“Sırf işgal ettiğiniz bu dünyaya empoze ettiğiniz (dayattığınız)  bakış acısı ve davranış biçimine uymadığım için beni terörist ilan ettiniz. Ben de sizi gereksiz ilan ediyorum.” Subcomandante MARCOS.

İnsanlık, gelişiminin ilerleyişinde hep bakmaya ve bakarken algılamaya çalışır. Bu süreçleri irdelemek ve anlamlandırabilmek, Ana Kadın eksenli toplum örgütlenmesinin iyi irdelenmesini gerektirir. Zira Yol Ana’dır, Ana ise Mürşid-i Kâmil’ullahtır. İnsan yaşamının bütününe baktığımızda, bakmak algılamak ve üretmekle ilgili olduğu apaçık ortadadır. Bu nedenle, Ana Kadının organize ettiği yaşamın yüzde 98’lik yapılanmasının özü, “bakmak-görmek ve yaratmak” üçlemesidir. Bu üçlemenin düsturuyla, doğadaki özne ve nesneye bakışla, kendi toplumsallığına tabi kılma başlar. Bu bakışların en büyük yapıtları Anadolu ve Mezopotamya topraklarındadır. Bu kadim topraklarda o kadar ilk vardır ki, bu ilkler halen tüm insanlığın başını döndürmektedir.

Ana kadının üçlü sacayağıyla (bakmak-görmek-yaratmak) yarattığı değer ve yöntemler, bugün tüm ana akımların (rejimlerin-sistemlerin-ideolojilerin) beslendiği ve kendisini ayakta tuttuğu köklerdir. Fakat bugün dalları tarafından unutulan kök durumu yaşansa da hiçbir zaman kök kendisini bu kadim topraklardan çekmemiş ve şiirselliğinden, ozanlığından hiçbir şey yitirmemiştir. Bu varlık bir çınar ağacı misali, düşmez direnir ve her daim yapraklarının yeşil ve canlı kalabilmesi için yöntemler belirler ve sütünü hiç sakınmadan verir. Bin yıllar önce Ana Kadının bitkiyle teması, elleriyle toprağı yoklayışı, günümüzde nelerin kaynağı olduğu apaçık ortadadır. Ve insanlığa neler bahşettiği de inkâr edilemez bir gerçekliktir.

Her canlının bir eko çevresi mevcuttur. Ama bu eko çevre insanda en geniş halkaya dönüşmüştür. Güdülerin ötesinde, bakışlarındaki kapsayıcılık ve alan genişliği tüm evreni kapsayacak niteliktedir. Fakat bu kapsayıcılık bugün ancak başarısını doğruluğunu kapitalizmin nasıl iradeleştiği ve bireydeki bilincin yaratılabilmesiyle alakalıdır. Bundan ötürü bugün yaşanan kapitalist modernite çağının kendisini birey ve toplumlarda nasıl yaşattığını, sistemleştirdiğine iyi bakmak şart. Kapitalizmin bireye yansıyışı, algı ve tanımları tamamen simülasyona (birbirine benzeştirmeye) büründürmektedir. Bundan dolayı da, bireyde öz ve biçim birbirine karışmaktadır. Açıkçası kapitalizm bireye “bak ama görme” diyor! Bu durumda birey ve toplum öyle bir hal alıyor ki;  bakıyor ama göremiyor, hissedemiyor, algılamıyor ve kendi özüyle empatiye (duygudaşlığa) geçemiyor.

Yıllardır bizler de bakmaktayız, doğruyu ve de yanlışı algılamaktayız. Fakat bakışlarımızın ve algılarımızın zemininde nelerin yattığını iyi irdelememiz gerekmektedir. Bu zeminin ne kadar özgürlük, ne kadar eşitlik yani ahlaki-politik toplum nüvelerinden oluştuğunu da iyi hesaplamamız gerekir. Büyük düşünür Jonathan SWİFT, “Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz: Tüm ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir” der. Bu manada artık derin bakmanın ve yaratmanın zamanındayız. Şimdinin, geçmişin ve geleceğin kendisi tarihe bakışımında güncellendiğini de çok iyi bilmekteyiz. Tüm evrene, topluma, yani yaşamın her soluğuna zamanında, yerinde bakıldığında anlam kazanacağını da biliyoruz. Şimdi zamanı değil, diyenlere de tam zamanıdır derin bakmanın ve yaratmanın diyoruz!

Toplumsal kutuplaşmanın olmadığı, insanların birbirlerine sırtını dönmediği, sevgi ve barışın hâkim olduğu bir ülke için derin bakmanın tam zamanıdır! Fikri ve inancı ne olursa olsun, insanların yaşam tarzlarını özgürce yaşayabilecekleri bir ülkeyi hep birlikte var etmek için derin bakmanın tama zamanıdır! Tekçiliğin ve İnkârcılığın değil, çokluğun kazanması için derin bakmanın tam zamanıdır!  Bürokratik devlet aygıtlarının tümünün demokratikleşmesi için derin bakmanın tam zamanıdır! Kendinden olmayan herkesi suçlu ilan eden, sadece ve sadece ben diyen bir rejime karşı biz demek için derin bakmanın tam zamanıdır! Tekçi, inkârcı, baskıcı, asimilasyoncu, soyguncu, kayırmacı ve kavgacı anlayışı ret etmek için derin bakmanın tam zamanıdır! Din, mezhep, inanç, etnik kimlik vb. kavramlar öne çıkarılarak insanları kutuplaştıran anlayışı ret etmek için derin bakmanın tam zamanıdır!  Demokratik, laik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Cumhuriyet için derin bakmanın tam zamanıdır!

Halkların düşü, umudu, yazgısı ve geleceği adalet, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış üzerine olacağı kuşku duyulmaz bir gerçekliktir. Etnik kimlikler, dinler, mezhepler arasında düşmanlıkları körükleyenlere inat bu toprakların insanlarının hepsi, adil barışı ve demokrasiyi tesis etmekle mükelleftir. Evet, biz demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış taraftarları, yüreklere umudu ve sevinci aşılama gibi bir zorunluluğumuz var. Canlar, seçimleri basit bir onaylama mekanizmasına dönüştürmemek için derin bakmanın tam zamanıdır! Evet, Demokrasinin, eşitliğin, barışın ve özgürlüğün önündeki bütün engellerin temizlenmesi için derin bakmanın tam zamanıdır! Aşk İle.

Mehmet KABADAYI

İletişim: Mehmet_k.34@hotmail.com