hikaye
izmir escortantalya escortizmir escortizmir escortpornojigologörükle escortporno izleanal pornobayan escortbursa escortescort gaziantepistanbul escortescort izmirizmir escortistanbul escortdenizli escortescort bayankayseri escorttravesti izmirescort bayanbursa escort bayan

Alevi Gazetesi

CAN TV
Biz de Yaşamayı Hak Ediyoruz
34 views Okundu
03 Eylül 2018 - 17:24

1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle bir kez daha barış ve yaşam talepleri dillendirildi.

Neden savaş değil, barış?

Bu soruyu sormak bile akla ziyan ama yazık ki böyle zamanlardan geçiyoruz.

Savaş ölüm demek. Üstelik sadece savaşan erkeklerin değil (ki bu bile tek başına savaşa karşı olmayı gerektirir), savaşın yaşandığı bölgedeki sivillerin, canlıların tamamının ölmesi, yok edilmesi demek.

Doğanın zarar görmesi demek.

Kıtlık, yokluk, açlık demek.

Kentlerin, tarihi yerlerin-yapıların, insanlık tarihinin yok edilmesi demek.

İnsanların doğdukları yerlerden mecburen göç etmesi, göç ederken yollarda yaşamını yitirmesi demek.

Savaşın acımasızlığı, yarattığı keyfiyet ve ortam üzerine kurulan savaş pazarında nice kadının, çocuğun, yaşlının emeğinin, bedeninin ve hayatının gasp edilmesi demek. Köleleştirilmesi demek.

Kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirilmesi, ikici-üçüncü eş diye evlilik adı altında (evlilik sözleşmesinin kadınlara sağladığı haklardan mahrum halde) satılması demek.

Kadınların-kız çocukların çeteler ya da erkek akrabalar tarafından fuhuşa zorlanması demek. Yahut karın tokluğuna fuhuş yapmak zorunda kalması demek.

Çocukların ve yetişkinlerin başta organ mafyası olmak üzere çeşitli mafyaların, çetelerin eline düşmesi demek. Vahşice öldürülmesi demek.

Çocuk işçilerin artması demek.

Göçmen ya da değil kadınların güvencesiz, çok ucuz işgücü olarak sömürülmesi, barınma-beslenme-sağlık gibi temel insanca haklardan faydalanamaması demek. Hatta ücretli çalışma yaşamından uzaklaştırılması demek.

Dilini, kültürünü bilmediği bir toplumda, üstelik nefret nesnesi olarak kendisini, çocuklarını, yaşlı ve hasta yakınlarını insan ötesi çabayla yaşatmaya çalışması demek.

Erkeklerin savaşa katılması nedeniyle üzerine yıkılan ağır sorumluluk ve tüm işlerin altından -üstelik erkeklerden zor koşullarda- kalkmaya çalışması demek.

Ve tüm bunları normal bir zamanda değil, savaş koşullarında yapması demek.

İstemese de hamile kalıp doğurmak zorunda kalması demek.

Savaşın normalleştirdiği militarist ortamda çok daha fazla yükselen erkek şiddetine, devlet şiddetine maruz kalması demek. Üstüne toplumun ürettiği nefret ve dışlanma ile bir de günlük hayatta, işyerinde (tabii çalışacak iş bulabilmişse), ev sahibi tarafından, aynı sokakta ve binada yaşadığı insanlar tarafından yaşatılacak sistematik şiddete uğraması demek.

Savaş sadece savaştan “kaçarak dışardan gelenlerin” etkilendiği bir durum mu?

Değil. Bunu şu anki hayatımızda gayet iyi biliyoruz. Resmi rakamlara göre Türkiye’de beş milyon Suriyeli bulunuyor. Çok kısa sürede bu kadar insanın gelmesi haliyle ülkenin sosyal yapısında, ahlaki yapısında, kültürel ve ekonomik yapısında çeşitli sorunlara neden oldu. Ve daha da olacak.

Bir yandan alabildiğine milliyetçilik ve nefret artarken, diğer yandan daha fazla kâr etme derdine düşen insanlardan oluşan çıkarcı ve acımasız kişilere dönüştü ülkede önemli sayıda insan.

Evini yüksek kira ile verdiği Suriyelilere nefret duyanlar var.

Öte yandan AKP’ye oy veren insanlar da bunlar.

Savaş böyle bir şey. Önce duygular, insanlık, adalet hissi, siyasal bilinç ölüyor. Daha sonra insanlar, kentler ve doğa ölüyor.

Böylelikle insanlar insanlıktan çıkıyor. Dayanışma, yan yana gelmek, birlikte bu gidişata dur demek yerine, korku ve nefretin hâkim olduğu ortamda kim kime en çok zarar verir, kazık atarsa kârlı çıktığını düşünüyor.

Neticede zararı herkes görüyor. Sadece göçmenler, savaştan kaçıp gelenler değil. Çok az sayıda insanı bir kenara koyarsak, geriye kalan herkes insanlığını yitiriyor. Milliyetçileşiyor. Şoven politikaların azgın savunucusuna dönüşüyor.

Savaşın kadınlar üzerinde önemli tahribatlarından biri, kadınları erkekliğin lehine olan savaşçı, şovenist, kadın düşmanı söylem ve eylemleri sahiplenerek, bunları cansiperane savunan militanlara dönüştürmesi. Böylece bütün kadınlara zarar veren militarist ve eril politikalar büyütülerek yeniden yeniden üretilmiş oluyor.

Vatan millet Sakarya söylemi ile kadınlar erkekliğin hizmetine sokularak kendilerini vuracak politikaların araçlarına dönüştürülüyor. Aynı zamanda savaştan yana olan ve olmayanlar olarak bölünmüş oluyor. Zıtlaştırılmış oluyor.

Kadınların da destek verdikleri savaş politikalarının sonucunda cepheden genç erkeklerin cenazelerinin gelmeye başlamasıyla bu kez toplum kendi içinden iyice kutuplaşıp düşmanlaşıyor. Böylece savaş cepheden aile bireyleri, komşular arasına dek taşınmış oluyor.

Bu senaryoyu defalarca, çeşitli iktidarlar tarafından yaşadık. Bu politikaların kimsenin lehine olmadığını öğrenmek için daha kaç savaş, daha kaç ayrışma, kutuplaşma, yoksullaşma, ölüm yaşamamız gerekiyor?

Daha ne kadar birbirimizden nefret etmeliyiz?

Tüm bunlar bir daha ve yeniden yaşanmasın diye dünyanın her yerinden milyarlarca insan barış istiyor. Bu haklı mücadele sayesinde dünya savaş günü değil, dünya barış günü var.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin escort | eskişehir escort | mersin bayan escort
şişli escort

istanbul escortistanbul escort

izmir escortbursa escort