ERDAL ER

Sürpriz yok, beklenen oldu ve Türkiye 24 Haziran 2018’de “seçim savaşı” na gidiyor.

Bunun sıradan bir seçim yarışı olmadığını, savaş olduğunu bir süre önce Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’tan öğrenmiştik.

‘Seçim savaşı!’

Albayrak, 14 Nisan 2018 tarihinde AKP Esenler 6. Olağan İlçe Kongresi’nde konuşmuş şunları söylemişti:

“Mehmetçiğimiz cephede, Afrin’de savaşıyor. Teşkilatlarımız da bir seçim savaşına hazırlanıyor.’’

Şimdi anlaşılıyor ki seçim savaşının senaryosu Erdoğan-Bahçeli ikilisi tarafından daha önce yazılmış, kurgulanmış ve şimdi gösterime sokuldu…

Erdoğan ve Bahçeli’ye göre seçim savaşının gerekçesi, ‘iç ve dış gelişmeler.’

Söz konusu iki ismin açıkladığı bir diğer gerekçe ise, ‘Türkiye eski sistemle yönetilemiyor.’ İddiası. Yani kusur Erdoğan’da değil işlemeyen sistemde.

Erdoğan Çarşamba günü yaptığı konuşmasında savaşla ilgili de şunları söyledi:

‘’Gerek Suriye’de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlar, gerek bölgemizdeki tarihi önemdeki gelişmeler Türkiye’nin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hale getirmiştir.’’

Türkiye’yi kim ‘belirsiz’ hale getirdi ki aşılması için baskın seçime gidiliyor? Üstelik yine seçimleri Erdoğan’ın kazanması durumunda belirsizlik nasıl aşılacak. Toplum aklıyla dalga geçmek böyle bir şey. Belirsizliğe neden olan belirsizliği nasıl aşacak?

Erdoğan ve Bahçeli’nin açıklamalarından öğreniyoruz ki; baskın seçimin esas sebeplerinin savaş ve büyük oranda savaştan kaynaklı ekonomik kriz olduğudur. Orda da hayal kırıklığına neden olacak bir durum yok aslında. Geçmişte Kürt sorununu demokratik yollarla değil, savaşla yoluyla çözmeye çalışan hükümetler nasıl bir son yaşamış ise Erdoğan’da bugün onu yaşıyor. Belli, acelesi bundan…

Erdoğan-Bahçeli ikilisi ülkeyi hangi koşullarda, hangi gerekçeler ve ihtiyaçlar sonucunda seçime götürüyor? Bunun doğru analiz edilmesi gerekir.

1-24 Temmuz 2015 tarihinde Kürtlere karşı başlattıkları soykırım savaşında istedikleri sonucu alamadılar ve direnişi kıramıyorlar. Dolayısıyla ‘eski sistemle gitmiyor, yeni sisteme geçmemiz lazım.’ sözü gerçeğin ters yüz edilmesi ve sığındıkları büyük yalandır. Erdoğan Türkiye’yi zaten yeni sistemle yönetiyor. Önünde hiç bir engel yok. Devlet gücü, yargı, polis, ordu kendisinin emrinde.

2-Türkiye, üç parça Kürdistan’da savaşta. Erdoğan-Bahçeli sadece Kuzey Kürdistan’da değil, Rojava ve Başur’da da Kürtlere karşı soykırım savaşı yürütüyor. Erzurum’dan, Efrine, Bradost’a kadar 100 binlerce asker, DAİŞ ve korucu ağır silahlarla, kara ve hava gücüyle Kürtlere karşı eşit olmayan bir savaş sürdürüyor. Her gün ortalama onlarca insan hayatını kaybediyor.

3-Zaten sorunlu olan anayasa askıya alınmış; yargı, polis ve medya iktidarın emrinde. Parlamentonun kapısına kilit vurulmuş. Ülke OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetiliyor.

4-Hapishaneler on binlerce Kürt siyasetçi ve muhaliflerle doldurulmuş. Yüz binlerce insanın malına mülküne el konulmuş, bir o kadarının işine son verilmiş ve yüz binlerce insan yerini yurdunu terk etmiş. Ülkede tek geçerli olan yöntem daha fazla ölüm, baskı, şiddet ve faşizmdir…

5-Erdoğan ve Bahçeli ülkeyi yönetemiyorlar. Sorunların çözümü için daha fazla şiddet ve baskı dışında önerdikleri bir şey yok. İşlerin daha da zora girmesinden korkuyorlar. Faşizme ve diktatörlüğe meşruiyet kazandırmak için tek kale maç oynayarak seçimlere gidiyorlar.

6-Dünya deneyimleri bize göstermiştir ki Hitler başta olmak üzere pek çok zalim seçim yoluyla diktatörlüklerine meşruiyet sağlamışlardır. Baskı ve zulüm düzenine sandık ile soluk aldırmak istiyorlar.

Peki, AKP-MHP’ye karşı diğer siyasi partiler ve toplumsal muhalefet neler yapacak?

Baskın seçim kararı parlamento içinde ve dışında bulunan pek çok siyasi parti tarafından, ‘hodri meydan’ çıkışlarıyla karşılık bulsa da, oyunun kurallarının Erdoğan-Bahçeli tarafından belirlendiği, sürenin kısalığı ve muhalefetin dağınıklığı ciddi bir açmaz olarak duruyor.

AKP-MHP koalisyonundan kurtulmak isteyen ve umudunu seçimlere bağlayan insanlarda heyecanlandı. Hatta ‘ekonomi kriz alarm veriyor, döviz kuru almış başını gidiyor, ülke yönetilemiyor, kesin Erdoğan gider’ havası oldukça yaygın. Bu Erdoğan karşıtlarının bir arzusu mu, ya da realite mi şimdilik bilmiyoruz.

İnsanlar, uzun süredir ülkenin içinde bulunduğu kutuplaşma ve kaostan dolayı kendilerini çaresiz ve umutsuz hissediyor. Toplumun çoğunluğu mucize ve kurtarıcı bekliyor. Bu kurtarıcı sandık olabilir mi? CHP gibi partilere göre ‘evet kurtarıcı sandık…’

Bunu doğru olarak kabul edersek o zaman haklı olarak şu soruyu sormamız gerekir;

1-Kurallarının iktidar tarafından belirlendiği baskın seçimler Türkiye’nin Erdoğan ve Bahçeli ikilisinden kurtulması için gerçekçi bir seçenek mi?

2- 7 Haziran 2015 genel seçimleri, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumu kaybeden ve iktidarı bırakmayan Erdoğan, olası seçim yenilgisiyle sonuçlara saygılı davranıp Demirel gibi şapkasını alıp gidecek mi?

3-Seçimleri kazanacaklarını garanti etmeyen Erdoğan ve Bahçeli neden bu ölümcül riski göze alsın?

4-Erdoğan-Bahçeli ikilisi seçimleri kaybedip siyaset sahnesinden çekildiklerinde, yerlerine yeni gelecek hükümet Türkiye’nin sorunlarını çözüp iç ve dış barışını sağlar mı?

Soru listesini uzatmak pekâlâ mümkün. Bu dört temel soruya verilecek sahici yanıtlar sonucu da belirleyecektir.

Unutmamak gerekir ki Erdoğan ve Bahçeli kazanmak için her şeyi yapacaklardır. Beli ki Kürtlere karşı başlatılan soykırım savaşını daha da büyüteceklerdir. Baskın seçimler öncesi tıpkı 1 Kasım seçimleri öncesinde olduğu gibi Amed, Suruç, Ankara’da olduğu gibi katliamlar ve siyasi cinayetler işleme olasılıkları yüksektir. Kaos, terör ve korku yaratarak yandaşları olmayan insanları susturmak isteyeceklerdir. Son seçim yasasında yaptıkları düzenlemeyle hırsızlığı yasallaştırdılar. Sandık güvenliğini sağlamayı neredeyse imkânsız hale getirdiler. Buda aslında bir seçim darbesidir.

Sonuç olarak, olağanüstü hal sürecini unutup olağanmış gibi davranmak öldürücüdür. Elbette seçimlere mücadelenin bir parçası olarak gidilir ve sokaklar etkili bir şekilde kullanılmalıdır. Ancak meşruiyeti şimdiden tartışma konusu olan seçimleri kurtuluş yolu görmek ve sunmak büyük felaketlere neden olur. Toplumsal muhalefetin yapması gereken AKP-MHP faşizmine karşı demokratik programı olan bir direniş cephesi oluşturmak olmalıdır. Bu yapılmadan tek başına seçimlerle sonuç almak asla mümkün değildir.

Seçimlere girecek olan siyasi partiler Kürt sorununun çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi için neler önerdiklerini ve ne yapacaklarını açıklamak zorundalar. Aksi durumda sonları AKP-MHP gibi olur. Zira AKP-MHP koalisyonu 24 Haziran seçimlerini kazansa da Türkiye’yi yönetemez. Sahici çözüm yolu Türkiye’yi demokratikleştirecek ve Kürt sorununu çözecek iradenin ortaya çıkmasındadır…