Katliamcı politikaların ve katliamların değişik biçim ve çapta devam ettiği bugünlerde, unutulmaması ve hesabının sorulması için, Maraş katliamının yazılması,  anlamlı ve önemlidir. Bu nedenle Maraş katliamının daha çok bilinir ve görünür olmasını sağlayacak olan bu tür aktiviteleri sürdürmek, katliamın hesabı sorulana kadar, boynumuzun borcu olmalıdır. Maraş katliamının ayrıntılarını bu çerçevede  bir kez daha yazılmak yanlış olmayacaktır.  Önce neden Maraş’ın katliam alanı olarak seçildiğinin bilinmesini sağlayacak bazı tarihi bilgileri kısaca belirtmek başlangıç açısında faydalı olacaktır.

MARAŞ’IN KATLİAM ALANI OLARAK SEÇİLMESİNİN NEDENLERİ

Kadim tarihte ‘bin tanrı ülkesi’ olarak bilinen Maraş, bir çok boyutuyla  özgünlükleri olan  bir şehirdir. Tarihi dönem içinde ‘çok dinli ve çok etnik yapılı’ bir özelliği olmuştur.  Hititli bir komutan tarafında kurulduğu ve eski adlarından birisinin de Markasi olduğu bilinmektedir. İlkçağ boyunca Maraş’ta Hititlerden başka, Luviler, Asurlular, Medler, Guttiler ve Persler yaşamışlardır.

Romalıların egemenliği döneminde Maraş’ta Rumların, Yahudilerin, Süryanilerin ve Kürtlerin yaşadığı görülmektedir.  Roma İmparatorluğunun dağılmasıyla Bizanslıların elinde kalan Maraş’a MS. 900’lü yıllarda Ermeniler yerleştirilmişlerdir.

Maraş’a 1200’lü yıllara doğru Selçuklular, Selçuklu imparatorluğunun dağılmasıyla Dulkadiroğlu Beyliği ve 1527’den Dulkadiroğlu Beyliğinin Yavuz tarafında yıkılmasıyla Osmanlılar, hâkim olmuşlardır.

Maraş, 1200’lü yıllara doğru Türklerle tanışmış, 1360’ta kurulan Dulkadiroğlu Beyliğiyle Türk egemenliğine geçmiş, 1860’lı yıllarda, Çarlık Rusya’sında sürgün edilen Çerkesler, Maraş’a yerleştirilmişlerdir. Ancak, Maraş, var olduğu tarihten Cumhuriyet tarihine kadar, nüfusunun büyük bir kısmı Türklerden oluşan bir şehir olmamıştır. Maraş, Ermeni soykırımına kadar, Türklerin toplamda azınlıkta olduğu, Kürt, Türk, Ermeni ve Çerkes halklarının, alevi, sunni, Hıristiyan ve Yahudi inançlı halkların ‘ortak şehri’ olmuştur.

Maraş halkları, tarihin hiç bir döneminde, gerçek anlamda,  eğmen devletlere tabii olmamış, biat etmemişlerdir.  Selçukluların yıkılmasına yol açan dönemin devletinin zorbalıklarına karşı tarihin en büyük ‘Birleşik Halklar İsyanı’ olan Babailer isyanı, aynı zamanda Maraş halklarının isyanıdır. Dulkadiroğlu Beyliği döneminden de Maraş’ın asi, başeğmez halkları, kendi özgünlüklerini yaşamışlardır. Mumluklu, Osmanlı ve Safevi imparatorlukları tarafında çevrilmiş olan Dulkadiroğlu Beyliği, yönetimi altındaki halkların özgünlüklerine müdahale etmemeyi, siyaseten tercih etmek zorunda kaldığı için halklar
özgünlüklerinden taviz vermeden yaşayabilmişlerdir.

Daha sonra Maraş’ı ele geçiren Osmanlı devleti ise hakların bu özgür ve özgün yaşam tarzını değiştirmeyi, halkları kontrol altına almayı, devlete bağlamayı çok istemiş, bu yönlü girişimlerde bulunmuş, ancak Osmanlının bu yönlü çabaları isyanlarla püskürtülmüştür.

Halkların kısmen özgün ve özgür yaşamlarını devam ettirdikleri bu durum, 1860’lı yıllara kadar devam etmiş, ancak bu tarihten sonra Osmanlı devletinin geliştirdiği yeni soykırım ve katliam yöntemleri devreye konmuştur. Önce Fırka-ı İslâhiye vasıtasıyla bölgenin
Kürt-Türk hakları bastırılmış, yerleşik hale getirilerek denetim altına alınmışlardır. 1915- 1922  yılları arasında, Ermeni uluslaşmasının en büyük ve en etkin gücü olan Maraşlı Ermeniler, soykırım yöntemiyle bu topraklarda silinmişlerdir. Böylece Maraş haklarını yok etme veya asimilasyonla ‘tek tip’leştirme süreci başlatılmıştı.

Bu etnik ve dinsel arındırma operasyonu, cumhuriyetin ilanından sonra da devam etmiştir. 1960’lara kadar, bölge halklarının henüz yok edilememiş olan Kürt-Türk Alevilerine karşı ağır, ahlaksız ve insanlık dışı bir asimilasyon uygulanmıştır.

  MARAŞ KATLİAMI NEDEN YAPILDI?

Yukarıdaki bilgiler, okuyucuyla birlikte başlıktaki sorunun doğru cevabını, bulabilmek için hatırlatılmıştır. Bu bilgilerde görülmektedir ki, Türk devleti, kendisini var edebilmek için, etnik ve dinsel arındırma yönetimlerini en vahşi biçimde kullanmıştır.  İttihat
ve Terakki Cemiyeti(İTC) olarak bilinen soykırımcı parti tarafında başlatılan ve temel stratejik siyaset olarak uygulanan bu siyaset, Maraş katliamına yol açan siyasettir. Çünkü Maraş’ta henüz etnik arındırmaya tabii tutulması gereken Kürtler ve Kürt Türk Aleviler
bulunmaktadırlar.

Türk devleti   adı geçen toplumsal grupların varlığını ortadan kaldırmak istiyordu. 1978 yılında yükselen demokratik- devrimci toplumsal muhalefeti bastırma sürecinde etnik arındırma olanağının yaratılabileceğini gören devlet, fırsatta ganimet yaratmak için,
karanlık, kontra ve katliamcı mekanizmayı çalıştırmaya yöneldi ve Maraş katliamını, planlayarak gerçekleştirdi.  Bu gerçeği tek cümlede ifade etmek gerekirse, Maraş katliamı, stratejik olarak Kürtleri ve Alevileri yok etmek amacıyla, konjektürel olarak yükselen toplumsal muhalefeti bastırmak amacıyla yapılan bir katliamdır.

MARAŞ KATLİAMINI KİMLER YAPTI?

Türk devletinin 1978 yılını katliamlar yılı olarak  halklara yaşatmasının nedenleri belirtildi. Bir yanda Kürt halkını ve Alevileri yok etmek, bir yandan da yükselen toplumsal mücadeleyi bastırmak isteği, katliam planlamalarının ve gerçekleştirmelerinin nedeni
olmuştur. Dolayısıyla bu katliamın siyasal sorumlusu doğrudan Türk devletidir, başka yerde sorumlu aramaya gerek yoktur.

Türk devletinin genel yapılanmasından yer alan, görevi katliam planlamak ve gerçekleştirmek olan kanlı, karanlık ve profesyonel bir yapı bulunmaktadır. Bu çete, düzenli olarak, katliamları planlamakta, ortamını hazırlamakta ve gerçekleştirilmesini sağlamaktadır.

Elbette bu iddiaların somut belgelerini bugünden yarına ortaya koymak beklenmemelidir. Türk devleti yaptığı katliamları belgelendirmez, hatta ortalıkta belge/ bilgi varsa, bunları yok etmeye çalışır.  Hele de suçlanan Türk devleti gibi soykırım ve katliam suçluluğu tescil edilmiş bir devletse, kanıt bulmak çok özel çabalarla, çok yüksek fedakarlıklar ve bedellerle ve yıllar sonra mümkün olabilmektedir.

Ancak, her şeye rağmen, mevcut bilgiler ve açığa çıkan gerçeklerle, bu katliamın kimler tarafından ve nasıl planlanıp, yapıldığını ortaya koymak mümkündür. Bilmek ve inanmak gerekir ki, Maraş katliamına karşı sürdürülen mücadeleyle, eninden sonundan, maddi olgularla desteklenecek bilgiler ve belgeler, devletin karanlık arşivlerinden çıkartılacak, tüm insanlığın bilgisine sunulacaktır.

Bu açıklamalardan sonra, Maraş katliamının pratik ve somut planlayıcılarının ve katliamı gerçekleştirenlerinin, isimleri açığa çıkmış olanlarını, tek tek belirtmek gerekiyor. Maraş katliamında, jandarma genel komutanı orgeneral Sedat Celasun, yüzbaşı Mehmet Ali
Çeviker, üst düzey MİT yetkilisi Şahap Homriş, MİT Adana bölge sorumlusu Nazif Abanozoğlu,   emekli orgeneral meşhur kontrgerillacı Faik Türün,  CİA ajanı Aleksanrd Peck, MHP genel başkanı Alpaslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Çatlı, Maraş MHP milletvekili Mehmet Yusuf Özbaş, oğlu ETKO’cu avukat Edip Özbaş, MHP merkez
yöneticileri emekli albay Tahsin Ünal, emekli general Baki Tuğ( Deniz Gezmiş’i yargılayan savcı)  MHP merkez yöneticisi, emekli general Necati Gültekin, MHP-ÜGD’li Muharrem Şemsek, Maraşlı silah kaçakçısı Gabriel Aktürk, Maraşlı silah kaçakçısı Ökkeş Çokuçkun ve Cem Ersever ve henüz adı afişe olmamış olan katliamcılarda bu listeye dahil
edildiğinden,  Maraş katliamının somut planlayıcıları ve karar vericileri açığa çıkmaktadır. Zaten burada adı geçenlerin bazılarının katılımcılıkları dönemin başbakanı Ecevit’e gönderilen bir MİT raporuyla tescillenmiş, sabitlenmiştir.

Bunlardan başka birde katliamın pratik önderliğini yapan katiller bulunmaktadır. Bunlarda MHP ve ÜGD’nin kadrolu katilleri olarak katliamda yer almışlardır. Bunlar ise bir ay önce kurulan ÜGD’nin yöneticileri, Mehmet Leblebici, Yunus İlhan, POL-BİR’li polis Muhammet
Demirbaş, Mevlut Coşkun, Güngör Gencay gibi unsurlarla, ETKO çetesinin elemanları, katliam icracıları olarak gönderilmiş olan ve milli piyangocu olarak otellerde kalan ve her biri tescilli faşist olan, Haluk Kırcı, Bünyamin Adanalı, Ünal Ağaoğlu, Remzi Çayır gibi
profesyonel katiller ile Ökkeş Kenger gibi üçüncü sınıf katillerin yer aldığı bir liste olarak karşımıza çıkmaktadır.

Katliamı yöneten bu katillerin dışında, katliamı icra eden ve güruhlaştırılmış binlerce katil, günlerce süren bu katliamı gerçekleştirmiştir.

MARAŞ KATLİAMI NASIL YAPILDI?

Türk devleti, yaptığı her katliamı hem genel hem de özel hazırlıklar yaparak gerçekleştirmiştir. Öncelikle katliama yöneltilecek güruhun hazırlanması, katliamın hedef kitlesinin en zayıf olduğu an’ın kollanması, katliam için gerekli provokasyonların yaratılarak ‘ortamın hazırlanması’, katliamcıların donatılması ve katliamın başlama
vuruşunun ıskalamadan yapılabilmesi ve katliam sonrasının da planlanması gibi bir dizi karanlık/kanlı ve uğursuz ‘görev’in yerine getirilmesi gerekiyordu.

Bu anlamda Maraş katliamının yapıldığı dönem, 1978 yılı, Türkiye siyasal tarihinde katliamlar yılı olarak adlandırılabilinir. Bu tarihte Türk ordusunda yaşanan darbeci gelişmeler de katliamcı politikaların daha kolay pratikleşmesine hizmet etmiştir.

O dönemin ilk kitlesel katliamı, 1977 yılında 1. Mayıs’ı kutlayan işçilere karşı Taksim meydanında yapılmıştır.  1. Mayıs’ı kana bulayan katliamcı yapı, 16. Mart. 1978’de İstanbul Üniversitesinin önünde öğrencilere yönelik bir katliam yaptı.  Bu katliamın sorumluları olan Şükrü Balcı ve Reşat Altay adlı polis şefleri, daha sonra da aynı tür
katliamlarına devam ettiler.

Ancak 1978   Nisan ayına gelindiğinde birden çok katliam planlandığı görülmektedir.    Atom Enerjisi Kurumu’nda çalışan ÜGD/MHP’lilerin hazırladığı (içlerinde Muharrem Şemsek adlı, dönemin aktif ÜGD’lisi, daha sonra MHP milletvekili olan kişi) bombalı mektuplardan dört tanesi, Malatya, Pazarcık, Adana ve Adıyaman gibi hassas bölgelere
gönderilmişti.

Bu bombalı mektuplardan birisinin muhatabı olan Malatya belediye başkanı Hamido, açtığı bombalı mektubun patlaması sonucunda, gelini ve iki torunlarıyla birlikte hayatını kaybetmişlerdi.  Bunun üzerine, 16 Nisan’da, Malatya’da, kışkırtılan ve yönlendirilen güruh, sanki bombalı mektubu Kürtler ve Aleviler göndermiş gibi, Kürtlerin, Alevilerin ve demokratların yaşadığı mahallelere saldırmış, katliamı başlatmışlardı. Malatya, kan gölüne çevrilmiş, yanmış, yıkılmış, üç lise öğrencisi genç,   kaçırılarak  işkenceyle katledilmişlerdir.

Bu bombalı mektuplardan bir diğeri de Pazarcık’a gönderilmiş, oradan da bir katliam planlanmıştı. Ancak bombalı mektubu CHP ilçe başkanı Memiş Özdal, açmamış, mektubu açan posta görevlisi ölmüş, bunun üzerine, tesadüfen katliam gerçekleştirilememiştir. Katliamcılar aynı günlerde, Elbistan’dan da çeşitli saldırılar gerçekleştirmişlerdir.

Eylül ayına girildiğinde bu defa katliam şehri Sivas’tı. 4. Eylül 1978’de Sivas’ta gerçekleştirilen katliamla, Sivas, savaş alanına dönmüştür.

Ülkede yaşatılan katliamlarla toplumsal bir kaos ortamı yaratılmış, her yer katliam alanı haline getirilerek, toplum barut fıçısına dönüştürülmüştü.

MARAŞ’TA ‘ORTAM HAZIRLAMA’ SÜRECİ

Maraş, Malatya ve çevresinde Alevilere ve  Kürtlere yönelik katliamcı süreç  eskiden beri sürdürülmekteydi. 1967’de Elbistan’da Mahsuni’nin yaptığı konser bahane edilerek, Alevilere ve Kürtlere yönelik katliamcı bir saldırı yapılmıştı. Benzer saldırılar 1968 de
Malatya’da, 1971 Kırıkhan’da 1975’te yine Malatya’da  yapılmış, önemli tahribatlar yaşanmıştı.  Bu saldırılarla bölgenin Kürt-Türk Alevi halklarının tedirginliği had safhaya çıkartılmıştı.

1978 katliamlar yılında, çevresinde bunların yaşandığı günlerde Maraş’ın tekin olması düşünülemezdi.  Maraş’tan da ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu) adlı çete iş başındaydı. Maraş’ın Alevilerle Kürtlerin yoğun yaşadığı Yörükselim mahallesine, ETKO çetesi tarafında, birçok saldırı yapılmıştı.  3. Nisan. 1978’de Yörükselim mahallesinde Erenler Kahvesi taranarak Gıjık Dede adlı bir Alevi dedesi katledilmiş, bir öğretmen yaralanmıştır. Sayısal azlıklarından ve sürekli katliamlara maruz kaldıklarından dolayı fazlasıyla kaygılı olan Maraşlı Kürt- Türk Alevilerin ve demokratların tedirginliğini
artırmaktaydı. Bu tedirginlik ve ETKOnun saldırıları Mayıs, Haziran ve Temmuz ayları boyunca kesintisiz devam etti.

Katliamdan bir ay kadar önce Maraş’ta faşist ÜGD’nin (Ülkücü Gençlik Derneği) şubesi kuruldu. Daha önce aynı özelliklere sahip olan dernek kapatılmıştı. Katliamcı katillerin ortaya çıkartılarak aktifleştirilmesi ve yönetilmesi için bu derneğin kurulmasına,
katliamcıların ihtiyacı vardı. 1955’te İstanbul ve bazı büyük şehirlerde Ermenilere Rumlara Yahudilere karşı düzenlenen 6-7 Eylül saldırıları da benzer bir şekilde, özel olarak kurulan faşist/paravan bir dernek üzerinde gerçekleştirilmiştir.

Bu günlerde, Maraş katliamı için Maraş’ta başka hazırlıklarda yapılmıştır.  Maraşlı faşist iş adamları, bu katliama ortam ve kaynak yaratmak ve katliamcılara sahip çıkmak amacıyla bir araya geliyor, toplantı yapıyorlardı. Yine katliamdan bir süre önce CİA ajanı Aleksandr Peck, katliamdan on gün kadar önce de eli kanlı kontrgerillacı emekli general Faik Türün, Maraş’ı ziyaret etmişlerdir. Ne bu ziyaretçiler ve ne de bu ziyaretler, Maraş’ta dondurma yemek veya biber satın almak amacıyla yapılmış masum ziyaretler değildirler. Bu ve daha bilinmeyen hazırlıklar tamlamadıktan sonra, Maraş’ta katliam mekaniği işletilmeye başlandı.

KATLİAM GERÇEKLEŞTİRİLİYOR!…

Hazırlıklarının bu aşamasında katliamın ‘ortam hazırlama’ sürecinin son bölümü devreye konmuştur. Bu amaçla kaba ve ajitatif ırkçılık propağandası yapan ‘Güneş Ne Zaman Doğacak’ adlı bir film, 16 Aralık’ta Maraş Çiçek sinemasında gösterime konur. Üç gün boyunca köylerde, mahallelerde zorla veya teşvik edilerek getirtilen, ırkçılığın ve dinsel gericiliğin etkisindeki bu genç katliamcı unsurlara bu film izletilir.

19 Aralık günü, Çiçek Sinemasına bir basit patlayıcı atan katliamcılar, bunu ‘solcular attı’ yalanıyla katliamcı saldırıları başlatırlar.  İzledikleri ırkçı filmin etkisiyle   birer kan içici
canavara dönüşmüş olan güruh, dışarı çıkarak, CHP’ye, TÖB- DER’e, DİSK’e ve diğer demokratik kurumlara saldırmaya başlarlar. Maraş’ın her tarafı, birkaç saatin içinde savaş alanına dönüşür.  Artık katliam başlamıştır, bu saatten sonra Maraş, günlerce kan ağlayacaktır.

20 Aralık’ta, katliamcılar, Kürtlerin Alevilerin yoğun yaşadığı Karamaraş’ta bir kahveyi taramış, bomba atmışlardır. Böylece hem katliamının şiddetini artırmışlar hem de katliam alanını genişletmişlerdir.

21 Aralık’ta iki devrimci öğretmen, Maraş’ın yerlisi Mustafa Yüzbaşıoğlu ve Elbistan/Aşağı Yapalak’lı Hacı Çolak, evlerine giderlerken tenha bir sokakta tuzak kurularak katledildiler. Bu cinayetler tam bir kontrgerilla suikastıydı.

22 Aralık günü TÖB- DER ve diğer kurumlar, devrimci öğretmenlerin cenazesini kitlesel törenle uğurlamaya hazırlanıyorlardı. Yörükselim mahallesine yakın olan devlet hastanesinde bulunan cenazeleri almak için bekleyen kitleye katliamcı saldırılar ve tacizler başlatılmıştı. Kitle ve görevliler bir yanda tacizleri göğüslerken, diğer yandan da
soğukkanlılığını koruyarak, oluşturulan kortejle cenazesini taşımaya başladı.  Cenaze korteji mahalleden geçip Ulu Camiye yaklaştığında, planlı, sistemli katliamcı saldırılar artarak devam ediyordu. Kortej camiye yaklaştığında saldırılar, kontrolsüz katliama dönüşmüştü artık. En önde yürüyen Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun annesi ve babası, çocuklarının cenazesini yerde bırakarak katliam alanından ayrılmak zorunda kalmışlardı. O andan sonra Maraş’ın her mahallesi ve yakın köyleri katliam alanı, Maraşlı Kürt – Türk Aleviler ve demokratlar katliamın hedefiydiler.

23 24 25 ve 26 Aralık günleri katliam günleri olarak yaşandı. Maraş’ın mahallelerinde katledilecek kimse bulamayan katiller, çevre köylere kaçarak kurtulmaya çalışan insanları yollarda yakalıyor, barınmak için sığındıkları köylerde yakalıyor, katlediyorlardı. Devlet
güçleri ne Maraş’ın içinde ne çevresinde katliamcıları önlemek için çaba sarf etmiyor, katliam onların gözleri önünde gerçekleştiriliyordu.

Katliamcılar ilk olarak, üç koldan Alevilerin ve Kürtlerin yoğun yaşadığı Yörükselim’e saldırmışlardı. Yörükselim mahallesi direniyordu ve katliamcılar buraya giremiyorlardı.   Yörükselim mahallesine giremeyen katliamcılar, yönlerini değiştirerek çevre mahallere
yöneldiler. En yakında Serintepe Mahallesi vardı, karşısında Tekke mahallesi ve diğerleri. Her mahalle katillerin cinayet sahasıydı, artık. Her Kürt evi, Alevi evi, solcu evi canilerin kanlı iştahını kabartıyordu. Bütün şehri işgal etmiş, denetim altına almışlardı. Hiçbir engelle karşılaşmadan istedikleri mahalleye ve istedikleri evlere girip katliamlarını icra ediyorlardı. Serintepe’de, Karamaraş’ta, Yusuflar’da, İsadivanlı’da Dumlupınar’da ve diğer
mahallelerde, kırım yaşanıyordu.

Şehrin dışından ve köylerden de katliam sürdürülmüştür. Maraş’a giren bütün yollar katliamcılar tarafında tutulmuş, dönemin CHP’li bakanı Mete Tan, şehre zorlukla girebilmişti. Şehirde yaşanan katliamdan köylere sığınmak için kaçarak kurtulmak isteyenler, Aksu Köprüsü’nü geçtikten sonra yakalanarak katledilmişlerdi. Yakınlarının
katledilmelerini izlemek istemeyen yakınlardaki Kürt-Türk Alevi köylüleri, şehre girmek istemişler, ancak yakalanıp katledilmişlerdi.

Katliam  esnasında devletin bütün yaptığı katliamı önlemek yerine, katliama maruz kalan Kürtleri ve Alevileri, özellikle   Yörükselim ve Karamaraş’ta yaşayan halkı, sanki suçluymuşlar gibi, evlerinde alıp kışlalara, okullara yerleştirmek olmuştur. Bu yolla katliama karşı tedbir almış görünüyordu. Ancak bu yol katliamcıları cesaretlendirmeye
hizmet ediyordu.

Mağdurlar, katliamın son günü, ‘Kayseri Hava İndirme Tugayı’nın gelmiş olmasını, ‘ordu geldi kurtardı’ şeklinde değerlendirmişlerdi. Halbuki zaten katliam bitmiş, katliamcılar, katledeceklerini katletmiş, girecekleri her eve her mahalleye girmişlerdi. Yani hiçbir asker
gelmeseydi de o günden sonra katliam bitmiş olacaktı, çünkü ne katledilecek kimse ne de yıkılıp yağmalanacak ev kalmıştı.

KATLİAMINDA DİRENİŞ

Yörükselim ve Karamaraş  mahalleleri Kürt- Türk Alevilerin ve demokrat kesimlerin oturduğu mahallelerdi. Bu nedenle buralarda katliamcılara karşı direnişler geliştirilmiştir.   Devrimci-Yurtsever güçlerle birlikte özellikle Yörükselim halkının çok sınırlı olanaklarla ortaya koyduğu bu direniş, kamuoyu tarafında çok bilinmemesine rağmen, önemli
bir sonuç yaratmıştır. Bu direnişin soncunda, üç tarafta saldırı altına olan Yörükselim mahallesine katliamcıların girmesi engellenmiştir.  katliamcılar Yörükselime mahallesine girebilmiş  olsalardı, Yörükselim mahallesinde yaşayan Türk Kürt Alevi halkının çok büyük bir kayıp vermesi kaçınılmaz olacaktı.  O nedenle devrimcilerin halkla birlikte, çok sınırlı olanaklarla geliştirdiği bu direniş, son derece önemli kazanımlar yaratmıştır.  Yeni katliamların yaşatıldığı ve hazırlandığı bugünlerde, Maraş katliamında yaşanan
direnişten öğrenmek, bu direnişin tecrübelerini değerlendirmek
önemlidir.

Katliamı duyan devrimci çevrelerin tamamı ne yapıp edip Maraş’a girmeye çalışmışlar ve büyük ölçüde Maraş’a girmişler, katliamcılara karşı can bedeli bir direniş geliştirmişlerdir.  Maraş’ın bu yiğit  evlatlarının direnişlerinin unutulması en az Maraş katliamının unutulması kadar büyük bir vefasızlık ve haksızlık olacaktır. O nedenle bu direnişi yaratanların ve canlarını feda eden yoldaşların tarihin ve ezilenlerin hafızasına kaydedilmesi önemlidir.

Karamaraş’ta katliamcılara karşı elde silah savaşırken şehit düşen Mehmet Mengücek yoldaş, bu direnişçilerden birisidir.  Veysel Kalkandelen devrimci bir emekçi olarak,  katliamı duyar duymaz örgütünün verdiği görevi yerine getirmek amacıyla, Türkoğlu-Minehüyük köyünde, on beş kadar köylü yoldaşıyla birlikte silahlarını kuşanarak
ve değişik yolları kullanarak Maraş’a girmişlerdi. Arkadaşlarını bıraktıktan sonra tekrar aynı şekilde başka arkadaşların direnişe katılmasını sağlamak amacıyla, köyüne dönerken yolu çevirmiş olan katliamcılar tarafında yakalanarak katledilmiştir.  Mithat Bozkurt,
Elbistan’a giderken  katliamı öğrenmiş,  geri dönerken katledilmiştir. Hacı Bektaş Bozkurt ve Adıyamanlı öğretmen Mahmut Ünal, katliamcılar tarafında hunharca katledilen  ve hiçbir zaman unutulmaması gereken devrimcilerden diğer ikisidir.

KATLEDİLEN İNSANLARIMIZ VE KATLİAMIN TAHRİBATI

21. aralıkta  iki devrimci öğretmenin katledilmesinden, katliamın son günü olan 26. Aralık’a kadar, devletin resmi  rakamlarına göre katledilenlerin sayısı 111 kişidir, 1000’den fazla  insanda yaralanmıştır. Maraş katliamında yakılıp yıkılan ev sayısı 552,
tahrip edilen işyeri  sayısı 289’dır.

Katledilenlerin sayısı konusunda iki sorun bulunmaktadır. Öncelikle katledilen katillerle, katliama uğramış olanların aynı kategoride, aynı rakamların içinde ifade edilmesi katliamın gizlenmesini amaçlayan katliamcı politikaların devamıdır ve    kabul edilemez bir durumdur. Katliam esnasında gerek direnişten kaynaklı olarak gerek askerler tarafında veya kendi arkadaşları tarafında öldürülen katillerin, katledilen mağdurlarla aynı kategoride değerlendirilmesi doğru değildir, masum değildir.

İkincisi devlet bu sayıya katledilen bazı insanları dahil etmemiştir. Katliam esnasında aldığı yaralardan dolayı daha sonra vefat edenler, anne karnında katledilen bebeler, katliamın vahşetiyle kalp krizi geçiren ve katliamın yarattığı psikolojik travmalardan dolayı daha sonra intihar edenler devletin listesinde bulunmamaktadırlar. Halbuki Maraş katliamında katledilen insanların sayısı, bu insanları kapsayacak olan’’ sayıdır.

Bu yaklaşıma bağlı olarak ölen katiller çıkartıldığında, eksikler eklendiğinde katledilen Kürt- Türk Alevi ve devrimci demokratların sayısı ortaya çıkmaktadır.  ‘Beni sen öldür/ Maraş-78’ adlı kitabı hazırlarken, katliamı doğrudan yaşamış yüzlerce insanla yapılan
görüşmelerde ortaya çıkan sonuç budur.

Her katliam aynı zamanda çocuk ve kadın katliamıdır. Bu anlamda Maraş katliamı da çocukların ve kadınların en çok acı çektiği bir katliamdır.

MAHKEME SONUCU

Katliam ve soykırım, devletlerin organize ettiği  sistematik bir politikanın pratikleşmesinin sonucudur.  Katliamların ön hazırlıkları gibi katliam sonrası da planlanmıştır. Maraş katliamı da bu kurala göre pratikleştirilmiştir. Bu kurala uygun olarak yapılan Maraş katliamı yargılamaları, katliamın üstünü örtmek amacıyla yapılmış ve ona uygun bir işlev görmüş, hiçbir suç açıklığa kavuşturulmamış, gerçek suçlular yargılanmamıştır.

İlk olarak Maraş katliamının yargılamaları henüz başlamadan, üst düzey katliamcılardan jandarma genel komutanı Sedat Celasun bir rapor yazmıştır. Maraş katliamının iddianamesi işlevini yerine getiren bu raporla, katliamcıların aklanması ve katliam mağdurlarının suçlanması süreci başlatılmıştı. Böylece yapılan yargılama, Maraş katliamının gerçeklerinin ve sorumlularının gizlenmesine, katliamın sorumluluğunun
Kürtlere, Alevilere ve devrimcilere atılmasına hizmet eden bir düzenlemeye dönüşmüştür.

Maraş katliamının savcılarının iddiası şudur. Maraş katliamı, solcu militanların saldırılarından tahrik olan öfkeli gruplar tarafında yapılmıştır. Kısa süre önce İŞİD militanları için de bu devletinin bir başbakanı benzer bir cümle kurmuştu.  Cumhuriyet tarihi boyunca aralıksız devam eden katliamcı politika ve söylemler ne kadar da
birbirine benzetiyor?

Bu mantık üzerine kurulan iddianameye göre, Maraş katliamı, iki farklı toplumsal grubunun birbirlerini katletmesi, yani ‘mukatele’ olarak tanımlamıştır. Bu ‘mukatelenin’ sorumluluğunu da  Alevi ve solculara yükleyen sıkıyönetimin katliamcı savcıları, buna dayanarak çok sayıda Alevi ve devrimci insanı da katliamcı olarak yargılamış ve bir kısmına ceza vermiştir.  Yani Maraş katliamında yargılandığı söylenen 835 kişinin içinde 140 kişi katliamda mağdur olmuş, evi barkı yanmış, yakınları katledilmiş, kendileri de hasbel kader kurtulabilmiş insanlardır. Katliamcı devlet sanki bunların kurtulmasını hazmedememiş gibi bu insanları katliamcı olarak yargılamış ve cezalandırmıştır. Bu
insanların tek suçları katliamcılara karşı direnmiş veya buna teşebbüs etmiş olmalarıdır. Bu insanlarımızdan birisi olan yaşlı Hasan Solma amca, üç buçuk yıl cezaevinde yatıp çıktıktan sonra yaşadığı drama dayanamamış ve intihar etmiştir.

Bu anlamda Maraş katliamı yargılamalarından,

1.     19 Aralık’ta katliamın başlama vuruşu olan Çiçek sinemasına kimin veya kimlerin bomba attığı açıklığa kavuşturulmamış, bu provokasyon faili meçhul kalmıştır,

2.     20 Aralık’ta Karamaraş’ta Kürtlerin Alevilerin kahvesine atılan bombanın kimler tarafında atıldığı açıklığa çıkmamış faili meçhul kalmıştır

3.     21 Aralık’ta İki devrimci öğretmeni kimin veya kimlerin katlettiği tespit edilememiş bu saldırının da failleri gizlenmiş korunmuştur

4.      Bütün bunların dışında katliam esnasında uzun namlulu silahlarla katliamı yönetenlerin hiç birisi yakalanmamış bu katliamcılarda, diğer birçok katliamcı gibi gizlenmiştir.

  MEZARLAR VE CESETLER KAYIP

Katliam alelade bir insan öldürme hali değildir sadece. Katliam aynı zamanda geçmişin ve geleceğin de katledilmesidir. Bu nedenle Maraş katliamından da bütün katliamlardan olduğu gibi, geçmiş ve gelecekle bağları kesmek amacıyla,  mezarlar ve cesetler kayıp edilmiştir. Katliam esnasında cenazelerini alabilenler kendi köylerinde veya Maraş
mezarlığında cenazelerini gömme olanağını bulmuşlardı. Ancak birçok insan ise cenazelerini alamamış, istedikleri yere gömme olanağı bulamamıştır. Bu insanlarımızın cenazelerinin nereye gömülü olduğu halen bilinmemektedir.  Mezarları bilinmeyen yirmi sekiz insanımız bulunmaktadır.

Daha vahim olanı ise katledilen iki insanımızın cesetlerinin kayıp olmasıdır.   Adıyamanlı Mahmut Ünal ile Gürünlü Hatice Yılmaz’ın cenazeleri, bugünün İŞİD’çilerinin zihniyetine uygun olarak kaybedilmiş ve devlet bunun için hiç bir çaba içinde olmamıştır.

Bunlardan başka, Maraş katliamında evler ve arsalar gasp edilmiş, evlerde bulunabilecek çeşitli eşyalar, para ve mücevherler, işyerlerinde bulunan bütün ürünler yağmalanmıştır. Katliama maruz kalanların bütün mal varlıklarına el konması,  katliamların karakteristik özelliği ve katliamcıların da fıtratının gereğidir.

Maraş katliamında yine bütün katliamlarda olduğu gibi çocuklara el konmak istenmiş, bu amaçla girişimlerden bulunulmuş, anne ve babanın kastedildiği bir ailenin çocuklarına karşı  yapılan  bu yönlü bir girişim en büyük kardeş olan ablanın ısrarlı direnişiyle önlenebilmiştir. Yine bir çocuk alıkonmuş, ailesinin öldü sandığı bu çocuk daha sonra, polis marifetiyle alıkonduğu yerde alınabilmiştir.

Katliamcı Türk devleti Maraş katliamını gerçekleştirildiğin de CHP hükümetteydi, Ecevit’te başbakandı. Ecevit’in içişleri bakanı Türk devletinin muteber adamlarından irfan Özaydınlı adlı faşistin ilk icraatı, katliamın gerçeklerini ve katliamcıları gizlemek için, katliamın ‘solcular tarafında’ yapıldığını ileri sürmesi olmuştur. Katliam esnasında hiçbir önleyici fonksiyon göstermeyen Ecevit ise, katliamdan günlerce önce MİT tarafında kendisine gönderilen, ‘adları tek tek belirtilenler tarafında Maraş’ta katliam yapılacağını belirten
bir raporu gizleyerek katliamcıları korumuştur. Böylece hem katliamı kolaylaştırmış hem de katliamcıları kamufle etmiş, Türk devletinin katliamcılığına ve katliamcı politikalarına sahip çıkmıştır.

*Bu yazı Semah Dergisi Kasım – Aralık sayısında yayınlanmıştır…