PAYLAŞ

Daha önce yaptıkları belgesellerle Dêrsim Soykırımı’nı birçok boyutuyla ele alan Gündoğan’ın Dêrsim Ermenilerinin uğradığı soykırımı anlatan yeni belgeseli ‘Vank’ın
Çocukları’ Stockholm’de gösterime giriyor

İki Tutam Saç-Dersim’in Kayıp Kızları” ve “Hay Way Zaman” belgeselleriyle Dêrsim Soykırımı’nı birçok boyutuyla ele alan Nezahat-Kazım Gündoğan, yeni belgeselleri ‘Vank’ın Çocukları’ bugün Stockhom merkezindeki Grand Sineması’nda gösterime giriyor. Gösterime girmeden önce Kazım Gündoğan ve Nezahat Gündoğan, Dêrsim Soykırımı’nı ve filmini konu alan bir panele katılacak. Dersim’in kayıp kızı Aslıhan Kiremitçiyan’ın hikayesi ile birlikte Dersim’de 1938’e kadar yaşayan Ermeni bir köy olan Vank’ın tarihine odaklanan belgesel hakkında konuşan Nezahat- Kazım Güdoğan, belgeseli resmi ideolojinin etkisinde bulunanlar, özellikle de Türkler için yaptıklarını vurguladı.

Terteleyi ağıtlarda duyabilirsiniz

Devletin Dêrsim tertelesini 72 yıl boyunca, yasakladığını, halkın da üstünü örttüğünü ifade eden Kazım Gündoğan, “Ama halk bu kırımı ağıtlarla dile getirerek tartışıyor. Dersim’deki düğünlerde bile Tertele ağıtlarını duyabilirsiniz” dedi. Türkiye’de yaşayan Dêrsimliler üzerine yaptıkları araştırmaları önce kitaba dönüştürdüklerini, daha sonra ise belgesel yaptıklarını belirten Gündoğan, “İki Tutam Saç-Dersim’in Kayıp Kızları” ve “Hay Way Zaman” belgesellerinin Dêrsim Soykırımı’nın tartışmaya açılması konusunda ivme kazandırdığını belirtti. Gündoğan, belgeselde Dêrsimli Ermenilere yer verdiklerini söyleyen Gündoğan, şunları söyledi: “2013’ten itibaren belgesel film ve kitap çalışması başlattık. Kitap, ‘Keşiş’in Torunları’ adıyla ‘Ayrıntı Yayınları’ tarafından basıldı. Devamında da ‘Vank’ın Çocukları’ belgeseliyle, Dersimli Ermenileri anlatmaya çalıştık.”

Sünnileşen Ermenilerin hikayeleri

“Vank’ın Çocukları” belgeselinin oluşum süreci hakkında konuşan Nezahat Gündoğan ise, filme konu olan kayıp Ermeni kızı Aslıhan Kiremitçiyan’ı bulmalarıyla birlikte, onun öyküsü üzerinden hareket ederek, Dêrsim’de yaşayan Ermenilere yoğunlaştıklarınıve sadece Dêrsim’de değil, birçok bölgede yaşayan Alevi kültürünü benimsemiş Ermenileri bulduklarını belirtti. Gündoğan, ulaştıkları bilgileri topladıkları ‘Keşiş’in Torunları’ kitabında, daha çok Alevi kültürünü benimseyen, Sünnileşen Ermenilerin öykülerine yer verdiklerini söyledi.

Aleviler için de kutsal

Nezahat Gündoğan, belgesele adını veren Surp Garabed Vank’ın, Ermeniler için taşıdığı öneme ilişkin ise şunları söyledi: “Manastır 1937’ye kadar ayakta kalan Ermenilerin tek ibadet merkezi. İlk kez 1937’de tahrip, 1938’de de yerle bir edildi” dedi. Gündoğan, bu köyde Ermenilerle birlikte yaşayan Alevilerin de olduğunu bu yüzden de Surp Garabed’in, Aleviler tarafından da kutsal bir mekan olarak sayıldığını söyledi. Gündoğan, devamında ise Dêrsim’in Osmanlı ve Cumhuriyet’in ‘kara kutusu’ olduğunu kaydederek, “Ülkede demokratikleşmenin olabilmesi için bu kara kutunun açılması; Kürt, Alevi ve diğer azınlıklara yapılanların ve tekleştirmenin bir plan dahilinde, 10 veya 15 yıllık bir sürede tartışılması ve olanların açıklanması gerekir” diye konuştu.

Murat Kuseyri/Anf

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız