izmir escortantalya escortizmir escortizmir escortpornojigolobayan escortbursa escortescort gaziantepistanbul escortescort izmirizmir escortistanbul escortdenizli escortescort bayan

Alevi Gazetesi

Darbe’nin Mağdurları: K K K

Darbe’nin Mağdurları: K K K
AHMET GÜDENAHMET GÜDENTÜM YAZILARI
120 views Okundu
12 Eylül 2018 - 14:24

Her şey aslında bir gecede oldu. Fakat uzun bir süre zarfında tamamlandı. 12 Eylül 1980 saat 03.00’de tanklar şehirlerde gezmeye başladığında bu durum aynı zamanda yeni bir dönemi işaret ediyordu. O geceden sonra birçok şey eskisi gibi olmayacaktı, olmadı da.

12 Eylül darbesinin amacı da ülkede gelişen her türlü toplumsal muhalefeti bir şekliyle denetim altına alınarak statükonun devam etmesini sağlamakla beraber üniter devlet yapısının yarıda bıraktığı asimilasyon ve tekleştirme sürecini tamamlamaktı.

Dönemin devlet aklı gelişen toplumsal muhalefetin demokratik taleplerini karşılamak yerine; korku, baskı ve şiddet yöntemlerini kullanarak topluma zapturapt altına almayı esas alan bir politika güttü. Fakat bunların hiç birisin çözüm olmayacağını her geçen gün mevcut gelişmelerde de kendisini ortaya koyuyordu aslında…

Özellikle ülkede 1970’li yıllardan itibaren hızla gelişen işçi hareketleri hükumetleri tedirgin edecek düzeye yükselmişti. Tabii ki o dönemin yöneticileri de gelişen bu toplumsal muhalefete karşı da karşı bir hamle başlatarak gelişen muhalefeti bastırmak istiyordu.

Bunun için en uygun olan kesim ise Türk milliyetçileri ve İslami muhafazakar kesimdi. Bu kesimleri “Din elden gidiyor, bu komünistlere fırsat vermeyelim” şeklinde ki söylemlerle elde tutarak, sistem lehine işler yaptırarak baskı kültürü yaratılıyordu. Fakat bu yöntemlerle bir sonuç almaları da mümkün gözükmüyordu. Çünkü artık gelişen son derece ciddi bir kitle vardı her geçen gün de büyüyerek devam ediyordu.

Diğer tarafta ise özelikle ülke içerisin ve dışarıda ABD ye karşıtı başlayan eylemler ABD’yi rahatsız ediyordu. Çünkü Türkiye Orta Doğu’da stratejik konuma sahip olan, son derece önemli bir ülkeydi. Tabi ki aynı zamanda bir NATO üyesiydi.

Dolaysıyla bir NATO üyesi olan Türkiye’de ABD’ye karşı gelişebilecek her turlu muhalefete başta ABD olmak üzere tüm batılı ülkeleri rahatsız ediyordu. Bu sebeple ABD Türkiye’deki gelişen bu muhalif hareketin bir şekliyle bertaraf edilmesi için ülkede bulunan tüm unsurlarI devreye sokarak statükonun sürdürülebilmesi için elinden gelen tüm çabayı gösteriyordu.

Çünkü 17 Ekim Bolşevik Devrimi’nin ardında ABD ile Sovyetler Birliği arasında devam eden bir soğuk savaş söz konusuydu. Batılı emperyalist ülkeler Türkiye de gelişen muhalif hareketlerinin Sovyetler Birliği tarafında ABD’ye karşı desteklediklerini düşünüyordu ve bu nedenle ABD’ye karşı gelişen olumsuz durum mutlaka boşa çıkarılmalıydı.

Buna karşın ise ülkede her geçen gün işçi hareketi büyümeye devam ediyordu. Artık sendikaların milyonlarca üyesi var. Solcuların çıkardığı yayınlar milyonlara ulaşıyordu. 1 Mayıs İşçi Bayramı etkinlikleri ise görkemli birer devrim gösterilerine dönüştü. O dönem yaşananlar üzerine yüzlerce yazı yazıldı ve değerlendirme yapıldı. Bu işin bir çok boyutu var. Ülkenin bugün geldiği halin de sorumlusudur aslında o dönem ve destekçileri. O günlerde ” Alahu ekber, komünistler Moskova’ya” gibi slogan atıp insanları katleden zihniyete sahip olan bireylerin bugün oldukları nokta aslında hepimizin gözünün önünde.

Fakat her şeye rağmen sağ ve sol görüşlü gruplar arasında çatışmalar her geçen gün artarak devam ediyordu ve ülkede gelişen gerginlik durdurulamaz bir boyuta geçmiş devleti yöneten hükumet hiç bir çözüm arayışı içinde olmayarak adeta darbeye zemin hazırlıyordu. Ülke 1980’lere yaklaşıldığında yurdun hemen hemen her köşesinden ölüm haberleri geliyordu. Ülke adeta bölünmüş, kamplaşma doruk noktaya ulaşmıştı.

DARBEYE DOĞRU ADIM ADIM…

1978 yılına gelindiğinde ise MİT’in de elinin içinde olduğu iddia edilen Maraş’ta yapılan katliamla yapılması planlanan darbenin alt yapısı oluşturulmak isteniyordu aslında, fakat Maraş’ta yapılan katliamın kurbanları aslında çoktan belirlenmişti. O kurban olarak seçilenler sol sosyalistler, Kürt Alevilerdi. Peki neden Kürt Aleviler hedef alınmışlardı. Çünkü bu katliamla bir tarafta Kürtlere gözdağı vermek diğer taraftaysa sol sosyalistlere ve diğer taraftaysa Alevilere yönelik bir gözdağı vermek istiyorlardı. Dolaysıyla Maraş katliamından hemen sonra o dönemin hükumeti tarafından son derece dikkat çekici bir şekilde ülkenin 13 ilinde sıkıyönetim ilan edildi.

1980’e yaklaşıldığında yurdun hemen hemen her köşesinden ölüm haberleri geliyordu ve o günkü iktidar her ne kadar olayları önlemeye çalışsa da pek başarılı olma imkanı da yok gibi görünüyordu, artık Türkiye’de bir darbe kaçınılmazdı. Çünkü yapılması planlanan darbenin amacı ABD’nin başta Türkiye olmak üzere tüm Orta Doğu’daki çıkarlarının korunması Türkiye’nin ise yarım kalan ulus devletin tamamlanmasını hedefliyordu. Bunun üzerine 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildi ve darbe yönetimi döneminde resmi rakamlara göre 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevlerinde ölmüş, 171 kişi sorgularda ve cezaevi işkencelerinde can vermiş, 49 kişi idam edilmişti.

Adalet Bakanlığı tarafından sunulan bu veriler, gerçeği ‘kısmen’ yansıtsa da darbenin korkunç yüzünü bir kez daha gösteriyor. TBMM arşivlerinde bulunan bu verilere darbeyle birlikte kapatılan partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve yine tüm bu kuruluşların gözetime alınan, sorgulanan siyaset yasakları getirilen başkanları, yönetim kurulu üyeleri ile ilgili rakamlar da eklenince durumunun vahameti daha da artıyor.

Son olarak bir anekdot anlatmak istiyorum. Yıl 1982 aylardan Temmuz ya da Ağustos, yaklaşık bir yıl olmuştu babamın cezaevine gireli… Bu arada abim aranıyordu. Abimden dolayı Maraş Elbistan ilçesine bağlı jandarmalar tarafından köyde gözaltına altına alındım. Elbistan Jandarma Karakolu’na götürüldüğümde birkaç gün arada geçtikten sonra ifademi almak üzere Halil adında bir yüzbaşının odasına götürüldüm. oradan ayakta beklememi söylediler. Ben ayakta beklerken korkudan dizlerim titriyordu. Çünkü babanın gözaltına alındığı sırada nasıl dövüldüğünü gözlerimle görmüştüm. Ondan olsa gerek ki korkudan dizlerim titriyordu. İçimde bir an önce gelip şu ifadeye alsın ne olacaksa olsun diyerek olup bitecekleri merak ediyordum. Fakat yaklaşık yarım saat süren bir bekleyişten sonra içeri uzun boylu, zayıf, sarışın, beyaz tenli bir kişi girdi. Rütbesini bilmediğim için kim olduğunu da bilmiyorum tabi. Ben merakla bekliyordum. Tam o sırada asker diye bağırarak yanına birisini çağırdı. Bana bir bardak su getirdi ve masama da su koydu. Su derken aslında o kadar canım su çekiyordu ki anlatamam dudaklarım kurmuştu, fakat bir bardak su ben de alayım diyemedim. Çünkü söylediğin zaman zaten vermiyorlar. Onun için ben de su istemek yerine susmayı tercih ettim ve nihayetinde ifademi almaya karar verdi.

Başta adımı sordu daha sonra da söyle başladı; Ahmet sen Kürt müsün Türk müsün ben de ana dilim Kürtçe olduğunu kendin de Türk olduğunu söyleyerek cevap verdikten sonra bu sefer de söyle peki Sen Alevi misin Sunni misin? Bunu iyi biliyordum ben Aleviyim dedikten sonra Halil yüzbaşı söyle devam etti: Oh ne güzel K K K diyerek bana cevap verdi. Ben de K K K’nın ne anlamı geldiğini daha sonra öğreniyordum. Kürt, Kızılbaş, Komünist…

Zaten darbede başta komünistlerin Kürtlerin ve Kızılbaşların felsefelerine karşı yapılmıştı. Aslında darbenin yapılma nedenlerinden en önemli olma özelliğini taşıyan komünizm korkusuydu. Çünkü Emperyalist ülkelerin korkulu rüyası olan komünal bir yaşamı savunur olmasıydı. Gençlerin Sovyet Rusya tarafından desteklenmesi ABD’nin bu bölgedeki tüm çıkarlarını tehlikeye sokuyordu. Dolayısıyla mümkün olduğu kadar bu bölgede komünal bir yaşamın inşa edilmemesi için kapitalist tüm ülkeler bölgeyi adeta abluka altına alırcasına müdahale ediyorlardı.

Bu darbe insanlığa karşı bir darbedir ve etkileri hala sürüyor…

Saygılarımla…

iletişim: ahmet_güden65@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
maltepe escortalanya escortkartal escort manavgat escort
antalya escort