PAYLAŞ

HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, yargılandığı duruşmada görevli olmamasına rağmen duruşmayı takip eden Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Aytekin Cenikli’yi kastederek, “Mahkemenin üzerinde bir el duruşmaya müdahale ediyor ve kendini gizleme gereği duymuyor” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu yargılandığı davanın üçüncü duruşması devam ediyor. Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma için Sincan Cezaevi Kampüsü’nde bulunan 1’nolu duruşma salonu kullanıldı. Yaklaşık 500 kişilik olan salonda Yüksekdağ ile izleyiciler arasına yaklaşık yüz metre mesafe konulması dikkat çekti. İzleyiciler zaman zaman Yüksekdağ’a hitaben “Figen seni seviyoruz” diye seslendiği duyuldu.
Cumhuriyet Savcısı mütalaasında “akreditasyon olmadığı” gerekçesiyle yabancı heyetlerin duruşmayı izleme talebinin reddedilmesini istedi. Yüksekdağ’ın avukatları “akreditasyondan kastınız nedir” diye sorarken savcı cevaben “araştırırsınız” dedi. Avukatlar savcının tavrı ile ilgili tekrar söz almak istedi ancak mahkeme başkanı söz vermedi. HDP avukatı Kenan Maçoğlu, mahkemenin aldığı kararlara uymayan güvenlik görevlilerinin olduğunu söyleyerek, sorumlu güvenlik görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi.
Mahkeme heyeti verdiği kararında, salona yeteri kadar seyirci alındığı için daha fazla seyirci almaya gerek olmadığına, Berlin Eyalet Parlamentosu’ndan katılmak isteyen Hakan Taşın’ın duruşmaya alınmasına, yabancı heyetlerin duruşmaya alınmalarında “güvenlik problemi” bulunduğu gerekçesiyle duruşmaya alınmamalarına karar verdi.
‘BİLMEDİĞİMİZ GEREKÇE’
Yüksekdağ’ın avukatı Ruken Gülağcı söz alarak “Benzer durumu ilk celse yaşamıştık, bir kısım yabancı heyeti almıştınız daha sonra bilmediğimiz bir gerekçe ile ara verip içerdeki yabancı heyetlerin dışarı çıkmalarını sağladınız” hatırlatmasında bulundu.
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCI VEKİLİ DURUŞMAYI İZLEDİ
Avukat Ramazan Demir, duruşma salonunda Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Aytekin Cenikli’nin oturduğunu belirterek, “Başsavcı neden salonda bulunuyor, salonda bulunma sebebi nedir? Aldığınız kararda başsavcının etkisi ve baskısı olmuş mudur?” diye sordu. Mahkeme başkanı ise, “İsterse oturur isterse gelir kürsüde bile oturur. Siz salona herkesin girmesini istiyorsunuz ancak devletin başsavcısının oturmasını istemiyorsunuz” diye cevapladı.
YÜKSEKDAĞ’IN SAVUNMASI
Mahkeme başkanı iddianamede Yüksekdağ’a yöneltilen suçlamaları okudu. Ardından Yüksekdağ, savunmasına partileri, avukatları, milletvekilleri ve duruşmayı izlemek için gelen yurttaşları selamlayarak başladı ve şöyle konuştu: “Bugün Türkiye’de hoş şeyler görmek mümkün değil. Bugün izlemek için gelen ve dışarda kalan arkadaşlar, Türkiye’nin nahoş yüzü ile karşı karşıya kaldılar. Hakkımızdaki yargılamaların en azından gerçekmiş gibi yapılması için elimizden geleni yaptık. Dokunulmazlıklarımız kaldırıldı söz söylemeye dahi darbe gerçekleştirildi. Ancak yargılamalar evrensel normlara uygun yapılmamaktadır. Türkiye’deki normlara dahi uyulmuyor. Yargı Türkiye’de hiçbir zaman bağımsız olmadı ancak, bu denli bağımlı ve baskı altında olduğu başka bir dönemi hatırlamıyor.
MAHKEME ÜZERİNDE BİR EL VAR
Mahkeme heyeti normları uygulamaya çalıştığını görüyorum, bunu hissediyorum. Ancak hissettiğimi başka bir şey daha var, o da heyetin üzerinde karanlık bir elin olduğu, heyeti baskıladığı ve aldığı kararlarda etkili olduğunu düşünüyorum. Bu el, bu gölge artık kendini gizleme gereği dahi duymuyor.
UMUDUMUZ TAZE
Bir ülkede adalet olmadığı zaman o ülkeye çürümeye başlar. Bizim ülkemizde çürümeye başladı, ancak benim bu memlekete dair umutlarım tazeliğini koruyor. Fakat siyasi iktidarın sorumsuzluğu üzerinden ülkemizdeki ekonomik siyasi adaletsizlik çok ileri noktalara taşındı. Mahkeme salonlarında ki adaletten bahsetmiyorum. Siyasi adaletten bahsediyorum.
İKTADARIN SÖYLEMLERİ MAHKEME SALONLARINA SİRAYET ETMİŞ
Bir yabancı heyet deniyor, ancak bu heyetler yabancı değil, yabancı dememeliyiz. Bizim partimizin anlayışı gereği de enternasyonal bir bakış açısı ile evrensel demokratik tüm değerlere sahip çıkmalıyız. Siyasi iktidar ‘dış düşman’ söylemi üzerinden iç politikayı dizayn etmeye çalışıyor. İktidarın bu ‘dış düşman’ söylemleri de bu mahkeme salonlarına kadar sirayet ediyor. Tarafsız ve bağımsız yargı bu etkinin altında kalmaması gerekirdi. Bugün bizim başımıza bela olan bu meseleler yarın bir gün iktidardakilerin başına bela olacak.
DARBELER MINTIKASI SİNCAN
Sincan’a gelirken ne düşündüm biliyor musunuz? Sincan’da daha önce tanklar yürümüştü bir darbe ile gündeme gelmişti. Daha sonra 15 Temmuz darbe girişiminde bulunanlar Sincan’da yargılanmıştı. Şimdi ise HDP’nin Eş Genel Başkanları yargılanmak üzere Sincan’a getiriliyor. Bu da siyasete yapılan darbenin resmidir. Tesadüf müdür? Bilmem ancak Sincan her dönem darbeler ile gündeme geldi. Türkiye’de darbe mekanizması 15 Temmuz’dan çok önce 20 Mayıs’ta harekete geçirildi. Tetikçiler çoktan karar vermiş ve bizim için süreç başlamıştı. Bizler tutuklandığımızı mahkemelerden değil televizyonlardan öğreniyorduk. Bu yargılama hukuki bir yargılama değil siyasi yargılamadır. Siyasi iktidar gücü elinde tutan merkez olarak kendisi dışındaki her odağı ezme çabasıdır.
HDP’NİN ÇANTADA KEKLİK OLMADIĞINI ANLADILAR
7 Haziran’da siyasi iktidar HDP’nin çantada keklik olmadığını, Türkiye halklarının çantada keklik olmadığını anlayan siyasi iktidar 7 Haziran sonrası koalisyon çalışmalarına Cumhurbaşkanı müdahale etti. 20 Temmuz Suruç katliamı ile birlikte demokratik siyasete resmen darbe vurulmuş oldu.
TÜRKİYE EKONOMİK VE SİYASİ KRİZ İÇİNDEDİR
Çok büyük iddia ve tantana ile HDP karşıtlığı üzerinden MHP ile yaptıkları ittifak ile partimize operasyon yapıldı. Bu operasyon ile cezaevine gönderildik. Peki bu 1 yıllık süre içinde darbeciler içeri alındı, biz içeri alındık, basını medyayı susturdunuz, HDP’li milletvekilleri ile partililer içeri alındı, MHP ile ittifak yaptılar ellerine ne geçti? Neyi başardılar? Ne ölümler bitti ne ekonomi düzeldi verdikleri hiçbir sözü tutamadılar. Türkiye huzura ermedi. Siyaset felç olmuş durumda enflasyon yüzde 13’e dayanmış durumda. Bunu hükümet yetkililerinden duymak mümkün değil ancak Türkiye ekonomik ve siyasi bir krizin içindedir.
İÇİŞLERİ BAKANINI ÖLÜMLERİN ÇETELESİNİ TUTUYOR 
Bir İçişleri Bakanı var, ve bu kişinin tek görevi ölümlerin çetelesini tutmak. Her gün çıkıp kaç kişinin öldüğünün çetelesini tutuyor. Bu ölümlerin bitmesi için daha kaç kişinin ölmesi gerekiyor? Siyasi iktidar bu soruya cevap veremiyorsa bu ülkeyi yönetmeye hakkı yoktur. Gücü olabilir ancak hakkı yoktur. Siyasi iktidar ülkeyi güç ile zorla yönetme çabası içindedir. Türkiye’de yaşanan hiçbir sorun konuşulmasın istiyorlar. Türkiye’nin 3. büyük partisinin vekillerini hapse attılar, ana muhalefet partisinin genel başkanına her gün vatan haini diyorlar, ülke böyle bir siyaset ile yönetilemez.
ÜLKEDE OHAL REJİMİ VAR
Sürekli ‘Anayasal düzeni yıkmaktan’ bahsediyorlar acı acı üzülüyorum. Anayasal düzen bırakmadılar ülke OHAL rejimi ile yönetiliyor. Anayasasızlık dönemi hakim, bu ülkede siyasi iktidar Amerika’da rüşvet ile yargılananları bu ülkede yargılamayı reddetti. Biz yıllar önce bu insanları neden yargılamıyorsunuz? Diye sorduk ancak bu gün ne kadar doğru söylediğimiz yeni anlaşılıyor.”
Duruşmaya verilen aranın ardından Yüksekdağ’ın savunması devam edecek.
MA
PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız