izmir escortantalya escortizmir escortizmir escortpornojigolobayan escortbursa escortescort gaziantepistanbul escortescort izmirizmir escortistanbul escortdenizli escortescort bayan

Alevi Gazetesi

Kerbela ve Kadın

Kerbela ve Kadın
207 views Okundu
13 Eylül 2018 - 1:51

AYTEN ŞİMŞİR

Biz Raa Haq Alevi süreği olarak Aşure, Muharrem ve Kerbela’ya nasıl bir mana biçer, yolumuzun neresinde tutarız kısmına değinmeyeceğim, çünkü dergimizin diğer sayfalarında araştırmacı ve yazarlarımız bu konuya gerektiğince değinerek izah etti. Biz Kerbela Vakası veya Kerbela Katliamı olarak tarihe yazılan olaya çok kısa değinip bir anımsatma yaptıktan sonra belleklerde pek anılmayan Zeynep’in duruşuna dolayısıyla da kadim  Yol’umuzun zahir ile batında Zeyneb kimliğine neleri sırlayarak bugüne taşıdığına dilimiz döndüğünce, lisanımız yettiğince  değineceğiz.

===Kerbela Vakası/ Katliamı
Ben bacıyım çok ağlarım
Kınamayın, yaralıyım
Ben Zeyneb’im çok ağlarım
Kınamayın, yaralıyımım

Kerbela Savaşı/ Olayı/ Katliamı 10 Ekim 680 (10 Muharrem 61) tarihinde bugünkü  Irak’ın Kerbela şehrinde İslam peygamberi Muhammed’in torunu Hüseyin Bin Ali’ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi Halifesi Yezid’e bağlı ordu arasında gerçekleştiğini tarihi birçok veriden öğrenebiliyoruz. 632 yılı İslam Peygamberi Muhammed’in vefatı ile birlikte, yazılı herhangi bir vasiyetinin olmaması iç iktidar tartışmalarını başlatarak İslam içerisinde bölünmelerin başladığı an oluyor. Muhammed’in hayatta iken halifesi olarak Ali Bin Ebu Talib’i seçmiş olduğu Ehli Beyt yani aile bireyleri tarafından beyan edilse de ne yazık ki bu böyle olmuyor. Akil kişiler olarak benimsenen hakim kişilerce Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’nin halifelikleri uygun görülüyor. Halife Osman’ın katledilmesinin ardından taraftarları katil bulunana dek Ali’nin halifeliğini tanımayacaklarını belirttiklerinde artık devletleşen islam yapılanması Muaviye ve Ali ekseninde ikiye bölünüyor ve İslam tarihinde ilk kez bir iç savaş yaşanıyor. 661 yılında Küfe’de Ali’nin katledilmesinin hemen ardından kendini halife ilan eden Muaviye halk tarafından seçilmeyen, zorla iktidara gelen lider olarak kabul görmemiştir. Muaviye’nin ölmeden evvel kendi yerine yetiştirdiği Yezid ise daha halife olmadan evvel Ali’nin oğlu Hüseyin’i hasım olarak görmüş, halife olur olmaz da bu yönlü politikalara imza atmıştır. Yezid İslami çevreleri kendisine biata çağırırken Hüseyin ve Ehli Beyt ailesinden bir kesimin biat etmediğini biliyoruz. Hal böyle olunca yaşam alanı daralan ve ailesiyle birlikte Küfelilerin destek çağrılarına ikna olan Hüseyin 70 civarı akrabası ile birlikte yola çıkıyor. Kafile kamp halinde iken kuşatılarak önce suları kesiliyor, günlerce aç ve susuz bırakılmalarına rağmen Yezid iktidarına biat etmeyeceklerini söyleyerek savaşmayı seçiyorlar. Ve hepimizin tarihi anlatılardan bildiği üzere özellikle erkekler vahşice katlediliyorlar. Kadın ve çocuklar ise türlü eziyetlerle Şam’a götürülüp orada tutuklanıyorlar, bir yıl tutuklu kaldıktan sonra yerel halkın aşırı tepki vermesi üzerine salıveriliyorlar. Bu katliamdan kurtulan kadınlar gittikleri her yerde bu katliamın boyutlarını anlatarak bugüne kadar taşınmasında etkili olmuştur.

Bu kadınlardan bir tanesi gerek Kerbela’ya giden Hüseyin’ in mücadelesinde haklı olduğu inancını hiçbir zaman yitirmeyen ve bu uğurda ona eşlik etmek için eşini ve evini geride bırakan, kardeşi Hüseyin ile birlikte öz çocuklarının da vahşice katline tanık olan Zeynep!!! Peki kimdir Emevi İslam bağnazlığının kadın cinsini köleleştiren siyasetine karşın, çağları aşan ve bugüne kadar direnişin sembollerinden birisi haline gelen kadın.. Zeynep, Ali ve Fatıma’nın kızı, Hasan ve Hüseyin’inin öz kız kardeşidir. Zeynep Kerbela’da ölümle yüz yüze geleceğini bilerek kocasının tüm telkin ve çabalarına karşı “koca” iktidarını ret etmiş ve haklı mücadelede yerini almıştır. Dönemin koşullarını incelediğimizde bir kadının eşinin iktidarına karşı çıkması neredeyse rastlanır bir durum değildi, bu haliyle baktığımızda köleliğe karşı büyük bir başkaldırının, kadın iradesinin adıdır da Zeynep. Tarihin önemli demlerinden birinde hak ve hakikati savunmuş, idealleri ve inandığı değerler uğruna zulumat nesline boyun eğmemiştir. Şam’a getirilen kadınlar arasında yer alan ve türlü işkencelere maruz kalan Zeynep biat etmemiş, aksine dönemin koşullarında tutuklu kadın ve çocuklara karşı öncülük misyonunu üstlenmiştir. Kendisine edilen onca hakarete, kimi rivayetlere göre Şam sokaklarında çırılçıplak dolaştırılarak hakaretlere uğramasına rağmen zalimlere karşı her zaman dik duruşun sahibi olmuş ve yaşamı boyunca da hak ve hakikat mücadelesinde yerini almıştır.

==Hüseyni duruşu anlamadan Zeynep’i anlamak ve yaşama katmak imkansızdır
Leyla Ekber’den ayrıldı
Zannettim cihan yıkıldı
Davası mahşere kaldı
Başıma karalar bağladım
Kardeşlerimi vurdular
Bedenlerini doğradılar
Libaslarını soydular
Dolandım dolandım kefen aradım

Kimilerine göre aile içi bir iktidar çatışması, kimilerine göre kendini ve ailesini tehlikeye atan bir durum olsa da Kerbela biz Alevi toplumu için bambaşka bir yer teşkil eder. Zulme ve tekçiliğe karşı biat etmeyen Hüseyni duruşun tekçi iktidar zihniyetine karşı yürüttüğü direnişin adı Zeynep şahsında ise kadın iradesinin temsilinde etkili bir dem-i devrandır Kerbela…

Özellikle İslami kaynaklarda yer alan birçok bilgiye göre Zeynep tutsak edildikten sonra Yezid’in sarayına getirilmiş ve kendisinden biat etmesi istenmiştir. Bu esnada yaptığı konuşmadan bir kesite göz attığımızda binlerce yıldan süzülüp gelen ana soylu kadın kimliğini izlerini biraz daha net görebiliriz;

Ey Yezid; Bu mu sizin adaletiniz ? Bizim örtülerimizi / kıyafetlerimizi açtırmakla masumiyetimizi ayaklar altına düşürdün, senin iktidar hırsın yüzünden kent kent dolaştırıldık! Dağlarda yaşayanlardan,yol kıyılarına, pınar başlarında çadır açanlara kadar varlıklısıyla, şereflisiyle, şerefsiziyle, yaşlısıyla genci ile her çeşit insan bizi seyretti !

Ey Yezid; Seni devlete başkan yapanlar ve Müslümanların sırtına zorba sanatını yükleyenler çok geçmeden görecekler başlarına neler geleceğini. Mezalimin meyvesi ancak nefrettir ve her taşkınlığın ardında bir acı yatar, içimizden hanginiz fark edebilirsiniz; kimin azıttığını kimin sapıttığını ? Herkes bilmelidir ki  bu sapkınlık Müslümanların başına bir gün büyük dertler açacaktır..

Zeynep, Hüseyin ve çocuklarının katledilmesinden yaklaşık bir buçuk yıl sonra yaşamdan ayrıldı. Ancak kadın ve çocuklardan oluşan bu etkisiz gibi görünen grubun örgütlenerek mücadele etmesinde ve Kerbela’nın unutulmamasında etkili bir öncü oldu. Kardeşinin katledilmesinin ardından susup bir köşede oturmayı seçmedi, yaşamı boyunca yanlış bulduğu bir şey ile uzlaşmadı, inancından ve duruşundan asla taviz vermedi. Bu duruşu ile “Hüseyin’in hesabını soran  yok mu, mazlumların hesabını soran yok mu” çağrısı uzun yıllar yankılandı İslam coğrafyasında… Olaylar birbirini izledi ve ne yazık ki İslam coğrafyası yine kanlı bir döneme ev sahipliği etti. Korkunç olaylar birbirini izledi ve ekilen kin tohumları ne yazık ki fazlasıyla cana mal oldu ve olmakta.

Gitmişti su getirmeye
Rukiye’yi sevindire
Çekilir mi böyle çile
Yerlerden kollar topladım

İnsanlık tarihini ve dolayısıyla gelişim süreçlerini okuduğumuzda  gelişen  her devrimin kendi içerinde iki ayrı cephesi olduğunu ve her büyük oluşumun iki ayrı yanıyla kendisini tamamladığını görebiliriz. Geleceği değiştirme ve bugünü  istenilen koşullara göre dizayn etme iddiası! Ve ne yazık ki tarihte bu tür devrimler genelde kan ve haber yani amaç olmadan gerçekleşmemiştir. Kerbela’da ilk haberi Hüseyin verdi, o ve onun haklı mücadelesine inanan dostları akacak kanları uğruna bir büyük oluşumun kıvılcımını tutuşturdular. Zeynep ise bu kıvılcımın söndürülmemesi misyonunu üstlendi. Akan her damla kanın manasını haber vermek O’nun sorumluğunda idi… Neydi bu büyük haber; ölüler arasından dirilişin heyecanını yaşayan ve büyüten bir haber kalmıştı geride. Ardında esir kervanı. Önünde düşman safları ile Şam’a vardığında yenik düşmüşlüğün yorgunluğunu bekleyen na hak zihniyetin temsilcisi Yezid’in zulum ve ihanetinin merkezinde “yaşam ancak bir cihattır. Başka hiçbir şey değil” diyerek katledilenlerin haberini vermekti ilk işi. Zalimlere karşı duruşun simgesi Hüseyni duruşun habercisiydi. Böylesi büyük mücadelelerde sorumluluk sahipleri iki görevden birisini seçmek zorundadır. Ya eli kanlı zalimlere karşı ölüme koşmak ya da ölüm haberini dosta taşımanın gönül ağırlığı ile yaşamak! Bunlardan bir tanesini yapmak, kirli tarihi aklayacak ve ışıklandıracaktır. Her ikisini dışlamak ise günü geldiğinde yaşamdan dışlanmakla noktalayacaktır ömrü.

Zeynep’in yaşam öyküsü bir nokta ile son bulmayacak yegane yaşamlardan bir tanesidir. Zeynep gibi yaşamak; soluk almadan, susmadan yaşamaktır çoğu zaman!!! Ölümün ardından hala konuşuyorsa Zeynep, hala anlatılıyorsa İslam coğrafyasındaki dengeleri değiştiren o haberi ve övülüyorsa haberciliği, yaşam öyküsü de son bulmamış anlamına gelmektedir. Zeynep anasoylu yaşamdan aldığı direniş ruhu ile yaşamın kaçınılmaz ve tartışılmaz mücadelesinde en doğru yönü belirleyerek, takip etmenin ve bu yön çerçevesinde gereken tüm görevleri hakkı ve bilinciyle üstlenmenin yaşamsal gerekliliğinin simgesidir.

Ölüm elbetteki çoğu zaman yaşama tercih edilebilir ancak yaşama tercih edilen ölümün niteliği de önemlidir. Zeynep sefalet içerisinde bir ömür sürebilir ya da Yezid ile uzlaşarak ölümden beter bir acı ile karşı karşıya kalabilirdi. Tüm bunlara karşın o uzlaşmadan ziyade direnmeyi seçti, bu tercih başta kadınlar olmak üzere tüm insanlık için örnek alınacak bir davranış biçimiyle bugüne taşındı… Kimi yaşanmışlıkları var eden duruşların gerektiği gibi anlaşılabilmesi için sayfalara sığdırılması kolay olmayan kavram ve tanımlamaları anlamak ve izah etmek için bir insan, bir soluk ve  kısacık bir haber yeterlidir. Zulme karşı duruşun, sahiplenişin can bulması için yürütülen bir destansı direnişin adı unutturulmak istenen kadın kahramanlarından biridir Zeynep. Tarih O’nun gibi direnen kadınların hiç de az olmadığını insanlığa göstermiştir ve göstermeye de devam edecektir.

Peki günümüzde Yas-ı matemlerde Hasan ve  Hüseyin’e yönelik duazlar okunurken; Zeynep Ana ne kadar anılmakta ve bizler ne kadar onun direngen duruşunu koruyabiliyoruz? Her yıl matemi tutulan Kerbela, Cemxanelerde ve yahut kurumlarda anılırken Bugün matemi tutulan  Zeynep Ana’nın adı ne kadar geçiyor peki?  Direnişin ruhunu Zeynep analardan miras alan günümüz Alevi kadınlarının Zeyneb Ana’nın isimini neden anmalarda geçmediğine yönelik her geçen gün erilleşerek kadın kimliğini Yol’dan uzaklaştıran Alevi kurum temsilcilerinden tutun da Dedelere ve gerekirse Pirlere bunun hesabını sorması gerekmektedir. Bu hesap  düşündüğümüzden de önemlidir; Bu  Kerbela’da kadın ve çocuklara yapılan zulmün hesabı ve dolayısıyla da minnet borcudur. Büyüklerimizin, Yol’a hizmet edenlerimizin her daim dile getirdiği gibi inancımızda kadın Yol’un sahibi olma vasfı ile gerektiğinde itikadımızın en temel unsurlarını aktaran olmuştur. Zeynep Ana, Bese Ana, Zarife Ana, Yunus ve niçelerine yolun öğreticisi ancak isimleri bilinmeyen kadın; ulular! Alevilik kendi iç işleyişi ve düsturları gereği kadını asla silmez, aksine “erkek dişi sorulmaz” temel düsturlarından bir tanesidir. İşte bu nedenle Zeynep Ana’dan bugüne, kadim coğrafyamızda yol erenleri, ve niçe ozanları ile Kerbela başta olmak üzere, inancın,tarihin her aşamasında var olan ve inanç değerlerini bugüne aktaran kadına çok şey borçluyuz. Alevilik Rızalık Şehri Düsturu ile hareket etmeyi hedeflerken Kerbela’yı ve Ana kadının iradesini son ana dek koruyan Zeynep’i doğru anlamak ve anlatmak zorundadır.

Günümüzde afaki tartışmalar, kaba retçi yaklaşım ve tartışmaların gölgesinde kalan inancımız ve dolayısıyla “kadın” kimliğinin Zeynep’in duruşunu ve kararlılığını sergilemesi ne yazık ki oldukça zor görünüyor. Tüketim çağının çılgınlık aşamasına geldiği bir dem-i devranda ekonominin kadın cinsi üzerinden şekillenerek metalaştırma çabası içerisinde olduğunu göz önüne aldığımızda; Alevi kadının sözde laik Cumhuriyetin verdiği nimetlerden faydalanıyor olması / öyle ikna edilmiş bir zihniyete büründürülmesi ne yazık ki özünde her geçen gün kendi kimliğinden koparıldığını görmesine imkan ve olasılık tanımıyor. Şu halde modernizm ve sözde laiklik ile oluşturulan kadın tiplemesinin Alevi Yol değerleri ile bütünleşmek gibi bir amacı da bulunmadığını bir çoğumuz gözlemleyebiliyoruz ne yazık ki. Çünkü zaten fazlasıyla özgür o! Daha doğrusu öyle olduğuna ikna edilmiş bir halde buna “yanılgılı özgürlük yani kendini özgür zannederek hiçbir hedef ve amaca yönelmeme hali” deniyor. Peki ne yapmalı sorusunu sormadan edemiyor insan; yapılması gereken başta Zeynep kimliğini İslami çerçeveden değerlendirmektense mücadele içerisindeki duruşunu ve kararlılığını okuyabilmek, Zeynep’in tezahürünün Zarife Ana’da, Bese Ana’da, Sakinelerde ve Zilan’lardaki, kendi kimliğimizdeki yansımasını anlamlandırarak yaşama katabilmekte. Hal böyle olduğunda hakkın ol gevheri nurundan cism-u can bulan Ana kadının yaşamı var edip koruyan Zeynep’teki tekamülünü günümüze taşımak mümkün. Hakk aşkı ile hakikatin dar’ında duranlar ne ölür ne de unutulur. Şu halde Zeynep Ana ne ölmüş n ede unutulmuştur, aşk ile Zeynep Ana cümlemizin şefaatçisi olsun.

(AYTEN ŞİMŞİR)

 

 

 

 

 

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
maltepe escortalanya escortkartal escort manavgat escort
antalya escort