ve turizm yatırımlarına açıp toprak gaspına yol vermiş, tarım topraklarının yok oluşunu hızlandırmış, 13 yılda 26 milyon 302 bin dekar tarım arazisi yok edilmiş ve yok edilmeye de devam (Kaz Dağları’ndaki maden projeleriyle, Karadeniz’deki ‘’Yeşil Yol’’ vb.) edilmektedir. AKP Hükümeti TİGEM ve TAGEM arazilerini satarken, diğer yandan TİGEM öncülüğünde Sudan’dan 99 yıllığına tarım arazisi kiralamıştır. Türkiye’nin önde gelen gıda şirketlerinin (Anadolu Holding, Cevahir Holding, Sütaş Holding, Altınbaş Holding, Gaziantepli Boyhan Gıda gibi) yurtdışında (Etiyopya, Madagaskar, Mali, Mozambik, Romanya, Makedonya gibi ülkelerde) toprak kiralamasını veya satın almasını teşvik etmiş, 2 B arazilerini orman köylüsüne değil parayı verene satan bir politikayı temel almıştır. AKP Hükümetinin köylere ve köylülere dönük hesapları bitmek bilmemiştir. 2012 yılında çıkarttığı ‘’Büyükşehir/ Bütünşehir Yasası’’ ile 16 bin köyün tüzel kişiliğini bir gecede ortadan kaldırarak mal varlıklarına, kadimden beri ortak kullandıklarıkları yaylak, otlak ve meralarına, içme suyu kaynaklarına, köyün mülkü olan tarla, düğün salonu, kahvehane vb. köyün üzerine kayıtlı ne varsa el konulmuş, özelleştirmeye açılıp satışlarına başlanmıştır. Türkiye’deki köylerin yarısını köylükten çıkaracak olan bu yasayla köylülerin, ekonomik, sosyal ve en önemlisi üretme hakları elinden alınmış olacak. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan, suyu bedava kullanan, vergiden muaf köyler belediye sınırlarına alındıktan sonra bu haklarını kaybedecek, köylü için hayat daha pahalı olacak, yasa gereği hayvancılık da yapamayacaklarından (şirketlere hayvancılık yapma hakkı var) köylülerin ikinci bir gelir kapısı kapanmıştır.

Tarımda millilik yerlilik adına bütün değerlerin tüketildiği bir süreç yaşamaktayız. Tohumundan tut; tüm zirai ilaç, gübre vs girdilerinin uluslar arası şirketlerin kontrolünde olduğu bir ülkede millilik söylemleri gazete manşetlerinden ibarettir. Bunun halkla, köylüyle birleşmesi mümkün değildir.

Sigara fabrikası özelleştirme kapsamında satılmış, milyonluk makine ve teçhizatı kuruşlarla peşkeş çekilmiştir. Bu gün şeker fabrikaları da aynı akıbete maruz kalmış bir tarım şehrinin durumudur bu… ülke gerçeğiyle bütünleyerek.

Tarımı bitirişmiş, hayvancılığı yok olmuş köyleri boşaltılmış, üretimden koparılmış Anadolu şehri gerçeğidir Tokat.

Biz Tokatlılara düşen bu gerçeği kavrayıp; bunu bize sunanlara, bize bu yaşamı reva görenlere hakkettiklerini sunmaktır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin escort | eskişehir escort | mersin bayan escort
şişli escort

istanbul escortistanbul escort

izmir escortbursa escort