PAYLAŞ

Miladi 10 Ekim 680 tarihinde Kerbela çölünde İmam Hüsyin Yezit ordusuna karşı meydana çıktı ve o gün şehadete ulaştı.Aslında bu bir savaş değildi.Çembere alınan bir avuç insana teslimiyet,yada ölümü dayatmaktı. İmam Hüseyin teslimiyeti değil,çarpışarak ölümü seçti.Kerbelanın kanlı vahşetinde çoğu imam Hüseyinin ailesinden olan toplam 72 kişi katledildi. Geride kalan kadınlara insanlık dışı uygulamalar yapıldı.Kerbela katliamı ve vahşeti gerek Hüseyin taraftarlarınca,gerek ise bölgedeki diğer Yezit yönetimi mağdurları ve mazlumlar tarafından içselleştirilerek farklı matem uygulamaları ile günümüze kadar taşınmıştır.Bu katliyamın her yıldönümünde yas tutulup çeşitli anmalar yapılmaktadır.Özellikle Şii ler her yıl dönümünde mersiyeler eşliğinde acılarını dile getiren törenler yapıp zencirler ile kendilerini döverek, acı çekmektedir.

Ancak Alevi topluluklar,daha farklı bir uygulama ile Kerbela anmasında 12 gün oruç tutarak ,daha sonra da bir Aşure töreni ile Yol’un devam etmesi ve soyun sürmesine dair bir şükran lokması pişirip dağıtırlar.Bu Aşure töreninin tarihsel arka planı ve kadim kültürlerden akıp gelen anlam ve açıklamalarını bir yana bırakıp sadece Kerbelada imam hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin’in sağ kurtulması ,tarihteki 2. Nuh olayı olarak,ehlibeyt taraftarlarınca şükran ile karşılanmıştır.

Daha önce belirttiğim gibi, kerbela ve Aşure ile ilgili farklı inanç gruplarının, uygulamaları farklıdır.Denilebilinir ki en ciddi ve kapsamlı anmayı alevi topluluklar yapmaktadır.Belkide binlerce katliyamdaki acı ve ızdıraplarını bu olayda birleştirmişlerdir.Zaman ile dil ve tavır tekleşse de,dua ve gönüllerde tüm mazlumların acıları dile gelir.Tüm zalimlere lanet okunur.Bu playın özgün olarak öne çıkması ve merkeze oturması, safeviler dönemi merkezi otoritesinin devlet politikaları ile toplumsal yaygınlık kazanmıştır.

Dolayısı ile Şii ve Ehlibeyt ile bağ kuran tüm topluluklar kerbelayı inançlarında özel bir yere taşımışlardır.Zaman ile aşurenin kadimden gelen asıl nedenleri ,daha gerilere veya arka plana düşmüştür.Şimdilerde bu sorgulama giderek yaygınlaşmakta ve asli anlamına doğru bir bilgi ve bilinç oluşmaktadır.Öyle veya böyle 10 ekim 680 de İmam Hüseyine yapılan zulmü bin kere lanetliyoruz.O tarihten bu güne 1337 yıl geçti. Lanetimiz eksilmedi.Hizmetlerimiz hiç kesilmedi.Dualarımız onları hep yaşamın için de canlı tuttu.

Kerbela Şehitlerini bir kez daha anarak ,10 ekim Ankara’GAR katliyamında yitirdiğimiz 102 Can’ın anmasına geçelim.Evet 10 Ekim 2015 yani kerbeladan 1335 yıl sonra ,değişen bir şey yok.Madurlar ve mazlumlar aynı taraf ,Zalimler kerbeladaki gibi aynı taraf.Bu tarihin tekerrürümü yoksa,devlet ve iktidar gücünü elinde tutanların avantajı mı?

Evet iktidar otoritedir.Otorite güçdür.Yani güç devlet düzenidir.Nasıl kullanılacağından bağımsız,etkili bir mekanizmadır.Şu an zalimlerin elindedir.Onların çıkarlarını korumak için vardır.Yani 1335 yıl sonra taraflar değişmemiş ise,bu devlet gücünün hep,yezit zihniyrtinin elinde olmasındadır.Bu mekanizmayı onların elinden almadan da bu katliyamların sonu kesilmeyecek gibidir.Bu gerçeğe 1337 yıl önce ,Kerbelada çaresiz savaş meydanına çıkan ve bir kaç saat sonra öleceğini bilerek savaşan İmam Hüseyinin şu sözleri çok anlamlıdır.

’’Zalimlerin hükmü altındaki toprakların neresinde yaşarsanız yaşayın, ezilenlerin,mazlumların birliği oluşmadıkça mukadderat değişmez…Kerbela Mazlumla Zalimin kavgasıdır.Zalimlerin dünyası var oldukça, bu kavga devam edecektir.

Kerbela da açılan yara, mazlumların yarasıdır.Akan kan mazlumların kanıdır.Bundan böyle zalimlerin açacağı yaralar benim yaramdır. Akacak kan benim kanımdır.Benim kanım ile mazlumların (ezilenlerin) kanının,benim yaram ile onların yarasının arsında fark

görülmeye…Şartları ve bedeli ne olursa olsun,hiç bir zaman ve hiç bir yerde zalimlerin dünyasına biat etmeyeceğim.’’

İşte belki de bu değerlerdir, Aleviler ile İmam Hüseyini tarihsel olarak buluşturdu ve onu yüzyılların zaman tünelinden,kendi inancına taşıdı.Ama demek ki bu katliam politikalarından kurtulma ve korunmanın temeli ,bu devlet düzeninin bu güçlerin elinden alınmasını gerektiriyor.

Şimdi belki Ankara Gar katliyamının 102 şehidini çok daha geniş bir toplumsal yaygınlıkta anmak,onlar için törenler yapmak bu katliyamı da toplumsal hafızamıyda daha canlı kalmasını sağlayacaktır.Yani 1337 yıl önceki kerbela katliyamının 72 şehidi için hala yas tutup,2 yıl önceki Ankara Gar katliyamının 102 şehidini unutursak, yaptığımızın anlamı ,Zalim ile mazlumun mücadele vesilesi olmaktan çıkar,sıradan bir dinsel ezbere oturmuş şuursuz bir ritüele dönüşmüş olur.Halbu ki ,imam hüseyinin seslenişi ve serzenişi din için değil,hak mücadelesinin canlı tutulması ve toplumsal birliğin oluşturulmsının mesajıdır.

Ankara Gar katliyamının kurbanlarının anılmasına dahi izin vermeyen bu iktidarı değiştirmedikçe,mazlunların kanı akmaya devam edecektir.

Tek çare mazlumların birliğidir. Ama ne yazıktır ki,zalimler birlik,mazlumlar dağınıktır.

Mücadele umudun,Umut yaşamın gayesidir.Geleceğe dair Umutlarımız hasıl olsun.

Kürdistan referandumu

Kerkük

Musul

İdlip

Afrin, derken cephe üstüne cephe açan bu iktidarın da çemberi daralıyor.

Yorumunuzu yazınız