Prof. Dr. Ali ARAYICI/Paris

Sivas katliamının 25. yıl dönümüdür, 2 Temmuz 1993 tarihi. Bundan 25 yıl önce, kentin tam merkezinde, Valilik ve Belediye binalarına çok yakın olan Madımak Otel’inde; ortaçağ karanlığına özlem duyan, şeriat ve irtica yanlısı bir düzen kurmak isteyen, insanlıktan yoksun yobaz katiller tarafından; aralarında yazar, folklorcu, bilim insanı ve sanatçılarında bulunduğu 2’si otel çalışanı olmak üzere toplam 35 insanın; yükselen alev, alev kara duman içinde diri diri yakıldığı bir tarihtir. Bu olay, cumhuriyete ve laik bir düzene karşı, şeriatçı ve yobaz bir ayaklanma ve başkaldırı olarak tarihte yerini almıştır. Türkiye siyasi tarihine kara bir “leke” olarak geçen bu tarih, o dönemin devlet yöneticileri için utanç verici bir durumdur.

Alevi katliamlarının bir devamı

Bu katliam, yüzyıllardan beridir “Anadolu Alevi’lerine” karşı yapılan katliamların bir devamıdır. Geçmiş yıllarda Nesimi’nin derisini yüzenler, Hallacı Mansur’un boğazına kurşun sıkanlar, Pir Sultan’ı darağacında asanlar, şeriatçı bir ayaklanmayla öğretmen-teğmen Kubilay’ı bıçakla paramparça edenler; İstanbul’da (Gazi mahallesi), Malatya’da, Çorumda Alevi inanç grubunda olanları, demokratları ve devrimcileri katledenler; Kahramanmaraş’ta yüzlerce insanı öldürenler ve hamile kadınların karınlarına şiş sokan ırkçı ve şeriatçılar; Sivas’ta 2 Temmuz 1993’de Madımak Otel’ine “Vali gidecek, şeriat gelecek. Kemalist devlet yıkılacak. Şeytan Aziz’e ölüm. Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” gibi sloğanlarla tekbir getirerek saldırıya geçip 35 insanı polisin, askerin ve binlerce insanın gözü önünde yakmıştır. Bugün bile, Türkiye’nin bazı yerleşim birimleride aynı ve benzer olayların yaşandığı bir gerçektir.

Devlet seyirci kalmıştır

Sivas Kültür Merkezi’ni harap eden, Pir Sultan Anıtı’nı yerle bir eden ve 35 aydını katleden şeriatçı yobazlar karşısında; dönemin siyasi iktidarı tarafından, Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri için Sivas’ta bulunan ünlü yazar Aziz Nesin’e tepki olarak lanse edilmeye çalışılmıştır. Bunun içindir ki, hiç suçu olmayan Aziz Nesin bir “günah keçisi” olarak seçilmiştir. Aslında işin gerçek yanı böyle değildir. Bu olayda, gerçekler bilinçli olarak inkâr edilmektedir. Bu katliam, ırkçı, gerici ve şeriatçı yobazlar tarafından gerçekleşen organizeli ve tertipli bir olaydır.

Dönemin İç İşleri Bakanı, Mehmet Gazioğlu hiç sıkılmadan “Olay, Aziz Nesin’in tahriki sonucu ortaya çıkmıştır. Suçlu odur. Büyütülecek bir durum yoktur. Yakanlar tahrik edilmiştir. Önemli değil” demektedir. Aynı şekilde, dönemin RP’nin (Refah Partisi) Sivas Belediye Başkanı, bugün SP’nin Genel başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı olan Temel Karamollaoğlu “Gazanız mübarek olsun aslanlarım” diyerek katilleri ödüllendirmiştir.

Bu olayda, devlet yöneticilerinin önemli bir kesiminin eli vardır. Bugün, bunların önemli bir kesimi, AKP saflarında politika yapmakta ve iktidar koltuğunda oturmaktadır. Otel’in bulunduğu yerin konumu gereğince, devlet gerçekten isteseydi, bu olay her hangi bir insanın ölümüne meydan vermeden, az bir güvenlik gücüyle kısa sürede önlenebilirdi. Devlet, polisiyle, askeriyle kendi yöneticisinin (Vali’nin) sesine kulak vermemiştir. Devlet, bu şeriatçı baş kaldırı karşısında gerekli önlemleri almadığı gibi, bir ölçüde de olsa katliama ortak olmuş, olaylara seyirci kalmış ve tahrikçilik yapmıştır.

Suçları nedir?

Bu katliamda öldürüllenlerin suçu nedir, biliyor musunuz? Bunların suçu, demokrat ve devrimci olmak, insanı temel unsur olarak ele almak; Türkiye’de ırkçılığa, dinci faşizme, şeriatçılığa, şovenizme, geriçiliğe ve her türden yobazlığa karşı çıkmak; tam bağımsız laik, demokratik ve çağdaş bir Türkiye’yi savunmak; ülkesini sevmek ve Türkiye’nin AB’ye girecekse onurlu bir biçimde girmesini istemek ve en önemlisi de siyonizme, AB ve ABD emperyalizmine ve her türlü sömürüye karşı olmaktır.

Onlar ölümsüz kahramanlardır. Onlar, kurulu düzenin sarsılmasından korkan ve sömürü düzenini sürdürmek isteyen yobazlığın, ırkçılğın, gericiliğin ve dinci faşizmin kurbanı oldular. Ne güzelde dile getirmiş, şair İsmail Kaygusuz, hep birlikte şu dizelerine bir göz atalım: “ 2 Temmuz 93’te Sivas’ta, / Madımak’tan göğe yükseliyor kızıl yalımlar, /Seyre çıkmış polisler jandarmalar, /İçinde ozanlar yazarlar sanatçılar, /Cayır cayır türküler siirler, /Tutuştu yandı sazların telleri, (….)

Dışarıda itler kurtlar ulurken /Onlar nefes söyleyerek /Onlar semah dönerek /Onlar şiir okuyarak /Ve onlar saz çalarak yandılar”.

Aleviler oyuna gelmemeli

Aleviler, devletin «Alevi açılımı” ve Alevilere güleryüzlü görünme politikalarına karşı, uyanık olmalı ve oyuna gelmemelidir. Devletin, ortaöğretim çağındaki çocuklara bile “sloğan” attığı gerekçesiyle işkence yapan güvenlik görevlilerini yarğılamadığı; Gazi Mahallesi sanıklarını yakalayıp adalete teslim etmediği; Kahramanmaraş, Malatya, Çorum ve Sivas katliamını yapan sanıkları yakalamadığı ve yakalananlarıda kısa sürede affettiği; Sivas davası sanıklarının avukatı olan Şevket Kazan’ı geçmişte Adalet Bakanı yaptığı, en önemlisi de “Alevi” inancından olanlara ve Kürt kökenlilere yönelik insan hakları ihlâllerini kesin olarak durdurmadığı sürece, sözü edilen bu «Alevi» açılımı; devletin ileri gelenleriyle, Alevi’lerleri temsil ettiklerini düşünen birkaç “kendini beğenmiş” kişi arasında gerçekleşmiş olur ki; bu açılımda ne sosyal ve ne de toplumsal barış sağlar.

Son 16 yıldır iktidar koltuğunda oturan AKP’nin, gerçekle ilgisi olmayan “Alevi» açılımı safsatasınada inanmamak gerekir. Aleviler, dinci faşist AKP iktidarının oyununa gelmemeli ve alet olmamalıdır. Alevi inanç gurubunda olanlara önemli birer sorumluluk düşmektedir. Bu konuda, uyanık olmaları, AKP’nin “Alevi açılımı” maskesi altında, “Alevileri” bölüp parçalama ve “yoketme”; daha sonrada “assimilasyona” tabi tutma, “kendi Alevileri”ni yaratma politiklarına karşı, şavaşım vermeli ve siyasi iktidarın şeriatçı politikalarına alet olmamalıdır.

O halde ne yapmalıdır?

Yapılması gereken ilk etkinlik, 2 Temmuz 1993 tarihi, yobaz ayaklanmaya, dinci faşizme, irticaya, şeriata, ırkçılığa, her türlü gericiliğe ve ortaçağ karanlığına karşı savaşım günü ilân edilmelidir. Bu katliamdan, Alevi inanç grubunda olanlar başta olmak üzere, demokratların, devrimcilerin, sosyalistlerin, her türlü gericiliğe ve sermayeye karşı olan herkesin çok önemli bir ders çıkarmaları gerekir.

Bu ve benzer acı olayların bir daha yaşanmaması için, aydınlık, insanca bir yaşam isteyen ve bu görevi öz veriyle üstlenen sermayeye, dinci faşizme, ırkçılığa, şeriatçılığa, her türlü gerici ve yobazlığa karşı olan herkesin; örgütlenmeleri, birlikte hareket etmeleri ve dayanışma içinde olmaları kaçınılmazdır. Eğer, bunlar yapılmazsa 2 Temmuzda katledilenlerin anısına karşı en büyük saygısızlık yapılmış olur. Bu insanlar, suçsuz sedasız gerici ve şeriatçı yobazlar tarafından katledildi. Konuya duyarlı herkesin, yüzlerce ve hatta binlerce yıl geçse de, bu insanlık dışı katliam olayını affetmemeli, unutmamalı, unutturmamalı ve kuşaktan kuşağa aktarmalıdır.