Ana Sayfa Haberler Ali Kızıltuğ

Ali Kızıltuğ

248 views

(bu yazı Ali Kızıltuğ Hakka yürüdüğü gün yazılmıştır)

Bugün sabah televizyonu açtığımda sunucudan halk ozanı Ali Kızıltuğ ’un Hakk’a yürüdüğünü öğrendim.
Geleneksel halk ozanlığının 20. yüzyılda ki önemli ozanlarından biri olan Ali Kızıltuğ, 1944 yılında Divriği’nin Mursal Köyü’nde dünyaya gelmiştir.
Ali Kızıltuğ, çevresi dağlarla ve yaylalarla çevrili bir coğrafyada ve deyişlerin, nefeslerin, düvazların, türkülerin, ağıtların vs. söylendiği; acıların, hüzünlerin eksik olmadığı bir kültür ortamında doğdu. Bu köy, doğanın işlendiği, kara sabanla tohumun ekildiği, öküzlerle tarlanın sürüldüğü, harmanda döven sürüldüğü; Yama Dağı’nın eteğinde kurulmuş bir köydü. Bu köy, dağlarında koyun-kuzunun güdüldüğü; patika toprak yollarda yüründüğü vs. ama dayanışmanın, paylaşmanın, konukseverliğin egemen olduğu küçük bir yerleşim alanıydı.
İşte böylesi bir kültür ortamında büyüyen, çocukluğunu ve gençlik yıllarını bu mekânlarda geçiren bir ozandı Ali Kızıltuğ…
Türkülerini buradan aldığı kültürel besinle yakan, müziğini bu kültürel ortamın gönlünü titreten tınılarla yoğuran; sözlerini ve dizelerini halkının diliyle oluşturan, daha çok yerel değerleri öne çıkaran ve ileri ki yaşlarda evrensel değerleri de dile getiren yerelle-evrensel olanı birleştiren bir ozandı.
1958 yılında ilk plağını yapan Kızıltuğ, bugüne kadar binlerce eser üretti. Eserlerinde yetiştiği yörenin kültürel özelliğini her zaman yansıttı. Kızıltuğ, Anadolu Kokan bir halk ozanıydı. Gerek müziğinin tınısı, gerek gırtlağı, söyleme tarzı, gerekse dizelerini oluşturan söz dizinleri onu yerelle buluşturmuştur.
Kızıltuğ’un türkülerinde Yama Dağı, Koyun, Kuzu, Öküz, tarla, yayık, tuluğ, ayran, düven, harman vs. yoğun bir şekilde işlenirken; diğer bir yandan göç, ayrılık ve gurbet temaları da yoğun bir şekilde dile getirilmiştir. Köyden kentlere göçüşün çok fazla yaşandığı 1960’lı yıllar ve sonrasında köyden kente gelen Kızıltuğ, yaşadığı topraklara duyduğu özlemi her zaman içinde taşımış ve bu olguyu yaşayan milyonlarca insanının da sözcüsü olmuş ve onun söylediği her ayrılık ve gurbet türküleri, gurbete gelen insanların gönül telini titretmiştir.
Ozanın en belirgin yönü, köyüne ve yaşadığı mekanlara duyduğu aşktır, sevgidir. O, doğup-büyüdüğü ve dirimsel ve tinsel besinini aldığı köyüne (Mursal’a) İlçesi’ne (Divriği’ye) İl’ine (Sivas’a) ve köylerine duyduğu özlemi birçok şiirinde dile getirmesidir. Köy ve köyde ki toplumsal değerleri ve insanlar arasında ki dostane bağları ve toplumsal ilişkileri, hiç unutmamış ve o değerleri kendine özgü melodisi, sesi ve sözüyle ve sazının tınısı ve köyünün şivesiyle vs. dile getirmiştir. Örneğin bir dörtlüğünde şöyle demiştir:
Köyün sığırını babam yayardı
Yedi gardaş aldığıyınan doyardı
Odaya girdik miydi dayım guvardı (kovardı)
Benim o dağlarda alacağım var
Orada görmedik baharı yazı
Orada görmedik ördeği kazı
Ozan,bu dizeleriyle köyde ki toplumsal iş bölümünün dayandığı değerler sistemini de ortaya koymuştur. Bu oluşum, tarıma dayalı bir toplumsal yapıyı ve bu yapının oluşturduğu değerler toplamını içerir.
Dolayısıyla ozan, söz konusu feodal değerler içinde büyüdüğünü ortaya koymuştur. Dizelerinde de belirtiği gibi, “babasının sığırları otlattığını, yedi kardeşinin olduğunu ve ne çok zor koşullar içinde büyüdüğünü söylemiştir. O dağlarda (Yama Dağlarında) çok dolaştığını, oralarda birçok anılarının bulunduğunu belirten ozan, oralarda unutmuş olduğu nice değerler bıraktığını” da söylemiş ve oraya duyduğu özlemi çok derin duygularla anlatmıştır.
Köy, memleket, deyince ozan, duygu yoğunluğu yaşamakta ve ondaki sıla özlemi çok belirgin bir şekilde açığa çıkmaktadır.
Sürüler içinde şah meri koyun
Nedense huyumu tutmadı huyun
Beni dert sahibi ettin devrile boyun
Bir daha uğramam ellerinize… derken de serzenişte bulunmakta ve özlemini üzüntüyle, kederle, kahırla belirtmektedir.
Yaşam savaşımında acı çeken insanların dili ve sözcüsü gibi konuşan Kızıltuğ, bir dörtlüğünde şöyle der:
Felek düven oldu Kızıltuğ harman
Sürüyü sürüyü benden çıkmıyı saman
Ben de muradıma erdiğim zaman
Bu sazımı kıracağım ahım var…
Feleğin bir anlamı döngüdür, devrandır diğer bir anlamıysa efkar, kader, şans, kısmet vs.dir. Ozan burada, yaşam boyu zorluklar içinde yaşadığını ve murat denilen istenilen amaca ulaşamadığını; eğer amacına ulaşırsa sazını da bırakacağını belirtmektedir. Çünkü sazı, onu konuşturan, derdini, tasasını, düşüncesini ve duygusunu anlatmaya vesile olan itici bir güç olarak görüyor. Bütün tasalarından, korkularından ve acılarından sazının tellerine dokunarak kurtulduğunu ve dolayısıyla sazını kendi dert ortağı olarak gördüğünü belirtmektedir.
Gurbet eli geze geze usandım
Dönem de köyüme gidem mi neydem
Feleğin yaktığı az gelmiş gibi
Bir de ben bağrımı dilem mi neydem
Ben dertli doğmuşum zaten doğuştan
Başım da kurtulmadı borandan kıştan
Bıktım otoboslardan bıktım dolmuştan
Gidip boz eşşeğe binem mi neydem…
Bu dizelerde de kent yaşamından duyduğu hüznü ortaya koymuş… Gurbette, yaşadığı değerlerin kendisine yabancı olduğunu ve dolayısıyla geçmişine, köyüne özlem duyduğunu, kentte bir gelecek göremediğini ve bundan olayı da köyüne geri dönmek istediğini belirtmektedir. Özgürlüğüne düşkün olan ozan, kent yaşamından kaynaklanan kuralların kendisi için sıkıcı olduğunu anlatmıştır. Bundadır ki, köyünün yaşam alanının daha özgür ve kendisi için daha verimli olduğunu dizeleriyle anlatmaya çalışmıştır.
Alevi-Bektaşi inancına sahip olan Kızıltuğ, bu yönden de nefesler üretmiştir. Doğduğu köy ve beslendiği kültürle, geçmişten de beslenen ve başlangıçta usta ozanların eserlerini de okuyan Kızıltuğ, edindiği kültürel besinden Mey Almış ve var olan Serçeşme’ye kendisi de damlalar eklemiştir.
Kızıltuğ bir dörtlüğünde şöyle demiş:

Kızıltuğ’um pire meyil bağladım
Yıllar var ki için için ağladım
Can boğaza geldi küstüm söyledim
Yine senden özür dilerim Ali…
Ozan, Pir’e (Hace Bektaş’a) bağlı olduğunu; ama bu yolu güdenlerin birçoğunda yanlışlıklar gördüğünü ve buna üzüldüğünü belirtmiştir. Ozan, bu konuda ki rahatsızlığını dile getirmiş ve ozan kimliğiyle bunu, bu öğretinin taşıyıcı kimliği olan Ali’ye şikâyet etmiştir.
Kızıltuğ’um başsız gövde yürümez
Kim nerde ne çekiyi bilinmez
Yüz sene toprakta kalsa çürümez
Aslı altın olan pul olmazımış… Diyen ve felsefi içerik taşıyan dizeler de ortaya koyan Ali Kızıltuğ; ayrıca:
KIZILTUĞ’U ipe çeksen haklısın
Bakıyorum yoksullara dargınsın
Sana söylüyorum ne çok dalgınsın
Memurlardan odacıya söven var… dörtlüğünde olduğu gibi, zamanın ruhunu yansıtan sınıf bilincini de anlatan dizelere de yer vermiştir.
Kızıltuğ, şiirlerinde, sevgi, paylaşma, muhabbet, dayanışma vs. gibi evrensel değerler içeren dizeler de ortaya koymuştur.
13.12.2017 günü sabahın da, 73 yaşında hayata veda eden ve Hakk’a yürüyen bu değerli ozanı, saygıyla ve sevgiyle anıyorum…
Kızıltuğ, ortaya koyduğu onca türküleriyle, nefesleriyle, sevenlerinin bilincinde yaşayacaktır. Bu kültürel ölümsüzlüğüyle geleceğe akacaktır.
Yol diliyle, ozanımızın Devr-i Daim olsun…
Ortaya koyduğu ışığı hiç sönmesin…