PAYLAŞ

6’sı tutuklu 20 sanıklı Cumhuriyet gazetesi davasında savunma yapan gazeteci Ahmet Şık, kendisini manşetlerine alan gazetecilere ve mahkeme heyetine seslenerek, ‘Gazetecilik faaliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değil. Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor. Böyle yargılama yapılmaz’ dedi. Tahliye talepleri reddedildi

Cumhuriyet gazetesi yönetici, yazar ve avukatları hakkında açılan davanın 2’inci duruşması Silivri’de jandarma ablukası ile başladı. Sabah saatlerinden itibaren çok sayıda gazeteci, meslek örgütü, uluslararası basın kuruluşları temsilcileri ile HDP ve CHP milletvekilleri dayanışma amacıyla yerleşkeye geldi.

Dövizlere el konuldu

Yol boyunca yapılan kontrollerde hazırlanan dövizlere el konulurken, gazetecilerin adliye önünde yapmak istediği açıklamaya ise valilik tarafından izin verilmedi. Engellemeye rağmen grup adına basın açıklamasını HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve CHP Milletvekili Barış Yarkadaş okudu. Açıklamada Cumhuriyet gazetesi davasının önemine dikkat çekilirken, “Türkiye’yi bu karanlıktan aydınlığa çıkaracak olan hakikatin ışığıdır. Bu ışık da özgür gazetecilerin ellerindedir. Halkın haber alma hakkı ve basın özgürlüğü önündeki engellere son verilsin. Gazetecilere özgürlük” denildi.

Girişte gerginlik

Açıklamanın ardından duruşma salonuna geçildi. Girişler de abluka altına alınırken, cep telefonu, bilgisayarın salona alınmayacağı açıklandı. İzleyiciler salona girebilmek için uzun sıra oluşturdu. 1000 kişilik büyük salonda görülecek duruşmaya 90 kişinin alınacağının açıklaması üzerine giriş sırasında gerginlik yaşandı.İkinci duruşmada 158 gündür ByLock kullanıcısı olduğu iddiasıyla tutuklu bulunan muhasebe servisi çalışanı Emre İper de savunmasıyla devam ediyor.

Tahliye talebi

Cumhuriyet gazetesi davasında savcının mütalaası ardından İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu söz alarak tutuklu gazetecilerin tahliyesini istedi.

‘Umarım toplumca bu büyük beladan kurtuluruz’

Ülkenin basın özgürlüğündeki sıralamasını hatırlatan Cumhuriyet Vakfı İcra Yönetim Kurulu Başkanı Akın Atalay şunları söyledi: Tutukluluğuma devam sebebim tarafıma yöneltilen yardım suçuna ilişkin kaçıp delilleri karartmama tedbiridir. Yani, yardım suçlamasına ilişkin peşin bir kanaat oluşmuştur. Hakimler Anayasa ve kanunlara uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler. Ben de hukukçuyum. Aynı dersleri okuduk. Hukuk fakültelerinde, en azından benim okuduğum dönemde hukukta vicdanın, hakkaniyet ve adaletin çok önemli kavramlar olduğu anlatılırdı. Heyetinizi tutuklulukta geçirilen süreyi dikkate alarak bir karar vermesi gerekiyor. Basın özgürlüğü konusunda en kötü ülkelerden biri olduğumuz çeşitli uluslararası örgütlerin raporlarında yer alıyor. Hepimiz adalet göçüğünün altında yaşıyoruz. Burada öyle bir dava görülüyor ki dosyayı eşeledikçe adaletsizlik fışkırdı. Ne olursa olsun adalet talebimden vazgeçmeyeceğim. Umarım toplumca bu büyük beladan sağ salim kurtuluruz.”

‘Kara leke’

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ise, “12 aya varan yayın yönetmenliğimin 10,5 ayını cezaevinde geçirdim. Cumhuriyet iddianamesinin bilirkişisi 28 yaşında, benim meslek hayatım kadar yaşı var. Hiç gazetecilik yapmamış biri manşetlerden cımbızlayarak bizi Türkiye’de adı terörle anılan herkese yardımla suçluyor. Bu dava fikir ve ifade özgürlüğünün
tarihine kara bir leke olarak geçti. Bu davayı yılsonuna kadar bitireceğiz” diye konuştu.

Karlov sukasti hatırlatması

Gazetecilik faliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değil diyen gazeteci Ahmet Şık’ın savunmasının satır başları şu şekilde: “Kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları için kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. Asla bunlar içinde olmadım, olmayacağım da. Öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da ‘meslektaşım’ demedim, demeyeceğim. Çünkü bu mesleğe hakaret olur. (Savcı Hasan Yılmaz imzasıyla mahkemeye sunulan Karlov suikastıyla ilgili dosyayı hatırlatarak) Ben hakim ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz’a meslektaşım demekten utanırdım.

Aynı ifadeyi tekrarlıyorum

Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon görüşmesi. Bununla terör örgütü yardımı suçlaması yöneltiliyor. Böyle bir suçlama yapılacaksa bunu bana yöneltmeniz gerekir. O gün bütün gün adliyedeydim. Hakim ve savcıların, meslektaşları rehin alınmışken nasıl adliyeden kaçtıklarını gördüm. O gün telefonla konuştum, gazetede de bu şekilde yer aldı. Fahrettin Kemal Yerli beni çağırdı, avukatımla odasına gittim. Gazetecilik faaliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değildir dedim ve aynı ifademi tekrarladığımı söyledim.

Ahmet’i içeride tutma planı

Cezaevine girdim, önümüze klasörler geldi. Ben örgüt propagandasından tutuklanmışken diğer arkadaşlarımın dosyasına dahil edildiğimi gördüm. Bunun da ‘Ahmet’i içeride tutma’ planı olduğunu anladım. Çünkü beni bu suçlamalarla tutuklu bırakamazlardı. Sabah’ta yeni bir haber ‘Ahmet Şık’a Şok’. Çok da şok olmuşum. Kim yazmış? Nazif Karaman. Bu daha önce de yapıldı.

Sizden biri sızdırıyor

Daha önce Yeni Şafak’ın manşetiydim. Diyor ki ‘Ahmet Şık Mihraç Ural’dan talimat aldı’. Devlet gelip bana bu adam seni öldürecek, diyor benim talimat almam mümkün mü? Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor. Böyle yargılama yapılmaz. 8 Eylül tarihli bir polis yazısı var. Ahmet Şık’a ait Twitter hesabında yapılan incelemede ‘suç delili olarak değerlendirilebilecek…’ bir olasılıktan bahsediyor. Tweetimde Mert Altıntaş hakkında FETÖ soruşturması olup olmadığını sormuşum.

Devletin yapması gerekeni yapıyorum

Kaldı ki savcı, suikasti FETÖ ve PDY yaptı diyor… O hala açık bir soruşturma, ya hukuk bilmiyor ya da ülke gündemini takip etmiyor. İran medyasından bir haber düşmüş, bunu duyurmuşum. Daha sonra bunun asparagas olduğu ortaya çıkmış, onu da duyurmuşum. Nesnel bir gazetecilik var ama savcının bu suç çıkarma gayreti var. Savcı floodumda sorular sorduğumu söylüyor. Ben gazeteciyim başka ne yapacağım? Dahası devletin yapması gerekeni yapıyorum. Kimse beni bununla FETÖ/PDY ile ilişkilendirme hadsizliğine girmesin.

Sormayalım istiyorlar

Hala diyorum, o zaman da dedim. Suikastçi Mert Altıntaş El Nusracı olabilir ya da olmayabilir ama önemli olan polis olmasıdır. Bir cihatçı polis olabiliyor. Bunu sormayayım istiyorlar ki 15 Temmuz gibi olguları tartışmayalım. Ben bir gazeteci olarak bir konuyla ilgili şüphelerimi dile getiriyorum. ‘Askeri kendi halkını katleden darbeci; polisi cihat sloganları atan suikastçi; yargısı iktidar sopası; medyası lağım ama yaşasın başkanlık’ demişim buna takmışlar. Nesi yanlış bunun? Ben böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeye de devam edeceğim. Kamuoyu kendisiyle dalga geçildiğini düşündü ‘Ahmet Şık’a cemaatçi dediler’ diye ki iddianameden düştü bu. PKK ve DHKP-C olarak geçti. E peki bu FETÖ’nün suçunu perdelemeye çalıştığı’ ifadesini ne yapacağız? Bu suçlama PKK’ye
mi DHKP-C’ye mi giriyor?”

Talepler reddedildi

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Gazeteci Ahmet Şık, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay ve Muhasebe Servisi Çalışanı Emre İper’in ve avukatların savunmalarının ardından tahliye talebinde bulunuldu.

Savcı, tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamını istedi. Mahkeme, tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. İlan Mahkeme, incelenmemiş dijital delillerin incelenmesine, Can Dündar’la İlhan Tanır’ın yakalanmasının beklenmesine hükmetti.

Duruşma 25 Eylül 15.30’da Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

Yorumunuzu yazınız