PAYLAŞ

Türk siyasetinin kendisine özgü boyutları vardır. Bunlardan birisi de başka ülkelerde olduğundan daha sık sözde ‘yeni ‘partilerin kurulmasıdır. Her yeni parti bir umut gibi sunularak toplumun
beklentiler istismar edilerek, toplumsal tepkiler kontrol altına alınırlar.

Aslında egemenlerin dünyasında yaşanan bir dizi gelişmenin sonucunda ortaya çıkan ‘sözde‘ yeni partilerin hiç birisi, kelimenin gerçek anlamıyla yeni değildirler. Hepsi, bir diğerinin biraz farklılşamış benzeridir. Egemenler arasındaki rant, statü ve çıkar çelişkileri, bu tür ayrışmalara ve her ayrılma da bazen değişik siyasal partilerin oluşmasına yol açmaktadır. Söz konusu olan budur.

Yeni partilerin ortaya çıkması, egemenler cephesinden de bazı sorunların yaşandığının ifadesi ve göstergesidir, aynı zamanda. Kendi iç çelişki ve çatışmaları bazen uç noktada seyretmekte, bu da ayrışmalara yol açabilmektedir.

AKP’nin Türk siyasetine ve devletine hakim olmasıyla birlikte, egemenler arasındaki ilişki ve çelişkiler, AKP’nin ve Erdoğan’ın ihtiyaçlarına göre yeniden şekillenerek devam etmektedir. Erdoğan’ın hem devleti hem de toplumun sosyal dokusunu yeniden yapılandırılmaya çalışması, bu çelişkilerin içeriğini ve biçimini belirlemektedir. Bu değişim sürecinde, etkisi ve gücü azalan ile etkisini ve gücünü artırmak isteyenler arasındaki çelişkiler, egemenlerin pozisyonlarını ve politikalarını belirleyen en önemli olgulardır.

Erdoğan’ın 15 yıldır sürdürdüğü politikaların sonucunda, toplumsal kesimlerin sosyo- ekonomik konumlarında yaşanan bu değişimler, siyasal alana yeterince yansımamış/ Erdoğan diktatörlüğünün zülmünden dolayı yansıtılamamıştır. Buna rağmen sosyal hayatın akışı durdurulamadığı için siyasetin tezahürleri de bir biçimde kendisini ifade etme olanaklarını yaratmakta, sosyo- politik hayat kendi mecraını, kendisi oluşturmaktadır.

Bir yanda toplumsal hayatın bu akışı devam ederken diğer yandan da Erdoğan, elindeki devlet gücünün de verdiği rahatlıkla yani sosyo- politik hayatı biçimlendirmeye, yeniden kurgulamaya çalışmakta ve bunun için her yolu denemektedir. Erdoğan‘ın baskıcı ve tekçi politikalarının ve daha çok ikitidarın nimetlerini tek başına sahiplenmeye çalışmasının yarattığı gerilim, egemenlerin diğer partilerinden de çatışmaların yaşanmasına yol açmıştır. Bu ve elbette daha başka nedenlerle MHP‘ nin içinden de tartışmaların yaşanması doğaldı.

M. Akşener ve ekibinin parti kurması yaşanan bu sürecin bir yan sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sürecin yaşandığı dönemde Erdogan’ın iktidarı sarsılmış, destek aramaktaydı. Devlet
Bahçeli’nin de parti içinde iktidarı tehlikeye girmiş onunda desteğe ihtiyacı bulunmaktaydı.

Erdoğan‘ın ve Bahçeli‘nin tek başlarına iktidarlarını sürdürememeleri, onların birbirlerine yakınlaşmalarına ve ittifak içine girmelerine yol açmıştır. Bu ittifak, Erdoğan‘ın iktidarını
devam ettirmesinin karşılığında Bahçeli‘nin de sarsılan genel başkanlık tahtının korunması koşulları üzerinde oluşmuştur. Böylece halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesine karşı, Erdoğan’ın ırkçılığı ve gericiliği, D. Bahçeli’nin ırkçılığı ve gericiliğiyle birleşmiş oldu.

D. Bahçeli‘ye muhalefet eden çevreler, Erdoğan/Bahçeli ittifakına itiraz ettiler. MHP’yi kongreye götürmeye, kongrede Bahçeliyi devirmeye çalıştılar. D. Bahçeli‘ye muhalefet edenlerin bu
girişimleri Erdoğan‘ın Bahçeli lehine devletin gücünü devreye sokmamasyla engellendi. Hatta bu muhalefet neredeyse FETÖ‘cü ilan edilerek tutuklanabilecekleri bile basına yansıdı. Fakat nihayetide M. Akşener‘in parti kurmasından daha somut olarak söz edlir oldu. Basına yansıdığına göre bu partinin eli kulağında.

Bu gelişmeyi konu etmemizin nedeni şu. Akşner ve beraberindekilerin MHP‘den ayrılarak ayrı bir parti kurmaları, hele de bu partinin Erdoğan ve Bahçeli’ye karşı bir parti gibi sunulması, Erdoğan diktatörlüğüne karşı can bedeli mücadele eden halkların cephesinden de tartışma konusu olmaktadır.

Bu tartışmalarda daha çok M. Akşener’in, Erdoğan ve Bahçeli‘ye karşı olması öne çıkartılmaktadır. Buradan da Erdoğan‘ın faşist diktatörlüğünün yıkılmasını M. Akşener‘in partisinden bekleyen
yaklaşımlar gelişmektedir.

Sorun da tam bu noktadadır. M. Akşener’in partisinin seçimlerde MHP’nin oylarını böleceği, hatta AKP seçmeninden oy alabileceği, Erdoğan diktatörlüğünün de bu yolla yıkılabileceği gibi hesaplar, yanlıştır, zararlı ve yanıltıcıdır. Birincisi, Erdoğan seçimlerde kendisinin kazanacağı şekilde bir sistem kurmuş, gerektiğinde çalarak iktidarda kalabilmeyi hesaba katmıştır. İkincisi de M. Akşener hiç bir zaman Erdoğan/Bahçeli ikilisinin karşıtı değildir, sorunlarını aralarında çözecek kadar birbirlerine yakındır, birbirlerinin derdine ortaktırlar. Al birini vur ötekine.

Dolayısıyla Erdoğan/Bahçeli ittifakıyla ayakta duran faşist diktatörlüğü yıkacak olan M. Akşener ve ekibi değildir. Böyle bir düşünce doğru değildir ve bu düşüncenin hayat bulması hiç bir biçimde mümkün olamaz. Erdoğan/Bahçeli faşizmini, başka bir faşist kliğin yıkmasını beklemek, böyle bir umut beslemek en başında hata yapmak demektir.

Çünkü M. Akşener ve ekibi ile Erdoğan‘a ve Bahçeli‘ye arasındaki çelişti demokratik bir içerik taşımamaktadır. M. Akşener ve ekibi, Erdoğan/Bahçeli kilğine, Kürt halkı başta olmak üzere halkara daha çok saldırmadığı, daha barbar, daha katı ve daha vahşi ırkçılık yapmadığı için karşı çıkmaktadırlar. Bu ekip iktidarda kendilerine daha az pay verildiği için Erdoğan‘a ve Bahçeli‘ye tepki göstermektedir. M. Akşener ve ekibi, Kürt halkının, Alevilerin ve bütün demokrasi güçlerinin eli kanlı düşmanıdırlar. Bunların hiç birisinin ne geçmişlerinde ve ne de bugün savundukları görüşlerinden halkların çıkarına olan en küçük bir belirleme söz konusu değildir. Bunlar Erdoğan‘ın daha çok koltuk değneği olamadıkları, daha çok rant elde
edemedikleri için muhalefet ediyorlar. Yarın imkanları olduğunda Erdoğan‘ı veya iktidarda olan faşist kliği en çok destekleyecek olan bunlar olacaktır. Sadece Erdoğan’ın faşist diktatörlüğüne muhalefet etmek, tek başına demokrat olmak için yeterli olmuyor. Demokrasi cephesinde Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadele etmek gerekmektedir, demokrat olabilmek için.

Demokrasi güçlerinin, Kürt halkının ve Alevi toplumunun, ‘faşistlerden faşist beğenmesi‘, bir faşist kliğe karşı, başka bir faşist klikten medet umması hiç ama hiç doğru değildir. Üstelik bunu gerektiren hiçbir neden yokken, böyle bir beklenti kabul edilemez.

Özgürlük, demokrasi güçlerinin, Kürtlerin, Alevilerin ve tüm ezilenlerin kendi ellerindedir. Demokrasi güçleri kendi özgüçlerine güvenerek mücadeleye kilitlenmiş bulunuyorlar. Bu gerçeği görmek ve buna güvenmek esas olmalıdır. Tarihin en büyük, en özgürlükçü ve en demokratik kazanımlarının elde edebileceği bir momentte geçilmektedir. O nedenle bu tarihi an, başka güçlerden umulan beklentilere feda edilemeyecek kadar değerlidir. Bugüne kadar nasıl kazanıldıysa bundan sonrasının da aynı şekilde kazanılacağından kuşku duymak, büyük haksızlıktır. Bu süreç, ödenmiş büyük bedellerin karşılığı olan büyük kazanımlara gebedir ve bu büyük değerler gerçekleşecektir. Ancak bu kazanımların, faşistler arası farklılıklara bel bağlanarak değil, başta Kürt halkı olmak üzere bütün demokrasi güçlerinin büyük emekleri ve yüksek özverileriyle elde edilecektir.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız