PAYLAŞ

10 Ekim’de ağır yaralanan 30 kişinin tedavisi hala sürüyor. Katliamın 2’nci yılında 4 yaralı sayısız ameliyatlardan birini daha oldu. Kolunda bilyeler olan Yunus Akıl, “X-Ray cihazı ötünce 10 Ekim film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor” diyor. Nazım Karakurt, “Barış almaya geldik” diyen küçük Veysel’i unutamıyor.
10 Ekim Katliamı’nın ikinci yılında aileler ve yaralılar, tıpkı katliam günü olduğu gibi bir kez daha polis saldırına maruz kaldı. 10 Ekim 2015 tarihinde yaşanan katliam, 102 insanı hayattan koparırken, yüzlerce kişide kalıcı yaralar ve hasarlar geride bıraktı.

Patlamanın ilk anından itibaren 500’den fazla kişi hastanelere kaldırıldı. Kimisi ayakta müdahaleyle ilk anda taburcu edilirken, 394 yaralı hastanelerde uzun süre tedavi gördü. Ağır yaralılardan bazıları da tedavi esnasında hayatını kaybederken, Mustafa Budak ölüme tam 20 ay direndi. 10 Ekim Derneğinin verdiği bilgilere göre 30’dan fazla yaralının halen hastanelerde tedavisi sürüyor. Patlamadan kaynaklı psikolojik sorunların dışında, “duyma kaybı, basıncın yarattığı etki ile kalp kapakçığı sarkmaları” gibi kimi sağlık sorunları da yeni yeni fark ediliyor.

Ancak aralarında 24 aydır hastanelerde yaşam savaşı veren Cihan Andiç’in de bulunduğu 30 kişinin halen tedavileri sürüyor.

Tedavisi süren yaralılardan bazıları şöyle:

18 yaşındaki Emrullah Özdemir: Sağ ayağında, çıkarılan bilyelerin yerinde, aşırı iltihaplanma dolayısıyla periyodik tedavi ve bakımı devam ediyor.

Ümit Balin: 10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne katıldığında öğrenciydi. Tedavisini devam ettirebilmek için Malatya’dan Ankara’ya taşınması gerekti. Patlamada çenesinden ve bedeninin muhtelif yerlerinden yaralanması nedeniyle uzunca bir süre konuşma sorunu yaşadı. Çenesi titanyum plak ile bir araya getirildi. Şu an iletişim kurabilen Balin’in ortodontik tedavisi devam ediyor.

İbrahim Işıktaş: Diyarbakır’da yaşıyor. Ayağından iki kere ameliyat oldu. Patlamadan sonra Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevinden ihraç edildi. Bir ameliyat daha olması gerekiyor. Şu an yaraları nedeniyle yürüme güçlüğü yaşıyor.

Cihan Andiç: Vücudunun farklı yerlerinden birçok kez ameliyat oldu. Yaklaşık 24 aydır hastanede. Sol tarafı kısmi felçli. Yoğun fizik tedavisi Ankara Üniversitesi Hastanesi’nde devam ediyor. 10 Ekim’in yıldönümünde yeniden ameliyat oldu.

Ümran Tekdal: Yaraları nedeniyle bedensel işlerde çalışamıyor. Yüzünden ve çenesinden tedavi gören Tekdal’ın bedeninde onlarca bilye var. 10 Ekim’in 2’nci yıldönümü nedeniyle Ankara’da ameliyat oldu.

Ağa Bayar: 56 yaşında, emekli. Patlama sırasında iç organları parçalandı. Altı ay bağırsakları dışarıda yaşamak zorunda kaldı. 4 Mart 2017’de kalp krizi geçirdi. 7 aydır bilinci kapalı bir şekilde uyuyor.

10 EKİM’İ YARASINI YENİ ÖĞRENENLER OLDU!

Aynı zamanda 10 Ekim yaralılarından olan ve 10 Ekim Derneği’nde çalışan Sinan Ok, Türkiye’nin 42 iline cenaze gönderdiklerini belirterek, yaralı sayısına ilişkin verileri de teyit etti. 10 Ekim katliamının 2’nci yıldönümünde 4 yaralının ameliyat olduğu bilgisini veren Ok, “6 aydır komada olan yaralılarımız var. Kısmi felç ve beyin ile ilgili yaralanmalardan dolayı 4 ağır yaralımız var. Onlardan biri Cihan Andiç. Yine ağır yaralılarımızın 3’ü uzuv kaybı dediğimiz yaralardandır” dedi.

Yine kimi yaralıların protezle yaşamlarını devam ettirdiklerini belirten Ok, “Patlama sesinden dolayı kulak tedavisi gören arkadaşlarımız var. Patlamanın yarattığı basınç ile iç organları sarkan, bozulma yaşayan arkadaşlarımız var tedavileri devam ediyor. Kalp kapakçıkları sarkan arkadaşlarımız oldu. Yüzde 80’e kadar işitme kaybı yaşayan arkadaşlarımız var. Katliamdan 15 ay sonra tespit edilebildi iç organlarda böyle bir zararının olduğu. Şiddetli patlama dolayısıyla vücudunun birçok fonksiyonu deforme oluyor” diyerek, özellikle böyle bir maddenin kullanıldığını söyledi.

Devletin katliam sonrası alana gazlı müdahalesi, ambulansların gönderilmemesi, hastanelerde karşılaşılan tutumu hatırlatan Ok, tedavi gören arkadaşlarına da sıradan yaralı muamelesi yapıldığını belirterek, “Şu an 30 kişi kamusal hastanelere gitmektense elde avuçta ne varsa özel hastanelere gidip tedavi olmaya çalışıyorlar” dedi.

‘O CİHAZ ÖTÜNCE 10 EKİM’İ HATIRLIYORUM’

Yanındaki birçok arkadaşını kaybeden Yunus Akıl ise, hem yaşadıklarını hem de tedavi sürecini anlattı. “10 Ekim katliamında aslında bizler defalarca ölümle karşı karşıya geldik. Sadece bombaların kendilerini patlatmasıyla değil, ondan sonraki süreçte de katliama davet çıkaran uygulamalar oldu” diyen Akıl, yaralılara gazlı müdahale, yaralıların hastanelere götürülmemesi, ambulansların geç gelmesinin de “katliamın devamı” niteliğindeki politikalar olduğunu söyledi. Ailesinin kendisini özel bir hastaneye götürdüğünü belirten Akıl, “Eğer beni oraya götürmeselerdi bacağımı kaybedecektim” diye konuştu.

Yetkililerin o dönem yaptıkları açıklamaların asıl failleri ele verdiğini belirten Akıl, sağlık durumuna ilişkin de şunları paylaştı: “Hastanede 7 gün kaldım, ‘Hastane ortamı stabil değil, evde rahat edersiniz’ dediler ve 6 ay evde tedavi gördüm. O süreçten sonra yaklaşık 1,5 yıl duygularımı kaybettim. Hiçbir şeye gülemiyorsun veya üzülemiyorsun. Karşında insanlar ölüyor, arkadaşların ölüyor umursamıyorsun. Vücudunun belli yerlerini hissetmiyorsun. Gözlerin doluyor ancak farklı bir duygu, samanlaşmak gibi bir durum. Ancak bir buçuk yıl sonra duygu durumum normale döndü. 1 buçuk yıl evden çıkamadım, hala kalabalığa karışamıyorum. Kalabalık olduğunda veya en ufak bir sesle insan ürperiyor ve farklı bir duyguya kapılıyor. Ayaklarım 41 numaraydı ilk zamanlar 45 numaraya çıktı sonra 43’e indi merdiven inip çıkarken zorlanıyorum. Koşamıyorum. Çocuğumla parka gidip kovalamaca oynayamıyorum. Kolumda bilyeler var X-Ray cihazından geçerken cihaz ötüyor. Ülkenin her tarafında X-Ray cihazı var ve sürekli ötüyor cihaz. O cihaz ötünce 10 Ekim patlaması film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Hemen arkadaşlarımı hatırlıyorum.”

‘DAİŞ’İN YARIM BIRAKTIĞI İŞİ TAMAMLADILAR’

Yine alanda yaralanan ve Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası’nın (BTS) eski başkanlarından olan Nazım Karakurt da, o güne kadar yüzlerce benzer eyleme katıldığını ancak ilk kez bu kadar büyük coşku ve heyecanla alana geldiğini belirterek, yaşananlara karşı “sessiz kalmalarının mümkün olmadığını” dile getirdi. Alandaki ikinci bombanın BTS olarak bulundukları kortejde meydana geldiğini belirten Karakurt, arkadaşlarının yanı başında hayatını kaybettiğini belirterek, “Bende ayaklarımdan yaralandım. Sol ayağımda hala şarapnel parçaları var. Ayakta durabilen 3 kişiydik. BTS’lilerin hepsi yerdelerdi” diye konuştu.

Yaralılara “adeta öldürmek” için yapılan gazlı müdahaleden sonra tepkisinin, “Ben niye bu ülkede doğdum bu ülkenin vatandaşıyım” yönünde olduğunu belirten Karakurt, “Büyük bir katliam yaşıyorsunuz normalde sizin yaşamınızı garanti altına alacak yaşamınızdan sorumlu bir devlet gücü tam tersi bırakın tedavisi mümkün olacak arkadaşların dahi üzerine gaz sıktı. TTB’nin raporuna göre yaklaşık 10 arkadaşın gaz atımından dolayı yaşamını yitirdi. Ben bu ülkenin vatandaşı olarak utanç duyduğumu altını çizerek kalın kalın söylüyorum. O bomba bizi zaten öldürdü gaz bombası bir kez daha bizi öldürdü. DAİŞ’in yarım bıraktığı işi tamamladılar” şeklinde konuştu.

VEYSEL’İN HİKAYESİ: BARIŞ ALMAYA GELDİK

Karakurt’un yarasına rağmen en büyük acısı küçük Veysel’in kaybı. Ailece tanıdığı gidip geldikleri Veysel’i patlamadan hemen görmüş Karakurt. Onun boynuna sarıldığını anlatırken, gözyaşlarını tutamayan Karakurt, Veysel’in hikayesine ilişkin de şunları anlattı: “Veysel Atılgan’ın hikayesini herkes bilmiyor. Sabah babası garda anlattı. Bir gün önce hem annesinin hem babasının anahtarını saklıyor ve beni sabah barış mitingine götüreceksin diyor. Babası itiraz ediyor. Polis gaz atar saldırı olur falan, seninle koşamam diyor. Babası kalkıyor kahvaltı ediyor bakıyorlar kapı kilitli ve anahtarlar yok. Veysel gülüyor anahtarı vermiyor. Ya bende geleceğim ya anahtarları vermem diyor. Babası Veysel’i getirmemekte ısrar ediyor ama daha fazla da Veysel’in ısrarına dayanamıyor. O gün erkenden gittim baktım baba oğul karşıdan geliyorlar. Ben de kucağımı açtım geldi boynuma sarıldı. Veysel hayırdır sabah sabah ne işiniz var garda dedim. ‘Nazım amca barış almaya geldik’ dedi. Ben de espriyle ne barışı, barış size mi kalmış dedim, Veysel ‘Evet barış bize kalmış’ dedi. Veysel’in kaldığı yerden devam etmemiz gerekiyor.”

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız