PAYLAŞ

Antropolog Sibel Özbudun, “Nikahlanın, evlenin, çoğalın. Teröristlerin 15 çocuğu var” sözleri için, “Bunun bir adım ötesi, nüfusu ıslah etmek adına, denetlemek adına, mazlumların çoğalmaması adına kısırlaştırma programı uygulanmasıdır. Bu bir yüz karasıdır” dedi.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın birçok kesimin tepkisine neden olan “Nikahlanın, evlenin, çoğalın. Teröristlerin 15 çocuğu var” sözleri kamuoyunda tartışılıyor. Antropolog Sibel Özbudun, dünyadan örnekler vererek “Irkçılıktır, faşizmdir, cinsiyetçiliktir. Bunun bir adım sonrası kısırlaştırmaya varır. Nitekim daha önce ABD’de, Kuzey Amerika’da Amerikan yerlileri üzerine, Avusturalya’da Aborjinler üzerine gerek İngiltere’de Hintliler üzerine kısırlaştırma uyguladı. Bunun bir adım ötesi, nüfusu ıslah etmek adına, denetlemek adına, mazlumların çoğalmaması adına kısırlaştırma programı uygulanmasıdır. Bu bir yüz karasıdır. Yapılan açıklamalar konuşmaya değer bile değildir” değerlendirmesinde bulundu.
KÜRTELERİN NÜFUS TEHDİDİ
Kürtlere yönelik kısırlaştırmaya kadar varan politikalar, Cumhuriyet tarihi boyunca gündeme geldi. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Takip ve Yönlendirme Kurulu’nun 20 Kasım 1996 tarihindeki “Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporunda, Kürt nüfusuyla ilgili şu ifadeler yer almıştı: “Kürtlerin oturduğu bölgelerde nüfus artışı diğer bölgelerden yüksek. Kürt nüfusu 2025’te toplam nüfusun yüzde 50’sinin üzerine çıkma eğiliminde. Bu, Kürt milliyetçiliğinin canlı tutulmasıyla birlikte düşünüldüğünde bunun da milletvekili sayısına oranlaması uzun vadede Türkiye için vahim tehdit oluşturabilir. Bölgede nüfus planlaması seferberliği elzemdir. Az çocuğa prim ve çok çocuğa vergi gibi radikal önlemler gereklidir.”
MGK’nin 1996 yılındaki raporu ardından Kürt kentlerinde, “Nüfus ve aile planlaması” adı kısırlaştırma da dahil bir dizi tedbir devreye sokulduğu gündeme gelmişti. Kürt nüfusu 2005 yılındaki MGK toplantısında da gündeme gelmişti. MGK Genel Sekreterliği’nin hazırladığı 40 sayfalık “Güneydoğu Eylem Planı”nda “Kürt nüfusunun artış hızı” şeklinde başlık yer aldı.
DÜNYADA KISIRLAŞTIRMA ÖRNEKLERİ
Dünyada etnik gruplar ve işçi-emekçi sınıfı üzerinde ABD, Kuzey Amerika ve Avrupa devletlerinde kısırlaştırma ve zorla doğum kontrolü farklı dönemlerde uygulandı. Amerikan iç savaşı sonrası 1900’ların hemen başında İndiana eyaletinde kısırlaştırmalar başladı.  Sadece Kaliforniya bölgesinde, Amerikan yerlilerinin dışında aralarında Yahudi ve Çingenelerinde olduğu 62 bin kişi kısırlaştırıldı. Ardından dünyaya yayıldı.
NAZİLER 
Naziler, ABD örneklerinden etkilenerek 1933 yılı içinde 50 binden fazla “Topluma uygun olmayan” insanı zorla kısırlaştırdı. Nazi iktidarının yıkıldığı 1945 yılına kadar 350 bin insanın kısırlaştırıldığı biliniyor. İkinci Paylaşım Savaşı öncesi ve sonralarında İsveç ve Danimarka’da da on binlerce insan kısırlaştırıldı.
FİNLANDİYA 
Finlandiya Parlamentosu’nun, 1935 yılında milletvekillerinin ezici çoğunluğunun oylarıyla sosyal hayatın ve ırkın korunması gerekçesiyle aldığı karar kapsamında 1970 yılına kadar binlerce kadın zorla kısırlaştırıldı.
HİNDİSTAN
1975’teki Olağanüstü Hâl (OHAL) döneminde eski Başbakan Indira Gandhi’nin oğlu Sanjay Gandhi döneminde, 6 milyona yaklaşan insanın kısırlaştırıldığı düşünülüyor. 1970’lerde aile planlaması başladığından beri erkekler ve kadınlar kısırlaştırılması devam etti. Resmi rakamlara göre, Hindistan’da 2013-2014 yılları arasında 4 milyon kısırlaştırılma ameliyatı gerçekleşti.
AVUSTURALYA
Avusturalya Hükümeti’nin, 1869 yılında çıkardığı yasa ile kurulan “Aborjinleri Himaye Kurulu”, nüfus politikalarını devreye koydu, çocuklar ailelerinden koparıldı ve süreç kısırlaştırmaya kadar vardı. 1937 yılında Yerlilerin Refahı adlı konferansın sonuç raporunda, yerli kadınların rızaları olmaksızın kısırlaştırıldığı belirtildi.
Birleşmiş Milletler soykırım sözleşmesinin II. maddesine göre, kısırlaştırma soykırım suçu işlediğini açıkça kanıtlamaktadır.
‘SİYASAL İSLAMIN BEDEN TAKINTISI VAR’
Toplumsal cinsiyet çalışmalarıyla da tanınan Özbudun, “Teröristlerin 15 çocuğu var” sözlerinin faşizim ve cinsiyet politikalarıyla ilişkisi için de şunları söyledi: “Faşizm mağdur olanın üzerindeki iktidarın mutlaklaştırılması ise bu iktidarın bir yönü cinsel iktidardır. Ve faşistler ya da faşizm, cinselliği farklı bir şekilde kodlar. Bireyler arasındaki doğal olan bir ilişki olan değil bir tahakküm ilişkisi olarak bakar. Kaldı ki özel alanın özelliğini kabul etmez. Cinselliği devletin müdahale edeceği bir alan olarak kodlar. Faşizm erildir ve kendini eril olarak kurgular. Erkekliğin haklarını mutlaklaştırır. Bunu hem bedensel bir politika hem de siyasal olarak gerçekleştirir. Hem de iki alandaki iktidar bir birini güçlendirdiğini düşünür. Bugün de yaşadığımız budur.
Siyasal İslamın kadın bedeni üzerinde daha doğrusu bedenler üzerinde bir takıntısı var. Küçük yaştaki kız çocuklarının evlendirilmesinden babaların kızlarına yönelik cinsel saldırısının meşrulaştırmasına kadar giden freni patlamış bir süreç yaşıyoruz. Bunun siyasi krizlerle ilgisi vardır yoktur bilmeliyiz ama işin bu yönü de bir tedaviye muhtaç. Beden meselesini hastalıklı bir şekilde öne çıkardıkları için bu işin bireysel değil sosyal bir tedaviye ihtiyacı var.”
MA / Deniz Nazlım 
PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız