PAYLAŞ

Amansız bir hastalığa karşı yaşam mücadelesi veren, Pir Mustafa Deprem’e kudreti Hak güç vere.

Nefesin daim, menzilin uzun  olsun, sevgili dost PİR MUSTAFA DEPREM.

Bir kaç gün önce,  dostlar ile,  bizim olan bu  hayat hikayesinin,  bir kahramanını ziyaret ettik.  Sürgünlerin karanlık dünyasında,  pusulası bozulmuş bir hedefe zorlanan bir dost.

Ağır bir hasta, bizi duyduğundan emin olamadığımız bir sessizlikte, sere serpe uzanmış,  adeta sessiz bir  isyancı direnişiyle  yatan Pir MUSTAFA DEPREM .

Tüm diğer canlılar gibi, İnsan yaşamı da  doğumla başlar. Ana karnında geçen dokuz ay’da  canlı bir dönem olsa da; asıl başlangıç, kainatın gök kubbesi altındaki, dünya dediğimiz bu vazgeçilmez gezegene  doğumla gözlerin açılması, aynı anda yaşam saatinin ibresi de  dönmeye başlamış olur. Ve hayat da başlamış olur.

Günler ayları, aylar  yılları ve yıllar , zorlu bir mücadele ile geçer. Doğal yaşam mücadelesi tüm inasanlar için benzer  olsa da, her insanın asıl hayat çizgisini  ve mücadele kaderini, içinde doğduğu coğrafya, toplum, ülke, rejim ve sosyal şartlar belirler.

İşte hayata,  coğrafyamızda gözlerini açan bizler, yüzyıllardır atalarımızdan bize kadar , çok çetin bir yaşam mücadelesi vermekteyiz. Bir yandan, üzerinde  savaşların bitmediği bir coğrafya,  bir yandan baskılanan bir toplumun mensubu olmak,  bir yandan, dilimize , kültürümüze ve bizi  biz yapan değerlere savaş açmış,  bir devletin ve siyasal sistemin hedefi olmak. Diğer yandan,  egemenlerin sömürü cenderesi altında,  açlığa mahkum edilen mazlumların  safın da olmak. Velhasıl,  varlığımıza topyekün açılmış bir saldırı düzenine karşı,   adeta var olma mücadelesi içinde geçen,  bir yaşam çizgimiz var.

Bu nedenle de, biz de hayat  mucizelere bağlı yaşanır. Ne  zaman, ne olacağımız ve yolumuzun  nerelere düşeceği belli değildir. Yüzyıllardır yer değiştirir  dururuz. Hep bir muhacir atmosferinde ,yarınına güvenle bakamayan,  an’ı hep tedirgin yaşayan bir halde, adeta yaşamı bir an evvel tüketiriz. Bu cennet dünyanın tadına varamadan bir bakmışız ki yolun sonundayız.

Bir kaç gün önce,  dostlar ile,  bizim olan bu  hayat hikayesinin,  bir kahramanını ziyaret ettik.  Sürgünlerin karanlık dünyasında pusulası bozulmuş bir hedefe zorlanan bir dost.

Ağır bir hasta, bizi duyduğundan emin olamadığımız bir sessizlikte, sere serpe uzanmış,  adeta sessiz bir  isyancı direnişiyle  yatan Pir MUSTAFA DEPREM .

Mustafa Deprem ile aynı yöreden olsak da, yaşca bizden daha önceki kuşaktan,yani genel deyimiyle 68 kuşağından biri. Dolayısı ile bizden önce mücadele sürecini başlatan biri.

Elbistan Kantarma Sinemilli Ocağından, akrabası Mehmet  Yüksel’in deyimiyle, ‘’İşte bu dönemde köyümüzün, toplumumuzun, ailemizin ilk okuyan kuşağından birisidir Mustafa Abi. Yani Mustafa Öğretmen ya da daha sonraki deyişle Mustafa Hoca. Köyümüzün ve Ocağımızın (Sinemilli Ocağı) önemli olduğu kadar nüktedan, hoş sohbet ve sevilen sayılan dedelerinden rahmetli Rıza i Husen ile İsmihan Ana’nın (İmme) 4 kız 3 erkek evladından biri.’’

Ve şöyle devam ediyor; ‘’Kantarma’nın henüz taş toprak ve samandan yapılan kerpiç damlarının arasındaki tek beton ve priket binası olan okul binamızda, benden önceki abi ve ablalarımıza 70’li yılların başında ders vermeye başladı.

Eminim ki kendisinden önce ve beraber ders veren ve gerektiğinde “kemik kırarcasına ders veren” Türk ve Sünni öğretmenlerin aksine, hepsi kendi aşireti ve akrabaları olan çocukları eğitirken yüreği bir başka titrerdi. Ayrıca da o dönem inanılarak söylenen ve bir hakikat olan “eti senin kemiği bizim” cümlesine uygun emanet edilen çocukları çok sevdiğini hepimiz biliyorduk/biliyoruz…

Mustafa Deprem, yetmişli yılların başlarından itibaren sadece öğretmenlik yapmadı . Aynı zaman da, o dönem  de birçok aydın gibi,  toplumsal mücadelenin sol ve sosyalist kanadında örgütlü mücadelede de yerini aldı.

Bu dönemde, yani bindokuzyüz yetmişlerin başından itibaren, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ile başlayan siyasi mücadelesini, aynı zamanda o dönemin etkin sendika hareketi TÖB-DER’de de yönetici olarak sürdürdü. 1970- 80 li yıllar mücadele,tutuklanma,işkence ve hapislik yılları olarak, 1990 lı yıllara kadar sürdü.

1990 lı yıllarda diğer bir çok aydın gibi siyasi göç ve mültecilik ile geçen gurbet yılları, yavaş yavaş bir ömrün su gibi akıp,kurşun ağırlığında hergüm biraz eriyerek sonuna gelindi. Dağılan örgütler,yenilmiş cephelerden çekilen ve terk edilen mevzilerin acısıyla geçen günle kurşun gibi ağır bir hal almışken,yeniden açılan mücadele cephelerine ve bir zamanlar içinde yaşadığı halde hak ettiği yere koymadıkları değerlerin gecikmiş hakkını vermek adına, 2010 lu yıllarda ,bir daha kolları sıvayıp, öz değerlerinin mücadelesine başlamış oldu.

Ben, Mustafa Deprem hoca’yı/öğretmeni, Tv 10 döneminde  yakından tanıma ve birlikte çalışma imkanı buldum. Tv 10 nun açılışında  kısa bir dönem Alevi inanç programını sürdürürken, Demokratik Alevi Federasyon’u başkanlığım vesilesiyle,bu  alevi inanç programını ‘’YOL-ERKAN’’  adı ile Mustafa Deprem hoca hazırlayıp sunmaya başladı.

Bu çalışma aynı zamanda ,yıllarca sol- sosyalistlik adına uzak durduğu,  öz atalarının hemde İnanç rehberi olan SİNEMİLLİ OCAĞI pirleri olan atalarının, inancı ve kültürüne, onu yeniden taşımasına ve bağlanıp sahiplenmesine vesile oldu.

2012 den itibaren, başta yapabilirmiyim endişesi  ve  yıllarca devrimci sol mücadeleki duruşunun verdiği, utangaçlıkla başlamış olsa da , her yaptığı iş gibi , bu hizmeti de , oldukça büyük bir ciddiyet ile ele alıp, her bir program için günlerce hazırlık yaparak hakkını vermeye çalıştı.

Artık onun için,  araştırma ve inceleme konusu,  sadece  Alevilikti. Gündeminde bu konu ile ilgili araştırma ve tartışmalar vardı.  Konu ve konuklarını  özenle seçerek, her programını eğitsel bir müfredatın ders konusu  gibi ele alıp işlerdi.

Zaman ilerledikçe sadece televizyon programı ile değil, çeşitli paneller,toplantılar ve alevi kurumlarının etkinliklerinde,  çeşitli konularda konuşmacı olarak, hizmetler vermeye başladı.

Son bir kaç yıldır, avrupa  Demokratik Alevi örgütlenmesinde yöneticilik dahil, artık Alevi İnanç hizmetlerini de yürüterek, yeniden  ataların izini takip edip,  SİNEMİLLİ ocağına kavuşmuştu. Yol’un deyimiyle; ‘’aslına ermektir hüner’’ düstürunu yaşamında gerçekleştirmiş olarak, artık  YOL’a ve hizmetlere rehber olarak,  PİR’ler makamına turap olmuştu.

En son Demokratik Alevi Federasyonu,(FEDA)  Pirler kurulu üyesi olarak, Yol’a revan, talipleri ile buluşur, Cem ve erkanlar yürütürdü.

Son bir yıla yakındır, yakalandığı amansız hastalığa rağmen,son bir kaç aya kadar, inatla bu mücadeleyi sürdürme gayreti içinde oldu.

O şimdi çok halsiz, çok sessiz,  ve çok çaresiz bir mücadele çemberinde.

Onu bu çaresizlikten, bu zulüm ve eziyet çemberinden kurtaracak tek güç , atalarının kıblegahı, olan hak ile hak olmaktır. Hakkın sevgisi, nur’u ile hep var olmaktır.

Başta SİNEMİLLİ  olmak üzere tüm Ocaklarımızın ,erenlerimizin ve evliyalarımızın Şah-ı, Şahı Merdan Ali’nin ve Onsekizbin alemi koruyup saklayan, çaresizlere çare , dertlere derman olan,  BOZ ATLI XIZIR ses vere ,yol göstere. Kerametinden esirgemeye,

Amansız bir hastalığa karşı yaşam mücadelesi veren Pir Mustafa Deprem’e kudreti Hak güç vere.

Nefesin daim, menzilin uzun  olsun, sevgili dost PİR MUSTAFA DEPREM.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız