PAYLAŞ

Türkiye’li kadınlar, Kasım ayında kadınlara yapılan şiddet ve katliamları eleştirmek için alanlara çıktılar; miting ve yürüyüşlerle protesto ettiler. Bu demokrasi haklarını kullanırken, coplandılar, yerlerde sürüklendiler ve gözaltına alındılar; çeşitli bahanele tutuklandılar.Kaına yapılan şiddet dünyanın pekçok ülkesinde devam edilirken, ülkemizde ise katmerlı olarak yapılıyor. Katliam, işkence, cinsel istismar, sözsel, fiziksel ve hor görme şeklinde devam ediliyor.

Kökleri hasta olan bir ağacın dalları budamanın yararı olmaz. Bakara Süresi, Ayet, 282:  “Aklınız(kadının) eksiktir; çünkü şahitlikte iki kadın bir erkeğin yerine geçer” der. Kadına bakış açısı bu temel üzerinden kuruluyor.

Müslümanlık ve Hıistiyanlığa göre, kadın ayıplıdır, kabahatlıdır. Günahı yeryüzüne indiren, erkeği mahveden kadındır. Hintliler de kadını günah keçisi olarak bilirler. Kanunlarında “şerefsizliğin nedeni kadındır. Düşmanlığın nedeni kadındır. Bundan ötürü kadından kaçmalıdır” der.

Oysaki, kadın erkek ayırımı olmaz. Sadece neslimizin devamı için biri erkek, biride dişi yaratılmıştır. Bitkiler dahil olmak üzere tüm canlılar bu özelliği taşırlar.

Bilim adamlarına kulak verelim: Kant, “Erkekle kadın ancak birlikte tam bir insan olurlar, bir  cins ötekisini tamamlar” der. Schoprenhaver ise: “cinsel içgüdüler, yaşama isteğinin tam bir ifadesi, aynı zamanda bu isteğin birleşik şeklidir” demiş. Ta 1876’da Prof.S.V.Stein “Siyasi Ekonomi ve Kadın’ adlı kitabında, kadının “aslan” erkeğe kulluğunu gösteren evliliği şöyle tanımlar: “Erkek yalnız kendisini seven değil, aynı zamanda kendini anlayan bir yaratık ister. Yalnız kendine bağlı kalacak kadın değil, anlının buruşukluklarını açacak kadın arar. Hayatına barış sesizlik, düzen, özbenlık denetim, yaşamın daha bir çok huzurlarını veren bir bakıcı ister” der.

Bu satırları yazarken Wilyam Saroy’un şu görüşünü anımsamadan edemiyor insan: “İnsanlar çevrelerinin mahsülüdür”der. 1800’lerde din her şeye hakimdi. Dini kurallar daha baskındı.

TV’lerde kadın katliamlarını duyup, öldüreni serbest kaldığını duydukca içimsızlar; önüme bakar susarım. Bitince tüm sözler, insanlığımdan utanırım. Bu vahşete Tanrı bile susuyor. Gerçekte Tanrı varmıdır?

Gözün görmediği yerde kulak duyar, oda yoksa; burun alır kokuyu. Pekey gönül gözüne ne oldu? Nede bakar körü, duyar sağırı oynarız vahşet bizi ilgilendirmez?

Biz, cinsel ayırım gözetmeyen, her kişiye (kadın-erkek) eşit haklar veren bir yönetim şeklini isteriz. Buda ancak üretim araçları toplumun malı olur ve Evrensel Demokrasiyi özümsemiş bir devlet yönetimiyle gerçekleşir.

Bizim istediğimiz eşitlik; Ülkede yaşayan hiç kimseyi ötkileştirmeden, bilimsel ve teknik düzeltmelerle emeğin ençok verimli hala geldiği, cinsel, dilsel, ırksal, dinsel ayrımın yapılmadığı, her kişinin emeğinin bir parçasını toplumsal emek olarak ayrılabildiği, herkesin kendi dili örf  ve adetleriyle eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşadığı bir toplum istiyoruz.

Konumuzun özüne dönersek: bizler toplum olarak, daha okul sıralarında çocukları ters açıdan yorumlarız.Önce kız çocuğu erkek çocuğu diye ayırırız. Bundan başka çocukları insan gibi değil, iki ayrı cins gibiyetiştiririz. Kız çocuğa öz güveni kazandırmayız. Erkek kardeşinin himayesinde yetiştiririz. Evlenince eşinin korumasına bırakırız.

Gel gör ki, devletimiz bir cinsin öteki cins üzerinde eğemenliğini kabul etmiştir. En yetkili kişiler “kadının fıtratında eksiklik, eşitsizlik vardır” diyor. Kadın koruma evlerin varlığı, kadına yapılan şiddetin itirafıdır. Nedense erkek koruma evleri yok. Yarglamada da eşitsizlikler var: karısını öldüren erkeğe iyi hal indirimi uygulanıyor. Yargılanan kadına ise iyi hal uygulanmıyor. Hani yasalar karşısında herkes eşitti.

Sevgili okurlar, yetkililere sormak istiyoruz: kadının “fıtratında” işkence görmekde mı var

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız