Ana Sayfa Firaz Baran Koco Elbistan ve Çocukları -1

Koco Elbistan ve Çocukları -1

309 views

Koco Elbistan, ünlü Kürd aydını Nuri Dersimi’yi Hatay’da korudu. Çocukları Sait ve Koco, 1959’da tutuklanan 49 Kürd aydınının arasında yer aldı. Ve oğlu Mehmet ise 20. yüzyılın en önemli Kürd figürlerinden Celadet Bedîrxan ve Nuri Dersimi’nin kitaplarını gün ışığına çıkardı. Elbistan’ın Daliyon köyünden olan Koco Elbistan ve ailesini Mehmet Elbistan anlattı.

Soyadı Elbistan ama kendisi Hatay’da meşhur oluyor. Babanızın Hatay’a uzanan macerası nasıl başladı?

Babam Elbistan’ın Daliyon köyünden. 1881 yılında doğmuş. Babasının ismi de Koco’ymuş. Annem Mîralli köyünden. Babamın babası Ceyhan nehrini geçerken suda kayboluyor. Cesedi bulunmuyor. Babam, bir kızkardeşi, bir erkek kardeşi, annesi, 10 keçisi ve eşeğiyle yola koyuluyor. Konaklaya konaklaya Engizek dağlarını aşarak Pazarcık’ın Bozlar (Gonîg) köyüne geliyorlar. O zaman Tapo ağa sağmış. Hedefleri Deliz’e gitmek. Orada Daliyon’dan giden bir akrabamız olan Saydikî Xoca varmış. O da zamanında oraya yerleşmiş. Babam oraya gidiyor ve çobanlık yapıyor. 1905’te aşiretle birlikte Hatay’a doğru yola çıkıyor. Aşiret konaklaya konaklaya Hatay’a geliyor.

Hatay’a niye gitmiş?

Hatay’da odun kömürü yapılıyormuş. Orada çalışmak üzere ailesini alıp gitmiş.

Oradaki Kürdler kimlerdi, hangi aşirettendi ve ne zamandan bu yana oralarda oturuyorlardı?

Oraya çalışmaya giden Kürdler Sinamilli, Atmî (Özellikle Kaşanlılar-Qoşon) ve Kürecik aşiretine mensup Kürd Alevileriydi. Kürd Sünniler ise orada yerleşikti. Özellikle Çoyî Kurmênc ve çevresinde… Yine Ermeniler yerleşikti. İskenderun ve Hatay çevresinde de Araplar yerleşikti. Türkler ise dere boylarında vardı.

Odun Kömürü İşinde 4 Bin Aile

Çalışmaya giden insanlar çok muydu? Ne kadar bir sayıdan söz ediyoruz?

Annem, “Kömür işinde 4 bin balta” olduğunu söylerdi. Yani 4 bin işçiden söz ediyoruz. Onların ailelerini de düşündüğümüzde büyük bir sayı karşımıza çıkıyor. Odun kömürü yapıp Arap ülkelerine satıyorlarmış.

Koco Ağa ve ailesi…

Bu iş ne zamana kadar sürdü ve o Kürd nüfusu halen Hatay’da mı?

1939’da kömür işi bitti. O iş başka bölgelere verildi. Ondan sonra kimi malcılığa başladı, kimi oradan ayrıldı.

Türkçe’de Gavur dağı denilen dağa bizim köyde Çoyî Gawir, yani Beyaz Dağ deniliyordu. Oradaki adlandırması da aynı mıydı?

Aynı şekilde kullanılıyordu. Dağın doruklarında hep kar olduğu için Çoyî Gawir diyorlardı. Zaten bizim Kürdler de Çoyî Gawir ile Çoyî Kurmênc arasındaki bölgede kalıyorlardı. Bu alana Leçe bölgesi deniyordu. O bölge düz, volkanik bir arazi. İslahiye-Kırıkhan arasında 100 km’yi aşan bir boyda, 40 km eninde bir arazi. Her türlü meşe ağacı bulunan bir bölgeydi. Bizim bölgeden oraya giden herkes bir çadır kurup çalışmaya başlamış. O dönem Bağdat-İstanbul demiryolu yapımında da çalışmışlar. Suriye Kürdleriyle de sürekli dostluk içinde olmuşlar.

Babası Nasıl Ağa Oldu?

Peki babanız nasıl öne çıkmış, deyim yerindeyse işçi konumundan Koco Ağa namını nereden almış?

Babam çalışkan olduğu için Ermeni bir işveren kredi veriyor. Babam zaman geçtikçe öne çıkmış. Ermeniler babam vasıtasıyla kömür merkezleri kuruyorlar. Babam artık Ermenilerle birlikte büyük işlere girişmiş. Gittikçe aşirette söz sahibi olmuş. Sonraki yıllarda birinci dünya harbinde Osmanlı yenilince Hatay bölgesi Fransızlara kalıyor. Bizimkiler Suriye tarafında kalıyor. Hudut ile bizim aramız 7 km’ymiş. Ama kömür işini sürdürmüşler.

Annem “Biz Halep’e develerle giderdik. Halep’e gittiğimizde insanlar yolun kenarında durup bize bakarlardı” diyordu. Silahlı gençler, güzel kıyafetli kadınlar… Ayrıca kaçan Ermenilerin de yakınlık duyduğunu anlatıyordu. Çünkü, ailemiz ve oradaki aşiretimiz Ermenilere çok yardım etmişler. Hatay Kürdleri o dönem Ermenilerin geçişine yardımcı olmuş.

Koco Ağa’nın yaşlılık günleri. Oğlu Koco ile… Oğul Koco da 1959’daki ünlü Kürd davası 49’lar’dan tutuklanmıştı.

Fransızların Kürdlere yaklaşımı nasılmış?

Fransızlar, “Sizin her evin önünde birkaç yüz kara keçi var. Yine kömür işi yapıyorsunuz. Orman biter. Yerleşin, köy yapın, şehir olun” demiş. Fransızlar bunlara Amik ovasını teklif ediyor. Bence dünyada az bulunan bir ovadır. Etrafı dağlarla çevrili, ortasında Asi nehri akar. Tersine aktığı için öyle diyorlar. Gidip bakıyorlar ve “Burası hep sazlık, ormanlık, sinek yatağı” diyorlar. “Biz sinekten kaçtık” diyorlar. Bir dağın yamacını istiyorlar. Fransızlar bugünkü Aktepe köyünü kuruyorlar. 10 metre genişliğinde dört cadde, iki tane de 6 metre genişliğinde sokak yapıyorlar. Her eve 500 metrekare arsa vermişler. Aktepe’de Kürd, Türk ve Ermeniler varmış. Aktepe Kırıkhan’a 25 km. Bizimkiler 1930’da Aktepe’ye yerleşiyorlar.

1930 sonrası Fransızlar babama geniş bir yetki veriyor. Çoyî Kurmênc (Kürd Dağı)’in geniş bir kesiminin asayişi ona verilmiş. Ali Göçmen bana anlatmıştı. O dönem Türkiye’den kaçıp gelenler bölgeye geliyordu. Babam onları korurdu. Onlara iş bulur, kimlik çıkarırdı.