PAYLAŞ

Bundan 37 yıl önce bugün yaşandı zorba faşist darbe. Tank paletlerinin altında ezildi halkların direnişleri. Özgürlük çığlıkları, kuytu karanlık zindanlarda boğuldu. Ring araçlarında dipçiklerle ezildi toplumun bilgi ve bilinç birikimi. Gençliğin isyancı dinamizmi darağaçlarıyla teslim alınmak istendi. Dağlar, anaların, gökyüzüne yükselen feryadıyla yankılandı.

Bütün özgürlük arayıcıları dağıtılmış, hapishaneler halkların evlatlarıyla doldurulmuştu. İdam edilenler idam edilmiş, kalanlara diz çöktürme operasyonları yapılıyordu.

Buna karşılık halkların umudu olanlar, Amed’de, Mamak’ta, Sağmalcılar ve Metris zindanlarında inanç ve kararlılıkla direndiler. Faşizmin en karanlık günlerinde ve en güçlü oldukları zindanlarında başlatılan can bedeli direnişler, 12. Eylül faşizmini, o koşullarda bozguna uğratmıştır. Böylece ölümüne yaşana o şanlı direnişler, boşuna yapılmamış, karşılıksız kalmamıştır. Faşizme karşı özellikle Kürt halkının ve devrimcilerin, o günlerde ve o koşullarda başlayan direnişi, bugünlere taşınmış ve kendisini yeniden üreterek ve büyüterek devam etmektedir. 12. Eylülde, en vahşi zülmün yaşandığı Amed zindanlarında, bedenleriyle Newroz ateşini harlayanların destansı direnişi, bütün görkemiyle tarihe kaydedilmiştir.

12. Eylülden önce başlamış olan Kürt halkının özgürlük mücadelesi, zindanlarda uygulanan GESTAPO sistemiyle bastırılmak istenmiştir. Ancak özgürlük için direnişe karar vermiş olan devrimciler, bu zülmü, can bedeli bir mücadeleyle boşa çıkartmışlardır. Ancak 12. Eylül zülmüne direnen Kürt devrimcilerinin direnişi, sadece zülme karşı insani bir direnişten ibaret görülemez, görülmemelidir. Halkların yiğit evlatlarının bu direnişi çok yüce bir idealle, özgürlük aşkıyla besleniyordu. O nedenle Kürt halkının yurtsever evlatları, bir yandan 12. Eylül zülmüne karşı direnirken, diğer yandan da özgürlük
mücadelesini büyütmeye çalışıyorlardı.

Bu amaçla zülmün en çekilmez, en kuralsız olduğu, kimsenin kimseye güvenemediği, dağların en ulaşılmaz tepelerinin, ovaların en kavurucu düzlüklerinin, evlerin en koytu köşelerinin, zülmün zebanileri tarafında işgali altına alındığı koşullar yaşanıyordu. Bu koşullarda, umudun adı anılmaz, özgürlüğün rüyası bile yasaklanmışken, Kürtler, Kürt yurtseverleri, dağlarda, özgürlük mücadelesinin hazırlığı içindeydiler.

O kutsal emekler ve o değerli çabalar sonunda, ölüme terk edildiği sanılan bir halk, Kürt halkı, özgürlüğü için ayağa kalktı. Kürt halkı o günden bu güne kararlılıkla sürdürdüğü mücadeleyle, geri dönüşü olmayacak şekilde, özgürlüğün kapısını zorlayan bir noktaya gelmiş bulunmaktadır.

Bunun yanında, Türkiye halklarının kaderine yapılan bu kanlı ve canavarca müdahalenin yarattığı acılar da devam etmektedir, halen.Başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere demokrasi güçleri,
mücadeleyi sürdürürken, 12. Eylül darbesinin mirasçıları olan darbelerini güncellemektedirler.

Türk devletinin sürdürülmesi için zorunlu olan faşist darbelere Kenan Evren’le devam edilmiştir. Böylece 12. Eylülle sürdürülen darbecilik 1989 yılına kadar faşist Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olarak ‘tek adam’lığıyla varlığını korumuştur.

Türk devletinin farklı format ve araçlarla üerttiği darbeciliğin, değişmeyen en temel ve en önemli özelliği, halkların, inançların ve emeğin özgürlüğüne karşı kararlılıkla ve hiç vazgeçmeden sürdürdüğü düşmanlık olmuştur. Türk devletinin var olabilmek için sömürüye, bunun için zulüm yapmaya, kan içmeye, bu nedenle de faşizme ihtiyacı bulunmaktadır. Dolayısıyla yapısal olarak tek çareleri, darbelere başvurmaktır.

Böylece Türk devletinin yapısından olan ve tarihinin en başından beri kullanılan darebecilik, 12. Eylül rejimiyle ve daha sonraları post modern darbelerle, muhtıralarla devam etmiştir. Bu tarihsel darbecilik en son 7. Hazirandan sonra, bir kez daha ve daha somut bir biçimde güncellenmiştir. Bu süreçte yapılan katliamlarla, sürdürülen kuralsız zorbalıklarla işlevsel kılınan darbecilik, halkların özgürlük yürüyüşünü bastırmak için yeterli olamamıştır. Tam bu noktada Erdoğan faşistinin ‘allahın lütfü’ diye tanımladığı 15. Temmuz darbesi, zalimlerin ‘imdadına’ yetişmiştir. 15. Temmuz darbesiyle, faşist diktatörlük, yeniden ve farklı bir formatta 12. Eylülün daha vahşi halini uygulamaya koyarak devam etmektedir.

Aslında belirtildiği gibi, 12. Eylül faşist darbesinin zülmü, yıllar boyunca, bütün aşağılık yöntem ve şiddetiyle, devam etti. Öyle bir devam etti ki, gelen hiç bir hükümet, hiç bir yönetim, 12. Eylülle kurulmuş olan faşist çemberi kırmadı, değiştirmedi. Çünkü iş başına gelen her hükümet, varlık nedenlerinin, 12. Eylülle güncellenen faşist sisteme bağlı olduğunu çok iyi biliyorlardı. Her hükümet, 12. Eylül faşist darbeci sistemiyle devam eden darbecilik olmadan kendilerinin de olmayacağının, varlıklarını sürdüremelerinin bu sistemle mümkün olduğunun bilincindeydiler. O nedenle işbaşına gelen her hükümet, her ne kadar bazıları yalanlar söyleyerek 12. Eylül faşist rejimine karşı olduklarını söyleselerde, 12. Eylülün faşist sistemini değiştirmeyi düşünmediler. Belirtilen nedenlerden dolayı böyle bir niyet taşımaları veya bunu bir seçenek olarak düşünmeleri bile mümkün olamazdı zaten. Dolayısıyla !2. Eylülle yeniden güncellenen darbeci sistem, bunca yıldır devam edebilmiş, bu faşist darbeciliğin hesabı sorulamamıştır.

Aslında 12. Eylül faşist darbesi bir çok yönleriyle ya eksik veya yanlış tartışıldı. Bu gerçekliği yaşanmışlaıklardan tespit etmek, anlamak mümkündür. 12. Eylül, ‘münferit’, lokal bir olay gibi anlatılıp algılandı. Halbuki 12. Eylül de uygulanan faşist diktatörlük yöntemi, Türk devleti için esas yönetim biçimidir. 12. Eylül, bazılarının sandığı ve gösterdiği gibi normal akışın dışında bir ‘kırılma’ veya basit bir ‘sıradan çıkma’, ‘rutin dışı’ durum değildir. Tam tersine Türk devletinin ‘rutin hali’ faşist darbeciliktir.

Türk devletinin yüzyıllık tarihinin tamamı 12. Eylülde kullanılan yöntemlerle yaşanmış bir siyasal tarihtir . 12. Eylül, Türk devletinin temel yönetim biçimi olan faşist diktatörlük biçiminin, bugünlere ve olabilecek geleceğe kadar devam etmesi için yeniden tesis edilmiş olmasıdır. Türk devletinin siyasal yönetimi açısında, demokratik dönemler ve ortamlar, ‘sıra dışı’, ‘rutinden sapma’ durumları olmuştur.

12. Eylül darbeci sistemi, hem durum böyle olduğu için hem de faşizme karşı yeterince örgütlü ve uyanık olunmadığı için, halkların direnişiyle yıkılmadı. Yukarıdan da belirtildiği gibi, 12. Eylül rolünü oynadığı için doğrudan 12 Eylülün yapıcısı faşistlerin, görevi, benzer faşist kliklere devretmesiyle bitti.

Böyle olduğu içindir ki bugün de Kenan Evren’in faşist 12. Eylül diktatörlüğü Erdoğan’ın şahsında devam etmektedir. Erdoğan, devletin iktidarını eline almaya çalışırken, yıllar içinde teşhir olan 12. Eylül faşizmini yargılayacağını söylüyordu. Ancak ne zaman ki Erdoğan iktidarı kaybedeceğini anladı, 12. Eylülün bütün kurumlarını yeniden canlandırmaya, bütün presürdürlerini uygulamaya başladı. Bu gerçekte göstermektedir ki faşizm ve darbecilik Türk devletinin eğemenleri için bir zorunluluktur, bir tercih değildir. O nedenle bugün Türk devletini korumak için 12. Eylül faşizmini ve darbeciliği sürdürmek zorunda kalmaktadır, Erdoğan dikatatörü. Doğruya, iyiye ve güzele dair, ne kalmışsa halkların elleirnde bütün bunlar gasp edilmek isteniyor.

Tam da bunun için özellikle Kürt halkı başta olmak üzere Alevileirn ve bütün demokrasi güçlerinin yaşananlardan dersler çıkartarak gelinen noktayı iyi görmesi gerekmektedir.

İlk olarak, Kürtler ve tüm faşizmin mağduru güçler bilmelidirler ki dün, en az örgütlü ve en az güçlü olunan noktadan başlandı ve bu günlere gelindi. Dolayısıyla bugün bazı konularda istendiği gibi bir sonucun olmadığını varsayarak geleceğe karamsarlıkla bakmak doğru değildir.

İkincisi, faşizmin sürmesini engellemek açısından, tüm halkların, tüm ezilenlerin, 12. Eylülle hesaplaşması için bugünün çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Bugün, 12. Eylülle hesaplaşmanın en mümkün olduğu bir dönem yaşanmaktadır. Türk devleti kendisini geleceğe taşıma olanaklarını kaybetmiş durumdadır. Bu durumun doğru görülmesi ve ona göre davranılması gereken bir süreç yaşanmaktadır.

12. Eylül darbesinden hesap sormak, 12. Eylül faşizmini yargılamak için gün bugündür. 12. Eylül faşizmine karşı kim ne yapacaksa, kim ne yapmak istiyorsa bugün yapmalıdır. Bugün 12. Eylülle, gerçek anlamda hesaplaşmanın bütün objektif/sübjektif koşulları oluşmuş bulunmaktadır. 12. Eylül faşizminden alacağı olanların o alacağını alabileceği gün, bugündür.

Yapılması gerekenin çok fazla şey olmadığı düşünülebilinir. Ancak az olduğu sanılan bir çok işin de önemli sonuçlar yarattığını bilmenin heyecanıyla işe koyulmak gerekiyor. Dün yapıldığı gibi yapılmayabilir. Ama bugün yapılanın daha çok işe yarayacağını bilmenin şevkiyle yapılacakların yapılması gerekiyor. Biliyoruz ki bugün yaptığımız ve yapacağımız hiç bir katkı, hiç bir çaba boşa gitmeyecektir.

Türk devletinin var olabilmesinin yegane biçimi olan ve farklı formatlarla yeniden ve yeniden üretilerek sürdürülen darbeci faşist 12. Eylül sistemi, halkların mücadelesinin sonunda, duvara dayanmış, geleceğini tüketmiştir. Bugün, Erdoğan’ın sürdürdüğü 12. Eylül faşizmiyle nihai ve kökten hesaplaşmanın öngünlerindeyiz. Hiç kimseninkuşkusu olmasın ki hesaplaşmanın sonunda gerçek anlamıyla 12. Eylül faşizminin Erdoğan versiyonu, tarihin çöplüğüne atılacak, halklar özgürlük ve demokrasi halayına duracaklardır.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız