PAYLAŞ

Arap takvimine göre 10 Muharrem; Ortadoğu halklarına 680 yılını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla “Kerbelâ ve İmam Hüseyin“ akla gelmektedir. O gün; “Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenlerin zalimliğidir” diyen İmam Ali’nin sevgili oğlu, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in biriçik torunu Hüseyin’in (626-680), Kerbelâ’da soydaşları tarafından, ve hem de kundaktaki bebeğiyle birlikte katledildiği gündür! Kerbelâ, Bağdat’ın 100 Km uzaklığında ve Fırat nehirinin güneybatısında yer almaktadır. İmam Ali döneminde, Fırat‘a olan yakınlığından dolayı bu şehire; “Şat-ül Fırat”da denilmekteydi.

Muaviye oğlu Yezid, Şam’daki “ak/beyaz saray” anlamına gelen “kasr-ı beyza” sarayında ihtişam içinde yaşarken, dönemin Müslüman ordusu onun için İmam Hüseyin’e kılıç çalmaya, Kerbelâ çölüne gidiyorlardı. İmam Hüseyin direniş sonucunda katledilmiş ve başı, gözdesinden ayrılmış, altın tepisi içinde Şam’a, “aksaraya”, Yezid’e götürülmüştü. O dönemde yaşanan bu süreçler sadece İslam aleminin bölünmesine değil, aynı zamanda bireyler, devletler ve toplumlararası haklı-haksız (hak-nahak), yanlış-doğru, mazlum-zalim ayırımlarınının inançsal bazda sosoyal, kültürel ve hatta ekonomik alanlardaki yeniden yapılanmasına vesile olmuştur.
Kürdistan ve Anadolu’da; 1071’den beri devletleşen Selçuklular, Osmanlılar ve en son Türkiye Cumhurriyeti devleti, bu toprakların mazlum halklarını hep haksız, yanlış ve zalim politikalarla yönetmişlerdir. Hiç kuşku yok ki bu çizgi, Muaviye’nin, Yezid’in Emevi devletinin politik çizgisidir.

Ankara, 1923’den beri Türkiye Cumhurriyeti devletinin başkentidir. Ankara, Ankara olalı belkide tarihinde ilk defa 10 Ekim 2015 gününde, Kerbelâ oldu. Bundan böyle başkent Ankara yerine, “Başkent Kerbelâ“ dense yeridir! Çünkü orada barış için biraraya gelen eli silahsız, mazlum insanlar, acımasızca toplu halde katledildiler. Katledilenlerin bedenleri parçalanmış, tıpkı Kerbelâ’daki Hüseyin’in bedenini andırmaktaydı. Mazlum her yerde mazlum, zalim ise her yerde yine zalimdir! Aslında Cumhurriyetin; kuruluşundan beri Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, devrimci-demokratik güçlere olan düşmanlığı, bilinen bir gerçekliktir. Bu güçleri, baskı ve zorba altında tutarak saltanatlarını sürdürmek için her türlü yola başvuran siyasilerin bozulmuş kimyaları, yakın tarihimizde daha da net bir şekilde bilinmektedir.
Son 20-30 yılda, devletin yetkisiz sahipleri tarafından düşman görülen bu güçlerin çekmediği acılar kalmamıştır. Bilindiği gibi; 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, saltanatları sarsılmaya başlayınca, Emevi zihniyetine rücû ettiler. Aslında bütün dünya bunların ne yaptıklarını, ne yapmak istediklerini çok iyi biliyor!
Yurtdışındaki başta sendikalar olmak üzere devrimci-demokrat şahsiyetler yayınladıkları tâziye mesajlarıyla aynı noktayı hatırlatıyorlar! Buna göre Ankara’da patlatılan bombanın sahibi olarak devlet yetkililerini, dahası Erdoğan’ı işaret ediyorlar. Yaklaşık 9 ay önce ABD de, katledilen üç Müslüman genci için Erdoğan, başkan Obama’ya, ABD dişişleri bakanına seslenmiş ve “sorumluların yakalanmaması durumunda devlet yetkililerinin bundan sorumlu tutulacağını“ belirtmişti. O zaman Erdoğan’a sormazlar mı; Roboskî‘den başlayarak Suruç, Diyarbakır, Ankara toplu katliamlarının başbakanı ve Cumhurbaşkanı kimdir? ABD‘de üç genç öldürülürken, bu süreçte Türkiye’de kaç yüz insan katledildi? Kaç yüz insan hapislere atıldı ve yerlerinden-yurtlarından edildi?
Bu ve benzeri soruların cevabını veremeyenlerin, hiç kimseden hesap sorma lüksü olamaz! Seyid Rıza, 38 Dersim Soykırımı davasında, “Biz sanmıştık ki; bu kafirler bizi toplamışlar Kerbelâ’ya götürüyorlar, meğer Kerbelâ’yı buraya getirmişler!” derken, gerçekten de, o yıllarda Dersim’i adete büyük bir Kerbelâ’ya çevirmişlerdi. Yıl 2015, aynı zihniyet, aynı Kerbelâ’yı bu defa da başkentkleri Ankara’ya getirdiler! Katledilenler ise hep Hüseyinler, Mazlumlar ve barış sevdalısı güzel insanlar! Her ne olursa olsun, unutulmaması gereken bir şey var, o da; Bin kere mazlum olmak, bir kere zalim olmaktan iyidir!

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız