antalya escort bayan
izmir escortantalya escortizmir escortizmir escortpornojigologörükle escortporno izleanal pornobayan escortbursa escortescort gaziantepistanbul escortescort izmirizmir escortistanbul escortdenizli escortescort bayankayseri escorttravesti izmirescort bayanbursa escort bayan

Alevi Gazetesi

istanbul escorthalkalı escort

Eğitim ve Çağdaşlık

Eğitim ve Çağdaşlık
MEHMET KABADAYIMEHMET KABADAYITÜM YAZILARI
785 views Okundu
18 Eylül 2018 - 14:56

“Gerçeği söyleyenler hiçbir zaman susmak zorunda değildir!” BARBUSSE.

1923 Lozan süreçlerinden sonra, çoğulcu 1921 Anayasa’sı rafa kaldırılır, yerine tekçi 1924 Anayasa’sı getirilir. 1924 Anayasası, “Ulus Devlet”-“Tek Millet” ana fikri üzerinde kurgulanmıştır. Günümüze kadar en az 3 veya dört kez anayasa değişikliğine gidilmesine rağmen, 1924 anayasasının bu tekçi ideolojik vurgusuna hiç dokunulmamıştır. (Ulus-Devlet, tüm sınıf ve tabakaları bir potada eritip herkesi aynı renge boyar ve herkesin buna uymasını ister!) 1924 Anayasa’yla “ulusçuluk” adı altında, Anadolu’da yaşayan etnik ve inanç kimlik mensupları, tek millet, tek dil, tek din, tek mezhep şiarıyla tekçilik potasının altına alınır. Burada asıl amaç; bu pota altında etnik ve inanç gruplarının geleneklerini-göreneklerini, dillerini, inançlarını ve kültürlerini, “tahakküm” altına alıp eritmek! Bir başka deyimle ya da günümüzün deyimiyle söylemek istersek asimile etmek! Devamında toplumsal sınıflar da inkâr edilerek, “imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış toplum söylemiyle tekçilik vurgulanır ve bu yolda, bu doğrultuda eğitime başlanır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında nasıl temel (“medeni hukuk”) yasalar Fransa’dan, İtalya’dan, İsviçre’den ve benzeri ülkelerden alınmışsa, eğitim sistemleri için de Batı’ya yönelinmiş, önce Fransa, sonra Almanya eğitim sistemlerinden örnekler alınarak Cumhuriyet okullarında uygulamaya konulmuş. Dönemin idarecileri eğitim sisteminin şekillendirilmesi için, 1925 yılında Almanya’dan Kühne’yi, 1927 yılında Belçika’dan Omar Buyze’yi ve 1932 yılında İsveçre’den Albert Malche’yi çağırarak, Türk eğitimi üzerine geniş raporlar hazırlatırlar. Albert Malche bizzat Mustafa Kemal tarafından özel olarak Türkiye’ye çağrılmıştır!

1930’lu yıllar, Kemalist ideolojinin pekiştirilip hüküm sürdüğü yıllardır. Potayı (kalıbı) sağlamlaştırmak ve güçlendirmek için 1931’de Türk Tarih Kurumu (TTK) oluşturulmuş. Bu kurumla, Türk ırkının “üstün ırk” olduğu ve yeryüzündeki birçok ulusun Türk ırkından geldiği ileri sürülecektir ve “Türklük” üstün ırktır denilerek, açıktan açığa ırkçılık yapılacaktır. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü bir konuşmasında; “Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiçbir nüfuzu yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemehâl (ne olursa olsun) Türk yapmaktır. Türklüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız.” İnönü: yine başka bir konuşmasında da “Bu ülkede sadece Türk ulusu ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur” demektedir.

Başbakan İnönü’nün yanında Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’da ırkçı söylemlerde bulunur! Bir konuşmasında “Türk’ün en kötüsü Türk olmayanın en iyisinden iyidir” der. Bozkurt: bir başka konuşmasında da “Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk’tür. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler” diyor! Türk tarih yazımına damgasını vuran bu ırkçı ve şoven söylem, devam edip gidiyor. (“Affedersiniz Ermeni” diyen anlayış da aynı zihniyetin temsilcisi değil mi?)

Yine aynı dönemde Türk Dil Kurumu (TDK) kurulmuş ve “Güneş Dil Teorisi” öne çıkarılarak birçok ulusun dillerinin de Türk dilinden geldiği savı ortaya atılmıştır. Bu tarihten itibaren Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde her eylem, her düşünüş bu anlayışa göre oluşturulmuş, eğitim de ona göre şekillendirilmiştir. Dönemin idrecilerine göre, her şey iyiydi, hoştu ama bu “halkanın” bir yanı eksikti. Açılan okullar, ancak şehir ve kasabalara kadar uzanabiliyordu. Oysa Kemalizm ülkenin dört bir yanına yayılması gerekiyordu ve yeni yetişecek çocuklara-gençlere tek renk verecek olan ideolojiyi “beyinlere şırıngalamak” gerekiyordu. Önemli sorun bu noktada düğümleniyordu, resmi ideoloji (Kemalizm) ülkenin dört bir yanına nasıl ulaştırılacaktı? Nüfusun büyük çoğunluğu köylerde yaşıyordu, onlar bu eğitimden (okuma-yazmadan) yoksundular. Hemen İzmir İktisat Kongresinde, köy okullarına önem verilmesi kararı alındı. Bu karar çerçevesinde “köy enstitülerinin kurulmasına gidildi.

Yeni kurulacak olan bu okullara köylerden çocuklar alınacak, belirli bir eğitim sürecinden geçirildikten sonra tekrar geldikleri köylerine “öğretmen” (eğitmen) olarak gönderileceklerdi. Bu “öğretmenler” (eğitmenler) köylerindeki insanlara yediden yetmişe okuma-yazma öğreteceklerdi, bunun yanında köylülere tarım işlerinde de yardımcı olacaklardı. Böylelikle, devletçe tasarlanan plan devreye sokulup ilk adım atılmış olacaktı. Bu vesileyle (devletçe en önemli sayılan) resmi ideolojinin köylülere öğretmenler tarafından aşılanması sağlanacaktı. Açıkçası bu öğretmenler (eğitmenler) kendi köylerinde “dönüşüme” (asimilasyona) öncülük edeceklerdi!

Yapılan planlar dâhilinde, resmi ideolojinin tek tip okullar aracılığıyla yığınlara ulaşması, dönemin koşullarında mümkün değildi. Bunun için de Yatılı Bölge Okulları (YBO) düşünüldü ve gerçekleştirildi. Bu okullar, devlet için büyük önem taşıyordu. Bu okullar yatılı olup dört-beş köyün çocuklarını “kucağında barındıracak” ve eğitecekti. Böylece bu okullar, resmi ideolojinin fidelikleri olacaktı! (Hani ne ekersen onu biçersin misali gibi.) Bu fideliklerde Anadolu halklarının (Laz, Çerkez, Kürt, Boşnak, Arap, Ermeni, Gürcü vb.) çocukları, resmi ideolojinin “sularıyla sulanıp”, yetişecekler, bu şekilde asimile olacaklardı.

Milliyetçilere (ulusalcılara) göre Köy Enstitüleri birer ulusal eğitim yuvalarıydı. Evet, bunların dedikleri, ortaya atıkları sav yüzde yüz doğrudur. Gerçekten köy enstitüleri, tekçi eğitimin uygulandığı yerlerdir. Açılan tüm okullarda olduğu gibi Köy Enstitülerinde de ders programları tamamen Kemalist ideolojiyle donatılmış ve herkes bu kapta biriken sudan içmek zorundaydı! Diğer okullarda olduğu gibi bu okullara alınan köy çocuklarına “gerçek anlamda çağdaş eğitim” mi verildi? Yoksa tekçiliğe dayalı “Türk-İslam-Sentezi” anlayışına uygun eğitim mi verildi? Benim kanaatime göre her iki sorusunun da yanıtı bugünkü “Türkiye” toplumunun zihinsel ve kültürel yapısında gizlidir!

Köy enstitüsü çıkışlılar, “biz çağdaş eğitimden” geçmiş insanlarız derler. Ve bizler “müspet eğitim yuvalarında eğitilmiş kişileriz” vb. diyerek kendilerini ilerici olarak gösterirler! Gerçekten köy enstitüleri, çağdaş eğitim kurumları mıydı? Yoksa belli bir ideolojinin insan beyinlerine zorla şırıngalandığı eğitim kurumları mıydı? Çağdaşlıkla resmi (Tekçi) ideolojisinin işlevleri aynı mıydı? Acaba “çağdaşlık” sadece eğitimle mi olur ya da olacaktır? Tekçi sistemin okullarında alınan eğitim, insanı “çağdaş” kılabilir mi? Evet, diyenlere kısaca şu soruları yöneltebiliriz! Bir kişi insani değerlerle buluşmamışsa, hala milliyetçilik (ırkçılık) bataklıklarında çıkamamışsa böylesi kişi ya da kişiler nasıl çağdaş olabilecekler?

1920’li ve 1930’lu yıllarda temelleri atılan tekçi-inkârcı, ideolojinin “Türk-İslam-Sentezci” anlayışı günümüzde de devam etmektedir. 90 yıldır Anadolu’daki kadim inanç ve kültürel kimlikler ya yok sayılıyor ya da asimile ediliyor. Yaklaşık 37 yıldır eğitim sistemi içinde Zorunlu Din Dersi uygulanıyor! Zorunlu Din dersi iddia edildiği gibi Dinlerin, İnançların, Mezheplerin ve Kültürlerin tanıtıldığı, öğretildiği bir ders olarak okutulmuyor. Aksine bu derse giren her çocuğa inancı ne olursa olsun, zorunlu olarak “Sünni-Hanefi” inancın eğitimi ve bu inancın tek doğru, mutlak doğru olduğuna dair eğitim yapılıyor. Alevi çocuklarının zorunlu din derslerine maruz bırakılması dönüştürme ve asimile yönteminin bir parçasıdır. Zorunlu Din dersleri, insan haklarına, çocuk haklarına ve laiklik ilkesine aykırıdır. Zorunlu Din dersleri, asimilasyon aracından baş bir şey değildir! Aşk İle.

Kaynaklar:

1-İsmet İnönü’nün Türk Ocakları’nda yaptığı konuşma.
2-Milliyet, 31.08. 1930.
3-Atatürk İhtilali I-II, Kaynak Yay, İst, 2003, s. 134.
4-Milliyet, 19.09. 1930.

Mehmet KABADAYI.
İletişim: Mehmet_k.34@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Atila19 Eylül 2018 / 15:32Cevapla

Ustat eline diline saglik gercekten kisa ama bilgilendirici bir makale tskr ederim.

maltepe escortalanya escortkartal escort manavgat escort
antalya escort
malatya escortelazığ escortizmir escorterzurum escortescort erzurummersin escortporno izlepornoporno izlekonulu pornoanal pornoescort hatayescort sivasmalatya escortescort sivasescort çorumbursa escortdeutsche porno