PAYLAŞ

“yaramı sarma!..
/çekilmesi gereken sancı, giresiz damla damla çekilmiştir… /
artık sabır, acıya usta bir volkandır ümraniye’de…”

Bu sözler 1996 yılında ölüm orucunda hayatını kaybeden İlginç Özkeskin için yazılmıştı Grup Yorum tarafından… Sonra 2000 ölüm oruçları geldi… Onlarca kişi ölüm orucunda hayatını kaybetti. Hep en yakınında oldum bu süreçlerin. Yanı başlarında elimin soğukluğu alınlarının sıcaklığına dokunuyordu. 96 yılında çocuktum, 2000’li yıllarda üniversiteye yeni başlamış biri…

Yıllardan bu yıllara hep tartışıldı açlık grevleri. ‘Yanlış’tı kimilerince, “devletin ekmeğine yağ sürmekti”! Ölüm çözüm değildi! Başka yollar olmalıydı! Sayfalarca yazabiliriz… Ama kimse “inandıkları dava için ölümü seçtiler”i anlayamadı! Devletin ölümden başka bir seçenek sunmadığını görmedi! F tiplerinde ‘beyaz ölüm’ü tatmak yerine kendi iradeleriyle bedenlerini açlığa yatırdıklarında ses olmak istemişlerdi. Tıpkı bugün Nuriye ve Semih gibi…

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) KHK’si ile mesleklerinden ihraç edildikten sonra Yüksel Caddesi’nde önce eyleme, ardından da açlık grevine başladılar ve 190 günü geride bıraktı Nuriye ve Semih… Onlar 14 Eylül Perşembe günü Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkacaklar, davaları başlıyor. Mahkemeye gelirler mi bilinmez ama bildiğimiz bir şey var;  “ölüm çözüm değil, ölmesinler” diyenlerin çokluğunu biliyoruz, onlar bedenlerini açlığa yatırmdan evvel her yolu denediler… Yüksel’in ortasında, Ankara’nın soğuğunda polisin tazikli suyana da maruz kaldılar, biber gazına da, joplarına da… Yerlerde sürüklendiler, işkenceye uğradılar. Tek istekleri vardı:  İşlerine geri dönmek…

Binlerin desteği vardı sosyal medyada; meydanlarda 5 kişilerdi! Acun Karadağ, Veli Saçılık, Esra Özakça… Nuriye ve Semih’in en yakınları: Anne ve babaları…  Bir de  çaresiz kalanlar ve açlık grevine başlayanlar: Küçükarmutlu’da 72 yaşında 71 gündür açlık grevinde olan Mehmet Güvel’i ve bir mekanda aşçı olarak çalışan İsmail Erdoğan… 7’den 70’e adları her yerdeydi Nuriye ve Semih’in… Devletin yasakladığı yerde inadına haykıranlar da vardı ama bu ses onların o hücrelerden kurtulmasına ve işlerine geri dönmesine yetmedi!

23 Mayıs’ta tutuklanmışlardı. Açlıklarının 75. Gününde…  Yüksel’den yükselen ses belki hiç tükenmedi ama onların bedeni sessizliğin sesi boğduğu yerde eriyordu, hapishanelerde….

Belki bu kez sessizliği sesimiz boğar ve 14 Eylül Perşembe saat 13.30’da görülecek davaya binler katılır. Çok geç olmadan ve “artık sabır, acıya usta bir volkandır Ankara’da” demeden…

Yorumunuzu yazınız