PAYLAŞ

2012 yılında İstanbul Bağcılar’da “3.Uluslararası Nakibu’l Eşraf Seyyidler-Şerifler Buluşması” başlığı altında bir toplantı gerçekleştirildi. Bu, 2009 ve 2011 yıllarında Diyarbakır’da yapılanların devamıydı. Buluşma vesilesiyle gazetelerde üç katılımcıdan alıntı yapılmıştı. Onlardan Dünya Ehl-iBeyt Vakfı Başkanı Fermani Altun’a göre İslam coğrafyasında yaşanan olumsuzlukların nedeni Ehli Beyt’ten uzaklaşılmış olunmasıydı: “Bugün dünyadaki katliamların ve İslam dünyasında yaşanan olayların meydana gelmesinin en büyük sebebi İslam dünyasının Ehl-i Beyt ışığından uzaklaşmasıdır.” Geylaniler derneği başkanı Seyyid Harun Geylani de benzer fikirler ifade etmekteydi: “Geçmişten günümüze seyyit ve şerifler hürmet ve saygıyla karşılanıyor. Onlar toplumda huzurun ve barışın teminatıdır. Bugün de yine aynı şekilde toplumun huzuru ve barışı için onlara fırsat verilmelidir.” Toplantıya katılan bir diğer konuşmacı ise Bırifkan ailesi adına takdim edilen Seyyid Vahidüddin Bırifkani’ydi: “Şayet insanlık kurtulmak istiyorsa, Kur’an-ı Kerim’e ve Habibullah’ın sünnetine sahip çıkmalıdır. Bu sadece Müslümanlara değil dünya barışına katkıda bulunacaktır.” (https://www.haberler.com/fermani-altun-islam-dunyasindaki-olumsuzluklarin- 3959137-haberi/)

Gazete haberlerine göre buluşmaya ilgi beklentinin altındaydı. Muhtemelen bu yüzden devamı gelmedi; en azından sonraki yıllar, takip edebildiğim kadarıyla, haber konusu olmadı. Yine de bu toplantıya katılanlardan aklımda kalan Bırifkani ismi, bu yılın başlarında raflarda gördüğüm “Bırifkan Seyyidleri” başlıklı kitaba ilgimin yönelmesine vesile oldu. Seyitlik meselesinin Orta Doğu açısından önemli konulardan biri olduğunu belirtmeme gerek yok. Ben, bu yaygın olgunun daha çok Aleviler halkasını tanımaya çalıştım. Kolay bir mesele değildir ve henüz cevaplanmamış epey bir soru bizi beklemektedir. Alevi seyitlerine dair yöneltilebilecek soruların cevaplarının bir bölümü bu inanç dahilinde yapılacak araştırmalara bağlı; fakat diğer bölümü için de muhakkak ki, ötesine bakmak gerekecektir. İster Sünni, Şii, Alevi veya herhangi bir tarikata bağlı olsun, bütün seyitler soylarını peygamberin torunu Hz. Hüseyin’den gelen İmamlardan birisine bağlarlar. Bir bölümünün elinde bunu destekleyen ve farklı zamanlarda değişik merciler tarafından onaylanmış şecereler bulunmaktadır.

Onların tümünün gerçektende peygamberin ailesinden (Ehl-i Beyt) olup olmadıkları tartışması bir kenera, Alevi seyitleri ile Sünni ve Şii dünyasında varolan seyitlerin akrabalık derecelerini sorgulamak da bir o kadar gereklidir. Her ne kadar onlar aynı geçmişi benzer kavramlarla sahipleniyor olsalar da, çok farklı yapılarla karşı karşıya olmamız, bu soruyu sormamıza neden
olmaktadır.

Seyit ailelerine mensup kişilerin kendi soyağaçlarına yönelik ilgiye değer bir merakları vardır. Dönem dönem bunun ifadesi olarak farklı kitap çalışmalarıyla karşılaşmak mümkündür. Seyyid Mahmut Bırifkani’nin “Bırifkan Seyyidleri” isimli eseri de bunlardan birisidir. Bırifkaniler hakkında epey bilgi içeren bu çalışma, bin yıla aşkın bir zaman dilimi içinde ailenin soyağacına dahil kuşakları sıralamakla yetinmemiş, aynı zamanda bu uzun tarih boyunca yaşanan göçler, oluşan kollar ve farklı eğilimler ve şahsiyetler hakkında da ilginç bilgiler aktarır.

Bırifkaniler soylarını 10. İmam Nakî-i Hâdî’ye (ö. 868) bağlarlar. Bağdat’ın küzeyinde Samara şehrinde ikamet eden aile, 11. yüzyılda Selçuklu istilası sonrası İran’ın Hemedan şehrine yerleşir. Ailenin bundan sonraki durakları 13 yüzyılın sonlarında Bitlis-Ahlat ve 16. yüzyılda Osmanlı-Safavi savaşlarından dolayıda Duhok’a bağlı Bırifkan köyü olmuştur. İkamet ettikleri yerlerden esinlenerek sırasıyla Hemedani, Ahlati ve Bırifkani “soy” isimlerini almışlar. Ailenin önemli alt kolları Hemedan’dan itibaren Kürt ortamında yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Son yüzyıllarda onlar, Kadiri tarikatının temsilcileri olarak tanınmaktalar. Kadirilik Kürtler arasında olduğu kadar İslam coğrafyasında da yaygın tarikatlardan birisidir. Tarikatın kurucusu olarak Hanbeli okuluna mensup Abdülkadir Geylani (ö. 1160) kabul edilir fakat, Kadiri ismiyle anılacak ilk oluşumlara 14. yüzyıldan önce rastlanmaz. Kürt toplumunda 17. yüzyıldan sonra gelişen Kadirilik, 19. yüzyılın başlarından itibaren yerini önemli ölçüde Nakşibendi tarikatına bırakmıştır. Kürtler’de Kadirilik büyük çapta Berzenci ve Talabani aileleri güdümünde şekil almıştır. Berzenciler soylarını 7. İmam Musa Kazım’a bağlarlarken, Talabaniler seyit kökenli değildirler. Berzencilerin Kadiri tarikatına geçmeleri çok da uzak olmayan bir dönemde gerçekleşmiştir. Ailenin atalarından Ali Hemedani’nin oğulları İsa ve Musa, Hemedan şehrini 14. yüzyılın sonlarında terkedip Berzenci bölgesine yerleşmişlerse de, onların torunlarının Kadiri tarikatına dahil olmaları 17. yüzyılda yaşamış Baba Resul Gewra döneminden sonra olmuştur. Kürt Kadiriliği, kalıtsal özelliği ve kimi zikr pratikleriyle (kendini kesmek, kızgın demir yalamak, cam yemek, zehir içmek gibi) diğer Kadiri topluluklarından ayrılmaktadır. Onlarda zikr merasimleri esnasında icra edilen ritüellerin de Rifaiye etkisinden kaynaklandığı belirtilmektedir. (Bkz. Martin van Bruinessen, “The Qadiriyya in Kurdistan and the lineages of Qadiri shaykhs in Kurdistan”, Martin van Bruinessen, Mullas, Sufis, and Heretics: The Role of Religion in Kurdish Society, İstanbul: Isis Press, 2000) Kürt Kadiriliği çalışmalarında Berzenciler ve Talabaniler öne çıkmıştır. Bu yüzden, bu iki aile ile karşılaştırıldığında etki alanı daha sınırlı olan Bırifkaniler şimdiye kadar ilgi konusu olmamıştır. Bırifkan Seyyidleri adlı çalışma bu açıdan da önemli bir eksikliği gidermektedir. Mahmut Bırifkani’nin aktardıklarından anlaşıldığı kadarıyla ailenin geçmişinde Rifai dışında Sühreverdi, Halveti ve Nakşibendi tarikatına dahil olmuş kişiler vardır. Farklı dinsel eğilimlerin seyit aileleri üzerindeki etkisini göstermesi açısından onun ataları arasında saydığı iki kişiye biraz daha yer vermek gerekmektedir. İlki, Yusuf Hemedani’dir (ö. 1140). Yazar, övgüler dizdiği bu atası için Yesevilik ve Nakşibendiliğin “kolbaşıdır” der (s. 73). Ahmet Yesevi (ö. 1166) Buhara’da Yusuf Hemedani’den eğitim almıştır. Yesevilik sonradan Bektaşilik üzerinden Anadolu’da hatırlanan kurucu bir isime dönüşecektir. Nakşibendilik ise, 19. yüzyılda Suleymaniye’li Halit aracılığıyla radikal bir form alacaktır. Bu birbirinden uzak iki tarikatın silsilelerinde aynı isimle karşılaşıyor
olmamız kenera itilecek gibi değildir.

Mahmut Bırifkani’nin ataları arasında gösterdiği ve Aleviler için -en azından 20. yüzyılda- önem kazanmış ikinci bir isim daha vardır. O da 1405 yılında vefat etmiş Seyyid Hüseyin Ahlati’dir.

Timurlenk istilasından dolayı Mısır’a göçeden bu kişi, Bırifkani’ye göre önemli bir tasavvufçu, feylosof ve batıni ilimlerin alimiydi (s. 103-7). Onun bu yazıya dahil edilmesinin sebebi, 15. yüzyılın başlarında Batı Anadolu ve Trakya’da ciddi bir isyanı örgütlemiş Şeyh Bedreddin’in hocası olmasıdır. Gerçektende Bedreddin’in isyankar bir lidere dönüşmesinde Ahlatlı Seyyid Hüseyin önemli bir isimdir. Bedreddin, eğitimi için gittiği Kahire’de onunla tanşacak ve muridi olacaktır. Ahlati’nin istemi üzerine Hurufilerin etkisinde olan Tebriz’e bir yolculuk yaptıktan sonra, murşidi tarafından halife olarak ilan edilecektir. Michel Balivet (Şeyh Bedrettin Tasavvuf ve İsyan, İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 2000, s. 50-4), Hüseyin Ahlati için esrarengiz, ermiş, alim, usta bir hekim ve rafizi yakıştırmalarının yapıldığını belirtmektedir. Kadiri ve Alevi seyitleri arasında dikkatleri çeken başka ortaklaşmalar da vardır. Mahmud Bırifkani’nin kitabında oldukça öne çıkan Ehl-i Beyt ilgisi ve sevgisi Alevi seyitlerinkinden farklı değildir. Yazar aile fertlerinden bazılarının Bektaşiliğe uzanan yolunu rahatlıkla anlatmaktadır. Kadiriliğin kalıtsal bir örgütlenme üzerinden şekil almış olması da bir o kadar önemlidir. Nakşibendiliğin aksine Kadirilik’te belirgin bu olgu, Alevi seyitlerin örgütlenmesini de belirlemiştir.

Yine bu tarikatın ataları içinde karşılaştığımız Uryan Baba, Baba Resul Gewra, Seyyid Baba Mansur Ahlati gibi isimler de, isim bazında bile olsa, ister istemez Dersim’li kimi seyitleri
anımsatmaktadır. Bu arada, 20. yüzyılın başlarında bölgede bulunmuş C.J. Edmonds (Kurds, Turks and Arabs, London: Oxford University Press, 1957, s. 184), Berzenci atalarından olan İsa ve Musa isimlerinin Ehl-i Haq inancının kurucularının şeceresinde de geçtiğini belirtir ki, bu da dolaylı da olsa Alevilik açısından önemlidir. Ayrıca, Kadirilerin zikr uygulamaları ile geçmiş zamanlarda keramet sahibi Dersimli pirler ve dervişlerin uygulamaları arasında benzerlikler de dikkat çekmektedir. Son olarak, Dersim-Pertek’te varolan Sünni Kürt topluluğun 1970’li yıllara kadar Kadiri Babalarına tabi olması da önemli bir detaydır; çünkü, komşu bölgeler, Elazığ ve Bingöl, 19. yüzyıldan itibaren Nakşibendiliğe dahil olmuşlardı. (Bkz. Ahmet Kerim Gültekin, Tunceli’de Sünni Olmak, İstanbul: Berfin Yaayınları, 2010)

Birçok değerli verinin yer aldığı Bırifkan Seyyidleri adlı çalışmayı okurken, aktarılan bilgilerin, Alevi seyitleri hakkında yapılan araştırmalar açısından ne ifade ettiğini sorgulamamak kaçınılmazdır. Bu tür çalışmalar bize ilk etapta, seyitlik olgusunun tek düze birkaç saptamayla geçiştirilemeyeceğini göstermektedir. Yine farklı coğrafyalara dağılmış bu aileler arasında geçişleri sağlayan şeyin yalnızca Eh-i Beyt sevgisi ve bağı olmadığı açıktır. Bu yüzden, üyelerinin değişik düşünsel/dinsel akımların etki alanına girmeleri de olağan gözükmektedir. Burada asıl ilgiyi uyandıran şey, bu kadar yoğun seyit veya ruhban tabakasının birbirine yakın mekanlarda varlıklarını sürdürebilmiş olmalarıdır. Bu durumu nasıl açıklamalıyız? Bunun yalnızca seyit olmayı gerektiren delilleri bulmakla izah edilemeyeceği kesin. Sanırım bu sorun ile meşgul olmak için yeni bir başlık açmak gerekmektedir.

(Seyyid Mahmut Bırifkani, Bırifkan Seyyidleri, Ankara: Poyraz Ofset, 2011, 356 s.)

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız