PAYLAŞ

Ailesinin doktor olmasını istediği Şêrko Kanîwar, atıkları müzik aletine dönüştürerek, çocuklarla birlikte doğanın ritmini yakalıyor. Bin çocuklu orkestrayı çalıştıran Kanîwar, “Hep çocuk kalacağım” diyerek içindeki çocuk ruhunu özetliyor.

Plastik yoğurt kapları, boya kutuları, pet ve soda şişeleri, tahta ve demir kaşıklar, bardakaltlığı… Bazen araya karışan ıslık sesi, bazen fısıltıyla başlatmak için 3’ten geriye sayan bir komut. Hepsi ilkokul çağında, yoksul, dezavantajlı, ötekinin ötekisi durumunda Kürt çocuklarının bir araya gelip bu araçlarla müzik yapmaya başladıklarında tarih 2005’leri gösteriyor.
VAR OLMA ARAYIŞI
Savaş yerine siyasetin ön plana çıkarılmaya çalışıldığı, Kürtlerin kültürel haklarını yoğun ve yaygın bir şekilde talep ettikleri yıllardı. O dönemlerde tarihsel akışın bilinçli bir “rastlantısı” olarak buluşturduğu bu çocuklar çevreden topladıkları “atıkları” birer müzik aletine çevirerek sahne alıyor, kendi dillerinde şarkı söylüyor ve birde kendi varlıklarını bu yolla kanıtlamaya çalışıyorlardı.
O RUH SINIRLARI AŞTI
Doğanın ritmi ile çocukların ruhunu buluşturan bu projenin mimarı Şêrko Kanîwar. Hiç büyümeyen koca bir çocuk gibi olan Kanîwar, bu estetizmi hem kendinde var etti ve hem de kendi topraklarının dışına taşımaya başladı. Kısa süre önce Avrupa’ya giderek, onlarca değişik halktan çocuğa Kürt çocuklarının bu ruhunu akıtan Kanîwar, kısa süre önce de Ankara’ya gelerek Doğal Ritim Atölyesi çerçevesinde sahne aldı.
ÇOCUKÇA BÜYÜYOR
Ankara’da röportaj yapma imkanı bulduğumuz Kanîwar, tıpkı sahnedeki gibi akışkan biri. Kanîwar’ı röportaj yapmak için bile olsa kameranın karşısında sabitlemek epey zor oldu. Kendisine “Biraz çocukça bir yanınız var” dediğinde, büyük bir kahkahalı ile ve kendisine yapılan en büyük iltifat edilmiş gibi mutluluk yaşayarak, “Hep çocuk kalacağım” diye cevaplandırıyor.
TESADÜFLERİN YARATIMI
Kanîwar’ın müzik serüveniyle “Çer çöp orkestrası” adı da verilen Doğal Ritm Orkestrası neredeyse büyük tesadüfler sonucu bir gelmiş ve vücut bulmuş. Kanîwar, 1995 yılında İstanbul’da ağabeyinin zoru ile bir müzik kursuna kayıt yaptırdığında hayatının tümüyle alt üst olacağından habersiz olduğunu belirtiyor. “Ağabeyim kendisi müzik kursuna gitmek için kendisine saz almıştı. Ancak daha sonra işleri nedeniyle, kayıt da boşa gitmesin diye beni kursa göndermek istedi” diyen Kanîwar’ın anlatımlarına göre, o güne kadar müzikten bihabermiş.
Kanîwar, o dönemi şu sözlerle anlatıyor: “Hatta abim beni kursa gönderdiğinde kendimi yerlere vuruyordum. Hiç bir zaman, bütün hayatımı müzik üzerinde yürüteceğim aklımdan geçmiyordu. Ailemde, sürekli benim ya doktor ya da mühendis olmamı istiyordu. Babam şoförlük yaptığı için asla elimizi direksiyona sürdürmedi. Mevcut sistemde de, aileler çocuklarını, iyi şeyler yapsın diye mesleğe yönlendirmiyorlar, hangi meslek daha çok kazandırır diye bakıyorlar meseleye. Yani kısacası 12-13 yaşıma kadar hiç bir şekilde arka planımda asla müzisyenlik yapma düşüncesi yoktu. Ancak müziğe başladıktan sonra aslında farkında olmadığım bir müziğe yatkınlığım olduğunu anladım. Çünkü ben çocukken bizim köye düğün için gelen müzik gruplarından onlar gidene kadar ayrılmıyordum. Ama bunun bendeki müzik yatkınlığı olduğunun farkında değildim.”
‘SEN ÇİNGEN OLMUŞSUN’ 
Ancak yine de Kanîwar’ın müzikle ilgili keşkeleri var ve “Keşke 2-3 yaşımdayken müziğe başlamış olsaydım” diyor. Kanîwar, daha erken yaşlarda müziğe başlamış olsaydı, bambaşka bir yerde olacağına inanıyor.
Kaniwar, daha sonra müzik yolculuğunu üniversite öğrencisi olarak geldiği Diyarbakır’da sürdürmüş. Doğruca Dicle Fırat Kültür Merkezi’ni yolunu tutan Kanîwar burada, def ve diğer müzik aletlerini öğrenme kurslarına gidiyor. Üstelik elindeki defi gören ailesi Kanîwar’ı bir başka halka yönelik ayrımcılık üzerinden itham ediyor ve “Sen çingen olmuşsun” diyerek müzikten vazgeçirmeye çalışıyor. Okul ile müzik eğitimini iç içe yürüten Kanîwar, okulu bitirdikten sonra 3 yıl özel kurumlarda matematik öğretmenliği yapıyor.
Artık aklında müzisyenlik olan Kanîwar, öğretmenlik yıllarını da “ekonomik mecburiyet” olarak tanımlıyor ve MEB bünyesinde çalışmak için hiç başvuruda bulunmamasını da şöyle anlatıyor: “Israrla memurluk sisteminin içine girmek ve onun bir parçası olmak istemedim. Çünkü ben hem öğrencilik hem de stajyerlik yıllarımda bu sistemin çelişkilerini, insanı öğüten tarafını çok net gördüm. O yüzden memur olmayacağım diye kendime söz verdim. 3 yıllık öğretmenlikten sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin bünyesinde müzik çalışmalarına başladım ve böylece çocuklarla çalışmaya adım atmış oldum.”
DOĞAL ALETLERDEN ORKESTRA 
Doğal Ritim Orkestrası çalışması da yine bir başka tesadüfle başlamış. Kayyum öncesi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hazar kıyısında bir arsa alıyor ve burayı sosyal tesise dönüştürüyor. Belediye aldığı karar gereği de, yoksul ve dezavantajlı ailelerin çocuklarından her hafta 50 tanesini belirleyip buraya kampa götürmeye başlıyor. Gerisini Kanîwar şöyle anlatıyor: “2006 yılında beni de müzik atölyesi için bu kampa davet ettiler. Çok doğal bir yerdi. Birkaç eğitmen daha vardı ve kampın sorumlusu bir hafta boyunca ne yapacağımızı yazılı olarak iletmemizi istedi. Ne yapacağımı bilmiyordum, üstelik müzik öğretmeni de değildim. O zamana kadar çocuklarla münasebetimde sadece matematik dersleri sayesinde gelişmişti. Ayrıca bir hafta da hiçbir çocuğa bir müzik aletini çalmayı da öğretemezdim. Yaz aylarıydı ve cırcır böceğinin sesini duydum. O zaman bu fikir aklıma geldi. ‘Burası doğal bir ortam. Doğal aletlerden bir orkestra kuracağız’ dedim. Ancak ne çıkacağını bilmiyordum. Ertesi gün çevreden ses çıkaracak, pet şişe, soda şişeleri, yoğurt kapları falan topladık. Çocuklar bu fikrime güldüler. Çünkü onlar herhangi bir müzik aleti bekliyorlardı. Onlarla biraz sohbet ettik. Doğanın kendi ritmi olduğunu, kalbimizin bir ritimle attığını, gece ve gündüzün, mevsimlerin, doğal olayların bir ritimle gerçekleştiğini anlattık. Çocuklar ikna oldu. Bunları çalmaya başladıktan 10 dakika sonra hepsi şok oldu. O sesi duyduklarında ve kendilerinin bu sesi çıkardığını düşündüklerinde… Çocuklara bunu nasıl bulduklarını sordum. Biri, ‘Ben sesimin notasını soda şişesinde buldum’ dedi. O zaman bu çalışmayı sonuna kadar sürdürmeye söz verdim.”
Bu çalışmaları ilerleten doğal müzik aletlerini kullanarak oluşturduğu orkestranın seslendirdiği “Koçero” parçası anadil kampanyasının da reklam yüzü oldu. Kanîwar, aslında içindeki çocukla bu görüntü üzerinden sahnede çocuklarla büyüdüğünü göstermiş oldu. Kanîwar, 2006 yılında 50 öğrenciyle başladığı çalışmasını 2015 yılında bin çocuğun sahne aldığı bir konsere dönüştürdü. Şimdi her yıl bir şeklide konser vererek çocukları doğanın ritmi ile doğayı da çocukların ruhu ile buluşturmaya çalışıyor.
İLK EYLEM HASANKEYF İÇİN
Bunun için ilk konserlerini de Hasankeyf’te verdi Doğal Ritim Orkestrası. 82 çocuğun katıldığı eylem grubun ilk çevre gösterisi oldu aynı zamanda. Doğaya yönelik saldırılara gösterdikleri duyarlılığı da Kanîwar, “Munzur’a yönelik saldırılarda da, ormanların yakılmasında da, Hasankeyf’in sular altında bırakılmasından da, doğanın ritmi bozuluyor” sözleriyle anlatıyor.
‘HEM TAŞ ATIYORLARDI HEM MÜZİK ÇALIYORLARDI’ 
Çocukların kendi ruhlarını doğanın ritmiyle buluşturmasını o dönem birileri de fırsata çevirmeye çalışmış. Bazı büyük TV kanalları orkestrayı canlı yayınlara konuk etmek istemiş. Kanîwar, o dönem gündemde olan “taş atan çocuklara” karşı kendi çalışmalarının kullanılmak istendiğini ve bu çalışmanın bir “rehabilitasyon” olarak görülmeye çalışıldığını belirterek, “Ama hakikat o değildi, o çocukların birçoğu hem değişik gerekçelerle taş atıyordu hem de müzik çalıyordu” diyor.
Kanîwar, bu süreci “çocukların müzikle eğitildiği bir süreç” olarak nitelendiriyor, ailelere de, “Çocuklarınıza kendi idealleri gerçekleştirebilecekleri koşulları yaratın” çağrısında bulunuyor.
Bin kişilik çocuk korosu oluşturmayı yeterli bulmayan Kanîwar, “Biz bin çocuğu bir araya getirdik, ama Diyarbakır’da o yaş grubunda 400 bin çocuk var. Yani bizim ulaşamadığımız 399 bin çocuk daha var” diyor. Kanîwar, yürüttükleri çalışmanın aynı zamanda çocuklara müzik eğitiminin yanı sıra demokratik komünal değerler verdiğini dile getiriyor.
Çalışmanın Kürtçe ile ilişkisini ve kayyumların bu çalışmaya etkisini de değerlendiren Kanîwar, şunları söylüyor: “Bu çalışmayı şimdiye kadar Diyarbakır’da yürüttüğümüz için yüzde 100 Kürtçe yaptık. Ayrıca Diyarbakır’daki çalışmada sadece enstrüman çalmıyoruz, aynı zamanda şarkı söylüyoruz. Ankara’ya geldiğimizde çocuklarla Türkçe çalıştık. Bir hafta önce Amsterdam’a gittim orada da kendi dilimle çalıştım. Yani aslına bakarsanız şarkı söylenmezse bu çalışmanın herhangi bir dile ihtiyacı da yok. Vücut diliyle anlaşabiliriz.
Biz kayyımlardan önce çalışma yaptığımızda 300 çocukla bir araya geliyorduk. Ancak DBP’li belediyelere kayyım atandığı zaman ilk olarak kadınlar, çocuklar ve kültüre ilişkin çalışmaları hedef aldı. Kürt dili ve kültürü hedef alındı. Bu hizmeti vermek için imkanlar konusunda kayyımların atanması çalışmalarımıza negatif etki yarattı ancak, ruh ve motivasyon konusunda eskisinden çok çok daha iyiyiz.”
Şêrko Kanîwar’ın bu çalışmada aldığı en büyük hediyesi de, kendisini ve yaptığı çalışmaları televizyon ekranlarında izleyen ailesinin artık çalışmalarını kabul etmiş olması.
MA / Kenan Kırkaya – Barış Boyraz
PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız