Ana Sayfa Kadın 68’den kavgası, aşkı ve tüm inanmışlığıyla geçen bir kadın: Şirin Cemgil

68’den kavgası, aşkı ve tüm inanmışlığıyla geçen bir kadın: Şirin Cemgil

778 views

Küçük yaşta ‘kendi başına’ kalan ve o başının dikine giderek mücaedele etmeyi öğrenen Şirin Cemgil, 68’lerin Ankara’sında tüm inanmışlığıyla koştu kavganın içinde. Çok aşık olduğu Sinan’ı da bu kentte tanıdı, tıpkı kavgayı olduğu gibi. Cinsiyetçiliğe, faşizme, kapitalizme karşı verdiği mücadeleyi ülke sınırları durduramadı. Bu hafta Tarihten Kadın Portreleri’nde 68 kuşağının unutulmaz devrimcilerinden Şirin Cemgil var; coşkusu, inancı ve matemi ile.

1968’li yıllar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de devrim mücadelesinin ateşlendiği bir dönem, bir milattı.

Bu dönemde öldürülen, inandığı kavga yolunda işkencelere maruz bırakılan, tutuklananların isimleri ise kulaktan kulağa anlatılageldi, ama eksik ama yetersiz.

’68 şüphesiz kadınların da mücadeleye en etkin biçimde katıldığı süreçlerden biri oldu. Meydanlardan cezaevlerine, amfiler ve fabrikalardan işkence tezgahlarına götürülen kadınlar kararlı mücadeleleri ile not düştü tarihe.

Bu kadınlardan biri de o dönemki mücadelesi, aşkı, inadı ve acılarıyla Şirin Yazıcıoğlu Cemgil’di.

Yoksul bir çocukluk

Şirin, 11 Mayıs 1945’te Denizli’nin Buldan kasabasında, 3 çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak dünyaya gelir.

Küçük yaşta halasının oğlu yazar Cengiz Tuncer’in kitaplığına dadanır. Ortaokula geldiğinde ise kasabanın kütüphanesinde bulunan bütün kitapları harf sırasıyla okumaya başlar.

Şirin maddi zorluklar ile küçük yaşta tanışır. İleride bugünleri şöyle anlatacaktır:

“İlkokul üçe gittiğim yıl fark etmiştim, evde bazen parayla ilgili sorunların olduğunu. Babam bazen Diyarbakır’dan gelmez, para kazanmak için çok çırpınırdı. Buldanlı’nın malı satılmaz, mal durgunluğu olurdu, mallar birikirdi bir türlü satılmazdı. Bizim evde ise hep bir şeylerden kısılır, bazen para yüzünden tatsızlıklar yaşanır, hatta kavga çıkardı. O zaman karar verdimdi pek bir şey istememeye.”

Tüm bunların farkındalığı ile çocuk yaşta alışır tutumlu olmaya.

Cinsel tacizle kendi başına mücadele

Şirin bunların yanında çocuk yaşta başka bir olayla daha karşılaşır ki bu mukayese edilemeyecek bir şeydir. Bir erkek çocuğu tarafından cinsel tacize uğrar. Ve bunu gidip annesi ile paylaşır. Annesinin tepkisi ise toplumla doğru orantılı olur: “Belki sana öyle gelmiştir.”

Şirin ‘kendi başına’ mücadele etmesi gerektiğini anlar. Öyle ki Kuran kursundaki imamın tacizine uğradığında da bunu kimseye söylemez ve kursu bırakır.

Ortaokulun ardından eğitimine İzmir Kız lisesi’nde devam eden Şirin, burada karşılaştığı cinsiyet bazlı ayrımcılığa karşı öfkelenir. Daha doğrusu yıllardır içinde birikenler yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlar:

“Bir kızın cebinden oğlanlardan birinin yazdığı aşk mektubu çıkınca, müdür kızlarla oğlanların tenefüste aynı bahçede bulunmalarını yasaklamış, yukarı bahçede oğlanların aşağı bahçede kızların dolaşacağını bildirmişti. Herkes kuzu kuzu karara uyuyor, haremlik selamlık dolaşıyordu tenefüste. Bu karar onurumuma çok dokunuyordu. Kasabada her yerde aile yeri ile sinemada “aileye mahsustur” tabelasıyla, camiide “kadınlar yeri”yle sınıfta kızlar sırasıyla bir şeyler yapmak istesen “sen kızsın” reddiyesiyle her durumda her vesile ile hissettiğimiz bu ayrımcılık okul bahçesinde de bu kadar belirgin hale gelince, büsbütün çekilmez oluyordu.”

Bu Şirin’in sisteme karşı ilk başkaldırısı olur.

Ertesi gün erkeklere ait olan bölümde dolaşmaya başlar. Bunu gören müdür, Şirin’i derhal yanına çağırır. Şirin ona, ‘yasaktan haberi olduğunu ancak bunu uygun bulmadığını’ söyler. Bunun üzerine müdür Şirin’i, ellerine cetvelle vurarak ‘cezalandırır’. Lakin Şirin’in bu karşı çıkışı etkili olur ve söz konusu yasak ertesi gün kalkar.

Derken Şirin 1963’te liseyi bitirir ve Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazanır.

Sonuna kadar inanmış bir devrimci

Erkek egemen baskıya karşı gelişen başkaldırısı, sınıf ve sistemin bütününe karşı da yönelmeye başlar. TİP’e (Türkiye İşçi Partisi) üye olur. 1965’te Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun (FKF) kuruluş sürecinde yer alır ve üyesi olur.

Kitap tutkusunu da beraberinde getiren Şirin, bir araya getirdiği kitaplardan yoldaşları için bir kütüphane yaratır.

Diğer yandan da müziği çok seven ve sesi de güzel olan Şirin, dernek bünyesinde koro kurmak için çalışmalara başlar.

Necmiye Alpay, ‘Kadınlar Hep Vardı – Türkiye Solundan Kadın Portreleri’ kitabında Necla Akgökçe’ye, arkadaşı Şirin’i şu sözlerle anlatır:

“Çok okuyan bir kadındı. Onunla ilgili yazımda da belirtmiştim. Arkadaşlarım arasında en çok okuyanlardandı. Ve tabii ki sonuna kadar inanmış bir devrimci.”

Keza Demir Küçükaydın’ın Şirin hakkında anlattıkları da Alpay’ın söylediklerine benzer nitelikte:

“Aramızda pek az kadın arakadaş vardı ve bunların da adı bir şekilde konuşmalarda geçer, dolayısıyla gıyabi bir tanıma olurdu. Ankara’dan üç ismi o zamanlar duyduğumu hatırlıyorum: Gülay, Şirin ve Tebessüm (Sarp).”

Siyasi çalışmalarını soluksuz sürdüren Şirin amfiden gecekondulara, alanlardan yazı masasına koşturup durur. Şirin kendi okulundaki çalışmasının yanı sıra FKF’nin ODTÜ sorumlusu olarak da görevlendirilir.

Şirin kendisine verilen bu görevi değerlendirirken örgüt içindeki yerini de şöyle anlatır:

“Ortadoğulularla böylesi pratik bazı çalışmaları birlikte yürütmek gerekiyordu. Hem de parti yanlısı tartışmaları yürütebilecek, iki tarafın da yöntemlerinde yer almamış nispeten bağımsız bir tutum sergileyebilecek ve süreci baştan beri izleyip, yaşamış biri gerekiyordu. Bu vasıfta ODTÜ’den “Partili” pek çok arkadaşımız vardı ama arada uğrasalar da doğrudan FKF çalışmaları içinde değillerdi. Bense FKF’nin tüm sürecinden haberdardım ve hem partili hem de FKF’liydim. Ama eleştirici bir konumu da hiç bırakmamıştım, tam tersi sanılsa da bir klikten değildim…”

Şirin’in bu eleştirel tavrı sonrasında da devam eder. Devamlı mücadelenin içindedir, sorgular, kafasına yatmayanı dillendirir. Bu dönemde Hikmet Kıvılcımlı’nın yazılarına gömülür ve etkilenir. Ancak yeri gelir onu da eleştirmekten geri durmaz.

Şirin kavganın sıcağında

Şirin ilmek ilmek işler evvela kendisini. Bir arı özverisi, karınca titizliğiyle devrimci bir kadın inşa eder kendisinden.

Sinan Cemgil ile tanışmadan bir yıl önce devrimciliği hayatının merkezine konumlandırmaya kesin karar veren Şirin, neleri göze alması gerekeceğini bir bir not eder kendisi için. Her madde üzerine düşünür, cevaplar soru(n)ların cevabını.

Bu liste için; “Öyle üstün körü bir cevaplamak değildi bu. Bilinçli bir karar alış süreci idi…” der Şirin.

Listede şunlar yer alır:

Ölebilirsin,
İşkence görebilirsin,
Irzına geçebilirler,
Hapis yatabilirsin,
Kendilerinden yana oldukların, yani halk seni taşlayabilir,
Çocuk doğurmaman gerekebilir.

Bu maddeler arasında en çok halkın kendisini taşlama ihtimali ve çocuk doğurmama gerekliliği üzerine kafa yorar.

Her şeye dayanılabilir belki ama uğruna ölümü göze alıp savunduğu insanların kendisini taşlaması ihtimali çok üzücüdür.

Çocuk kısmına gelince ise bu da üzücü bir ihtimaldir Şirin için. Çünkü çocukları çok sever ve anne olmak aklının bir köşesindedir. Hem çocuk sahibi olan pek çok devrimci önder vardır. Bir bir hepsini geçirir aklından.

Lakin bir gerçek vardır ki bu devrimcilerin hemen hemen hepsi erkektir. Ve toplumuzun kadını kemiren normları kolay kolay değişmeye elvermez. Şirin ise kadın ve erkeği tıpkı mücadelede olduğu gibi özel hayatta da -ki ikisi birbirinin içindedir- eşit gördüğünden bunun mümkün olabileceğini düşünür.

Tabi hayat tüm ‘acı’ partiğiyle ataerkiyi sürdürür ve önüne çıkarır Şirin’in. O da çareyi en ufak bir cinsiyetçiliğe dahi anında müdahale etmekte bulur: “Paltomu tutmak isteyenlerin ellerinden paltomu çekiştirerek alır, ya da onların paltosunu tutmaya kalkışır, daha ortalık kararmadan ‘seni istersen ben götüreyim’ diyenlere, ‘istersen ben götüreyim’ derdim.”

Bu listenin ardından hayatını devrime göre tanzim eder. Sigarayı bırakır, 6 saat uyur ve delicesine okur.

Bir karşılaşma: Şirin ve Sinan

Günler, aylar ve bir yıl geçer. ODTÜ’deki görevine devam eden Şirin, 1965’te Sinan ile karşılaşır. Ve işte Şirin ile Sinan Cemgil’in yolu da böylece keşisir. Hayatta bazı karşılaşmaların yaşanması sonu ne olursa olsun zaruridir. Onlarınki de böyledir sanki. Kavganın soluksuzluğunda birbirlerinde soluklanırlar.

Birbirlerine aşık olan Şirin ve Sinan, çıkardıkları ‘Dönüşüm’ dergisini satarken de beraber gözaltına alınır. Ardından büyük Varto depreminin ardından, kente giderek depremden zarar görenler için gönüllü olarak çalışırlar.

Şirin ile Sinan henüz öğrenciyken, 8 Şubat 1969’da evlenir. Bir yıl sonra 28 Ocak 1970’te çocukları dünyaya gelir. Oğullarına bir yıl önce Beyazıt Meydanı’nda öldürülen Taylan Özgür’ün adını verirler.

Şirin’in yıllar önce oluşturduğu listesi yaşamının ortasındadır şimdi. Doğumu ölüm izler bu kez…

“Nurhak sana güneş doğmaz”*

1970 yılında, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Alpaslan Özdoğan, Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin’le birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) kuruculuğunu yapan Sinan, yüzünü dağlara çevirir.

Sinan, 31 Mayıs 1971’de Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan ile birlikte gittikleri Nurhak Dağları’nda askerler tarafından katledilir.

Bu sırada ağır yaralı olarak kurtulan Mustafa Yalçıner ise o anları, yargılandığı davada şöyle anlatır:

“(…) Çatışmada Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın yaralı iken vahşice kurşunlandığını, benim de üzerime 50-60 metre mesafeden 15-20 mermi sıkıldığını, köylülerin olay yerine gelmesi nedeniyle, sonradan atılan mermilerle yalnız kolumdan yaralanarak şans eseri kurtulduğumu (…) belirtmek isterim (…)”

Şirin’in matemi

Bu ölüm ile birlikte Şirin’in kendi deyimiyle matem’i başlar. Acı da uğruna her şeyi göze aldığı devrim mücadelesi kadar yalın ve sahicidir çünkü.

Şirin, Sinan’ın ardından onun hiç okumayacağı mektuplar yazmaya başlar. Şirin ve Sinan’ın aynı ideoloji için farklı yöntemlere inanmışlıkları vardır. Ancak bu birbirlerinin hayatına müdahale edip, baskı kurmaya dönük olmamıştır hiç. 9 Ağustos 1971 tarihli mektupta, Sinan’ın ardından kendisini eleştiren hatta bunun da ötesine geçip onu dışlayan yoldaşlarına sitemini anlatır.

“Ben seni pasifize etmişim Sinancım. Şu işe bak sevdiğim… Benim devrimciliğime, beni tanımadan olaylara bakıp, değerlendirme yapmadan ucuza yapılan şu hareketlere bak… Bu kadınları ikinci derece vatandaş olarak görme eğiliminden başka bir şey değil… İnsan devrimciliğini yaptığı işlerle ortaya koyar, hayatıyla bir de.”

Sinanların öldürülmesinin ardından gözaltına alınan Şirin, bir süre cezaevinde tutuklu kalır.

70’li yılların başında önce Vatan, daha sonra Sosyalist Vatan Partisi üyesi olarak aktif siyasi mücadelede yer alır.

Hukuk Fakültesi’nden mezun olunca bir süre mesleğini yapar.

1978’de Mehmet Özler ile evlenen Şirin 12 Eylül 1980 darbesinde gözaltına alınarak tutuklanır ve ağır işkencelerden geçirilir.

Cezaevinden çıktıktan sonra eşinden ayrılarak Nisan 1981’de yurtdışına çıkıp, önce İsviçre Zürih, sonrasında Almanya’da Duisburg’a yerleşir. İlerleyen yıllarda Hikmet Kıvılcımlı hareketiyle bağını koparır. Ancak politik faaliyetlerini ve mücadelesini hiç bırakmaz.

Burada siyasi sığınmacı olan Şirin, Türkiye’ye ancak 2000 yılında gelebilir.

Tekrar Almanya’ya dönen Şirin, anılarını ve Sinan’ı anlatmak için kağıt kaleme sarılır.

Ancak kitabı tamamlayamadan 17 Nisan 2007’de bağırsak düğümlenmesine bağlı bir komplikasyon sonucunda Duisburg’ya yaşamını yitirir.

“Şirin hiçbir zaman başkasının çantası olmadı”

Şirin şimdi vasiyeti üzerine defnedildiği Sinan’ın yanında yatıyor. Ölümünün ardından tamamlayamadığı kitabını ise oğlu Taylan yayımladı.

Şirin o kitapta yaşama, yoldaşlarına ve arkadaşlarına duyduğu sevgi ve kaçınılmaz olarak yaşadığı acıyı da anlatmıştı:

“Hem arkadaşım hem de yoldaşım olan insanlar öldüler. Ondan sonra da arkadaşlıkla yoldaşlığı birleştirmeye çalışmakla geçti ömrüm. Ama birleşmediler. Birleşemezlerdi. Köprülerin altından akan sular bölmüştü bu iki alanı çoktan.

Devamlılık ve kendi kuşağı ile arkadaşlık doyurucudur ancak. Leb demeden leblebiyi anlar çoğu zaman kendi kuşağı insanın. Ortak bir dil bir atmosfer. Benimse sürekliliği bölen bir şeyler vardı
ömrümde her zaman. Belki herkes için de böyledir.

Çocukluğumun arkadaşlıklarını onların İstanbul’a göçü böldü. İlk gençliğimin arkadaşlıklarını bölen ise benim İzmir’e yatılı okumaya gidişimdi. Arkadaşlarımın kasabaya mahkûm oluşu bir de.”

Şirin, tek başına bir kadın olarak inandı sosyalizme. Sinan’dan önce, birlikteyken ve sonra hiç geçmedi kavgadan. Elbet ikisinin brilikte anılması ne tuhaf ne de kötüdür. Saygı duyulacak belki imrenilecek bir ilişkidir hatta bıraktıkları.

Sadece arkadaşı Fehmi Erbaş’ın Şirin’de bahsederken söylediği bu sözü de unutmamalı: “Şirin hiçbir zaman ne kocasının ne de başka birinin çantası olmadı.”


(*) Nurhak Katliamı’nın ardından öldürülenler için yazılan bir türkü.


Kaynaklar

“Kadınlar Hep Vardı – Türkiye Solundan Kadın Portreleri” içinde “Şirin Cemgil: Sıkı Bir Kadın, İnanmış Bir Devrimci – Necla Akgökçe”, Hazırlayan: Feryal Saygılıgil, Dipnot Yayınları

“Sinança: Şirin Cemgil, Sinan Cemgil’i Anlatıyor”, Şirin Cemgil, Ayrıntı Yayınları

gazete karınca