izmir escortantalya escortizmir escortizmir escortpornojigolobayan escortbursa escortescort gaziantepistanbul escortescort izmirizmir escortistanbul escortdenizli escortescort bayan

Alevi Gazetesi

Varlık ve Egoizm…

Varlık ve Egoizm…
ESRA ÇİFTÇİESRA ÇİFTÇİTÜM YAZILARI
51 views Okundu
01 Eylül 2018 - 14:14

Kendimizi olmak istediğimiz ontolojik yapıya kavuşturmaktır kanımca hayatın asıl gayesi. Bu noktada “ben kimim?” ve “oluşturmak istediğim ‘ben’ nedir?” soruları hayati önem kazanıyor. Elbette insan gibi hiçbir zaman tam olarak çözümlenemeyecek karmaşık bir olguyu parametrik ölçülere vurmak gibi pozitivist saikler değil çıkış noktam.

Hepimizin her fırsatta sızlandığımız şu “egoizm” ve “egosantrizm” kavramları üzerine tartışmak gerektiğini düşünüyorum.

Bilinç-oluşum-varlık denklemi ya da diyalektiğinden çıkarsak yola mitolojiler, dinler hakikate dair başat şifrelerle doludur. Ama “nasıl” ı anlatıp “nedenlere” inemediklerinden sığ kalıyorlar haliyle. Örneğin bu dünyada bir insana her anlamda en yakın gelebilecek kişilerin başında kardeşi gelir. Dinlerde kardeşlik bağını fanatik düzeyde kutsar ama Habil’in kardeşi Kabil’i öldürmesinin ya da aynı şekilde kıskandıkları için kardeşlerinin Yusuf’u kuyunun dibinde bırakıp ölmeye terk etmesinin nedenlerini izah edemez. Belki de bizim en azından benim anlam kapasitem bu şifreleri çözmeye yetmiyordur.

İnsanın vahşi ve anlaşılması neredeyse imkânsız doğasını çözümlemeyi asıl dert edinenler Zerdeşt, Buda ve Konfüçyüs gibi ahlak felsefecileri ve daha sistemli şekliyle Antik Çağı filozofları olmuştur. Her ikisinde de anahtar kavram iyi/kötü, aydınlık/ karanlık olgularının birliği ve karşıtlığıdır. Yani varlığa özünü kazandıran taşıdığı çelişkisidir. Doğada varlık-zaman-hareket-enerji türünden bu denklem işlerken insanda “bilinç” gibi zaten karmaşık olan sistemi çok daha içinden çıkılmaz hale sokan bir bileşen daha girer devreye. Bu karmaşık konuyu Hegel’den yapacağım şu alıntıyla aklınızı daha da karıştırarak şimdilik bir tarafa bırakayım: ‘Varlık var olabilmek için bir karşıtlık taşır ve varlığı sürdürmek bu karşıtlığın uyumuna bağlıdır.’
Meramım felsefe yapmak değil ‘bencillik’ ve ‘ben merkeziyetçiliği” anlamaya çalıştığımızdan başvuruyorum bu alanlara.

En azından bildiğimiz kadarıyla hegemonik hiyerarşi, iktidar ve devlet oluştuğundan bu yana toplumlar, sistemlere göre farklı adlandırmalar alan- ezen-ezilen sınıflara ayrışır. Adalete, özgürlüğe, eşitsizliğe dair ne kadar kavram ve özellik varsa ezenlerde somutlaşırken, ezilenler ise ahlak, vicdan, paylaşım, dayanışma gibi karşıt kavramları bayraklaştırarak yüz yıllar boyu sömürgen sistemleri yıkarak bugüne geldiler.

Fakat özgürlükçü, eşitlikçi, adil söylemlerle iktidarlaşan en genel veya özel anlamıyla toplumsal sistemler raylarından sapıp çarpık bir oluşum diyalektiğinde tevessül ettiklerinde çürüyerek elimine ettiklerini aratır bir hal aldılar.

Sözde özgürlüklerin zirvesi gibi lanse edilen kapitalist modernite ve onun ideolojik formu liberalizm yol açtığı dehşetengiz adaletsizlik nedeniyle tarihin tanık olduğu en korkunç iktidar sistemi halini aldı. Bencillik, çıkarcılık ve dolayısıyla yalan, hile, sömürme, el koyma, çalma bu sistemin en büyük meziyetleridir. Bu “hünerlerdeki” maharetleri ölçüsünde insanlar bu sistemde yer kaplayabiliyorlar.

Peki, karşıt cephedeki biz ezilenlerin dünyasındaki kavramların hep bunların karşıtı olması gerekmiyor mu? Kuşkusuz idealize toplum modelimizin simge isimleri Kürdistan ve Türkiye devrimci hareketlerinin ideolojik grup dönemlerinin öncü isimleri hep bu erdemlerin timsalleriydiler. Başka türlü neredeyse şahadetlerinin üzerinden yarım asır geçtiği halde bugün bile şahsiyetlerini böyle özlemle anmamız mümkün olmazdı.

Ama bugün için önce kendimize ve sonra en yakınımızdakilere ve oradan adım adım genele bakarak “devrimciler demokratik moderniteyi sembolize eden erdemlerin sadece lafını edenleri değil de kendilerinde somutlaştıranlarıdır da” diyebiliyor muyuz? Tabi ki kapitalist modernitenin talan ve vurguna dayalı çirkef dünyasıyla kıyas yapılamaz ama toplumlarımızın yüzde 80’ni, 90’nı açlık, yoksulluk içinde yaşıyorken yüzünü yeri geldiğinde bizden çok sisteme dönüyorsa bu bir şeylerin hem de en temelinden bir şeylerin yanlış olduğu anlamına gelmiyor mu?
Bu anlamda iktidar bağlantılı egoizm ve egosantrizmin temel kavramlar olduğunu düşünüyorum. Bu noktada Heraklitos, Hegel, Marx gibi diyalektik metodu geliştiren ustaların birlik ve karşıtlık daha doğrusu zıtların birliği tespiti ya da bunun sanatsal ifadesi olarak müthiş insan Ursula k.Le Guin’in yaptığı “bir mum yaktığında bir gölge yaratırsın” çıkarımı yeterli olmuyor. Başta ama özellikle başta sosyoloji ve psikoloji olmak üzere antropoloji, tarih ve daha bir dolu bilim disiplinini yardıma çağırmak gerekiyor.
Örneğin Kürt bireyleri olarak nasıl bir sosyal zeminde yetiştik? Bu realite bizde nasıl bir bilişsel ve psikolojik şekillenmeye yol açtı? Özgürlük hareketinin yarattığı momentumdan etkilenip gözlerimiz açıldığında nasıl bir kişilik ve dünya özlemiyle yola çıktık? Öyle ya toplumsal ve bireysel/ailesel bağlamda yeni bir varlık/dünya kuruyoruz, bu oluşumu devindiren bilişsel parametrelerimiz nelerdir?

Görebildiğim kadarıyla hepimizin verebileceği yanıt aşağı yukarı şu minvaldedir: Kısmen karşıt olduğumuz yapıyı çökertebildik ama oradan devşirdiğimiz yıkık, dökük, çürük malzemeyle yeni bir yapı oluşturulamayacağını bir türlü anlayamıyoruz. Bu nedenle neresinden tutarsak tutalım elimizde kalıyor ve takdir edilesi bir şekilde bıkıp usanmadan hep yeni baştan alıyoruz.
Yoksunluk ve yoksulluklar içinde yetiştik. Bu vahşi dünyada orman kanunları geçerli olduğundan en güçlü olanlar hep “racon” kesiyordu. Bu hakikat ruhlarımızda derin travmalara, komplekslere yol açtı. Yeni dünyamıza bir daha ezilen olmamanın derin şartlanmışlığı içinde sırtımıza ve duygularımıza geçirdiğimiz bükülmez zırhla adım attığımızdan egomuzu ruhumuzun en ücra köşelerinde zincire vurmak yerine en kıymetlimiz olarak bir gölge gibi hep önümüzde taşıyoruz. Bu oluşum diyalektiğinin bizi devrimci bir varlığa dönüştürmesi imkânsız olduğundan söz ve edimimiz arasında uçurumlar bulunuyor.

Bütün iktidarlar sömürü üzerine kurulduğundan egoist, egosantrik kişiliklerimiz de bizleri halkımızı, yoldaşlarımızı, arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi sindirmeye kışkırtıyor. Bu nedenle ne kadar övünsek de hakikatlerimizin toplumsal ve ontolojik bir karşılığı oluşmuyor. Çünkü “yanlış hayat doğru yaşanmaz”

Son sözü yine Hegel’e söyletelim: “Zamana, ne istediğini ve ne anlama geldiğini söyleyen ve sonra da bunu gerçekleştiren insan, zamanın büyük insanıdır” (Gerçi o ‘adam’ diyor ama doğrusu insan)

“Bilinç-oluşum-varlık” denklemine gelince kendi harcımızdan dökeceğimiz ilk tuğlayı nereye koyacağımıza karar vermek iddialı bir başlangıç olabilir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
maltepe escortalanya escortkartal escort manavgat escort
antalya escort