PAYLAŞ

23 yıl önce bombaladılar Özgür Ülke’yi… Kadırga’daki bina, her şeye rağmen dayandı o patlamaya, içindeki çocuklarını olabildiğince korudu. O gün, ‘Bertaraf edin’ emri yerine getirilmişti ama tutmadı. Yıkılan sadece bina oldu, umudumuz hiç yıkılmadı

Özgür Ülke gazetesi, isminin “Özgür”ünü günlük yayın yapan ve kapatılan Özgür Gündem’den, “Ülke”sini ise, haftalık Yeni Ülke’den almıştı. İki gazete de, devlet terörü nedeniyle yayınlarını sürdürememiş, kapatılmışlardı. Özgür Ülke logosunda, biri, “Özgür”ün diğeri “Ülke”nin önüne konulmuş iki siyah ok başı, gazetenin izleyeceği yolu ve cüretkârlığı anlatıyordu.

Yeni Ülke 1990 yılında, Özgür Gündem ise, 1992’de yayına başlamışlardı. Her iki gazete de Türk devletinin yoğun baskıları altında kalmış; toplatma kararları, ceza davaları, dağıtım engelleri yanında muhabir, yazar ve dağıtımcılarının devlet denetimindeki JİTEM ve Hizbul-kontra çeteleri tarafından katledilmesine vardırılan bir şiddete maruz kalmıştı.

Özgür Ülke gazetesi, Çiller-Ağar-Güreş üçlüsünün iktidarda olduğu; muhaliflere yönelik kaçırma, kaybettirme, yargısız infaz ve “faili meçhul” cinayetler döneminde çıktı. Devlet-Mafya-Emniyet üçgeninde her türlü karanlık ve kirli ilişkinin “meşru” ve legal hale getirildiği 1994 yılında, yayın hayatına başladı. Devletin bu karanlık ve kirli ilişkilerini sistematik bir şekilde haberleştiren Özgür Ülke gazetesinin kendisi ve çalışanları da bu politikanın muhatabı ve mağduru haline geldi.

Hedef haline getirildi

Özgür Ülke devlet yöneticileri ile iktidar sahiplerinin politikalarını hedef alıyordu. Devletin Kürdistan’daki baskı ve zulmünü; köy yakma, göçe zorlama, köy boşaltma ve koruculaştırma politikalarına ilişkin haber ve fotoğraflar yayınlıyordu. Özgür Ülke köyleri yakılanlarla, gerillalarla, yakınları kaçırılanlarla röportajlar yapıyor, askerler tarafından yakılan evlerin resimlerini yayınlıyordu. Türkiye merkez medyası ve “etkili” gazeteler Kürdistan’daki gelişmeleri vermiyor; verdiklerini ise, Anadolu Ajansı ve hükümet yetkililerinin bilgilerine dayandırıyordu. Demirel, Çiller, Güreş ve Ağar ise koro halinde, kökü kazınan ve bitirilme aşamasında olan “terör” dışında, memleketin güllük gülistanlık olduğunu anlatıp duruyordu. Gazeteler de bu açıklamaları manşetlerine taşıyordu.

1990’lı yıllar, Harp Akademileri Komutanlığı’na bağlı Milli Güvenlik Akademisi’nin altı aylık eğitim devrelerinde, en çok “gazeteci”nin eğitim gördüğü yıllardır. Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında, gazete, dergi ve televizyonlardan uygun görülen gazeteciler tespit ediliyor; TSK, MİT ve Emniyet mensuplarınca eğitiliyordu.

Can pahasına gazetecilik

Merkez medyada çalışan gazeteciler, Kürdistan’a gitmeden, haberlerini Ankara ve İstanbul’daki bürolarda hazırlıyorlardı. Özgür Ülke, böyle bir ortamda yayın yapıyordu. Hukuk bürosu DGM’lerdeki davalara yetişmiyor, peş peşe davalar açılıyor, cezalar yağdırılıyordu. Muhabirler ve dağıtımcılar öldürülüyor, gazete bayileri gazeteyi gizli satıyor, Özgür Ülke okuduğu için insanlar gözaltına alınıyor ve işkence görüyordu. Ama gazete yayınına ve dağıtımına devam ediyordu.

Özgür Ülke, Türk devleti ve Demirel-Çiller faşizmi ile şiddetli bir savaşa girmişti. İşte savaşın kızıştığı bir dönemde, 30 Kasım 1994 günü TC Başbakanı Tansu Çiller, devletin “ilgili kurumlar”ına gizli ibareli bir talimat gönderdi. Bu talimatta, Özgür Ülke gazetesine yönelik hukuk ve mahkeme yollarının çok zaman aldığını, gazetenin en kısa zaman içinde bertaraf edilmesi emrediliyordu. Bu genelgeden üç gün sonra, 3 Aralık 1994 günü saat 02.00’da, Özgür Ülke’nin İstanbul Kadırga’daki merkez binası, Cağaloğlu’ndaki idare merkezi ve Ankara bürosu eş zamanlı bir şekilde bombalandı. Bu bombalamada, Cağaloğlu’ndaki Özgür Gündem bürosu ile aynı binada bulunan Belge Yayınevi’nin idare ve çalışma merkezi de tamamen yıkıldı.

Çiller’in emri ortaya çıkıyor

Bu bombalamadan kısa bir süre sonra, bir devlet kurumunda ve önemli bir konumda bulunan bir görevli, vicdanının sesini dinleyerek ve büyük bir risk alarak, bu hukuk dışı ve yasa dışı belgeyi, gazeteci arkadaşımız Bahattin Karakütük üzerinden gazeteye ulaştırdı.

Özgür Ülke, bu belgeyi “Bertaraf Edin” başlığıyla haberleştirdi. Bu belgenin fotokopisini başta Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi olmak üzere, tüm gazetelere gönderdik. Özel olarak da TGC Başkanı Nail Güreli ve Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi’yi telefonla arayarak konuyla ilgilenmelerin belirttik. Nail Güreli, gazetenin o sırada geçici olarak kullandığı Cağaloğlu’ndaki bürosuna geldi, samimi, tedirgin ve huzursuzdu. “Eğer imza sahte değilse, durum çok vahim” diyordu. Oktay Ekşi ile telefon görüşmesi yaptık. Belgeden söz ederek Konsey olarak yardımcı olmalarını istedik. Öfkeli ve tepkili bir ses tonuyla konuşuyordu, “gönderdiğiniz belgeyi okudum, kardeşim Çiller’in bombalama emrini verdiğini nereden çıkarıyorsunuz?” diye soruyordu. Biz bu iki görüşmeyi ve iki konuşmayı da hem o gün orada bulunan arkadaşlarla hem daha sonra defalarca anlattık ve yazdık. Oktay Ekşi ise, yıllar sonra bu konuşma kendisine hatırlatıldığında, görüşmeyi de kendi söylediklerini de inkâr etti.

Türkiye medyası ise, bombalamayı ve sonrasında yayınladığımız Çiller talimatını sürmanşet, manşet, ikinci veya üçüncü haber değerinde bulmadı. Birçoğu, birinci sayfalarından küçük ve önemsiz bir haber biçiminde verdi.

Dayanışmanın muazzam gücü

Özgür Ülke’nin bombalandığı gün İstanbul Tabipler Odası’nda, gazete çalışanlarının katılımı ile bir açıklama yapıldı. Haber Dairesi Müdürü Gültan Kışanak açıklamayı okudu. Açıklama kısa ve netti: İki sayfa da olsa Özgür Ülke gazetesi yarın okuruna ulaşacaktır!

Vefasızlık sayılmasın, haksızlık da olmasın, tek tek desteğe katılan gazeteci arkadaşlardan da, dayanışma veren dergilerden de isimlerini hatırlayamadıklarım veya unuttuklarım olabilir… Bu açıklamadan sonra, İstanbul’da yayınlanan sol-sosyalist dergilerin birçoğu mekânlarını ve olanaklarını Özgür Ülke’ye açtılar. Onların desteği ve dayanışması ile ertesi gün gazete dört sayfa çıktı ve dağıtıldı. Bu bizim için de bizimle dayanışma içinde olan dergi ve devrimci gazeteciler için de “direnişe devam” anlamında kazanılmış bir zaferdi.

Okuru, olanakları, ilişkileri, maddi gücü büyük ve fazla olan devlet güdümündeki medya, Özgür Ülke’nin bombalanması sonrasında suskunluğu ve görmezden gelme tutumunu sürdürdü. Sınırlı sayıda aydın-yazar, o günün koşullarında hayli riskli bir tutum takınarak İstiklal Caddesi’nde Özgür Ülke gazetesi sattılar. Gazetenin okurları, üniversite öğrencileri, işçi ve memurlar da bu saldırı sonrasında gazeteye maddi ve manevi desteklerini arttırdılar. Böylece Çiller hükümeti ve illegal devletin yaratmak istediği korku ve teslim alma politikası, devrimci bir direniş ve dayanışma ile boşa çıkarılıyor, özgür basın geleneğinin sürdürülmesi kararlılığı güçleniyordu.

O günlerden bugüne düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne yaklaşım konusunda, devletin ve hükümetlerin zihniyeti değişmediği gibi muhalif basına yönelik bastırma ve cezalandırma mantığı da pek fazla değişmemiştir. Ancak bu zihniyete karşı örgütlenme, kurumlaşma ve özgür basın geleneğini sürdürme yolunda önemli bir birikim ve gelenek oluşmuş ve güçlenmiştir. Ayrıca Özgür basını sahiplenme ve dayanışma da giderek güçlenmekte ve gelişmektedir. Günümüzde de Yeni Ülke, Özgür Gündem ve Özgür Ülke geleneğini sürdüren özgür basın, devletin baskısı altındadır. Bugün itibariyle yüzlerce gazeteci, yazar ve muhabir tutuklu, bir o kadar da ceza tehdidi altında yargılanmaktadır.

Dünden bugüne onur çizgisi

Ama buna karşın gün geçtikçe büyüyen ve gelişen bir özgür basın var. Sayıları binlere ulaşan gazeteciler ordusu, gazeteciler, editörler, muhabirler, fotoğrafçılar, kameramanlar…

Artık sayısı yüzlere varan gazete, ajans, dergi, onlarca televizyon ve radyo.

Bütün bunlar özgür basın geleneğinin mücadelesiyle kazanılmış büyük değerlerdir.

En önemli husus da, bu gelenek etrafında büyüyen dayanışma ve destek çemberidir.

“Biz bu suça ortak olmayacağız” diyen on bine yakın akademisyen, Özgür Gündem’in manşetlerine ve haberlerine taşıyarak, ortak gündem haline getirdiği “suç”tan söz etmektedir. Bir gazete için bundan daha büyük mutluluk veya onur olabilir mi?

Özgür Gündem ile dayanışma amacıyla nöbetçi yayın yönetmeni olan ve cezaevine girmeyi göze alan yüzlerce aydın, yazar ve sanatçı, yürünen yolun da, gidilen istikametin de doğru olduğunu ve çekilen acılara değecek kadar kıymetli ve değerli olduğunu gösteriyor.

Özgürlükçü Demokrasi

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız