PAYLAŞ

Bu haftaki yazı konusunu bir erkek arkadaş önerdi. Dedi ki; erkekler kadınlara hep kadın sorununu, bu konuda ne yapmaları gerektiğini anlatıyorlar, buna ilişkin yazar mısın?
Güldüm. Demek erkeklerin kibri, çokbilmişliği sadece kadınları değil, kimi erkekleri de bıktırmış diye düşündüm.
Düşündüm dediysem numarayı yuttum demedim. Sonuçta bu arkadaş da ilk fırsatta hemcinsleri gibi davranmaktan geri durmuyor.
Erkeklerin erkekliklerinden vazgeçmesi, moda deyimle erkekliği öldürmesi kadınlar baskı yapmadan hayal. Çıkarları çatışan iki toplumsal gruptan bahsediyoruz sonuçta: Kadınlar ve erkekler.
Erkeklerin kadınlara verdikleri zarardan vicdanen rahatsız olmalarından dolayı kendi çıkarlarından vazgeçtiklerini kabul etmek erkekliğin oyununa gelmektir. Aldanmaktır.
Bu nedenle “Ben kadınlardan yanayım, feminist erkeğim” lafları araba kornası gibi çevre kirliliğinden öteye bir şey ifade etmiyor.
Bir dönem kimi kadınlar açısından bu numaralar yutulduysa da neyse ki şimdilerde o kadar ehemmiyeti kalmadı.
Gözlemişsinizdir, erkeklerin üzerine ahkam kesmeyi en sevdiği konu kadınların kurtuluşu? Erkekler bu konuya adeta bayılıyor. Konuşuyor da konuşuyor. Konuştukça kendi sihrine kapılıp kendinden geçiyor. Daha bu konuda bize söz düşmez deyip susan erkeğe rastlamadım. Bu kadar ahkam keserken bir saniyecik durup “Yahu bu kadar konuşuyoruz da kadınlar kimden kurtulacak” diye sormaz. Ama zaten onun da cevabı hazırdır.
Kimden kurtulacak? Sistemden. Hangi sistemden? Kapitalizm.
Kapitalizm ücretli sömürü sistemidir. Gidersin çalışırsın, çalışmanın karşılığında sana ücret ödenir. Kapitalist sistemde iş bulup ücretli sömürülmeleri milyonlarca kadın için hayal, çok azı içinse şans. Çünkü Türkiye’de ücret alarak (üstelik çok ucuza, çoğunlukta güvencesiz olarak ve erkelerden daha düşük ücretlerle) çalışabilen kadın oranı sadece dörtte bir.
Peki çoğunlukta kalan kadınlar nerede, ne yapıyor? Boş boş oturuyor mu? Yoksa buharlaştılar mı?
Erkek egemen sistem (patriarka) dediğimiz kapitalizmden ayrı bir sistem daha var ve o sistemin atölyesi, fabrikası ise ev dediğimiz “sıcak aile”. Bu “sıcak ailede” kadınların tamamı, üstelik ücret almadan, kölelik koşullarında, karın tokluğuna çalıştırılır. Beli bir çalışma saati olmadan, haftalık izin olmadan, sosyal güvencesi, emekliliği olmadan ölene dek çalıştırılır…
Kadınları evde çalıştıranlarsa erkeklerdir. Kadınların eviçindeki çalışmasından faydalananlar, onların emeğine el koyanlar erkeklerdir.
Sadece kadın emeği değil, yanı sıra kadın bedeni de erkekler tarafından eviçinde sömürülür. Çünkü kadınların bedeninin sahibi de erkeklerdir. Çocuk doğurmaktan, cinselliğe, kadının nasıl giyineceğine kadar erkekler kadın bedeni üzerinde söz sahibidir.
Zaten kadınları yönetebilmek için kadın bedenini fethetmelisiniz, ele geçirmeli, onu denetleyebilmelisinizdir. Yoksa kadınları eviçine gömüp, orda ezip sömüremezsiniz.
Erkekler sağda solda kadınları sömüren sistemdir diye gevezelik ederken işte bu gerçeğin üzerini kapatmak isterler.
Hayatı boyunca fabrika görmemiş, büroya adımını atmamış, atölyeye gitmemiş milyonlarca kadın var. Bu kadınları kim sömürüyor acaba? Koç mu? Sabacı mı? Eczacıbaşı mı? Yoksa onları evde çalıştıran kocası, babası, sevgilisi, amcası, dayısı, erkek kardeşleri mi? Kim?
Hayatı boyunca yaşadığı mahallenin, hatta yaşadığı sokağın sınırından öteye çıkamamış, evin bile dışına çıkamayan onca kadını kim sömürüyor? Çok daha önemlisi kim milyonlarca sayıda kadının işçi olup, ücret kazanıp, kendisine ait evini açmasını, kendi ayakları üzende durmasını engelliyor?
Babalar. Abiler. Kocalar. Amcalar. Dayılar. Dedeler…. Yani erkekler.
Evet kadınları bir sistem sömürüyor. Öyle bir sistem sömürüyor ki hayalet gibi. Elle tutulmaz, gözle görülmez. Erkeklerin kadınları kendi sistemlerinin sömürdüğünü gizlemesi için oluşturduğu bir eril bulut kümesi dolaşıyor kadınları sömüren sistemin göğünde.
Ama işte o bulutları dağıtıp hakikati ortaya çıkardı kadıların yüzyıllardır süren aralıksız mücadelesi. Çok doğru, kadınları bir sistem sömürüyor ve bu sitemin adı erkek egemen sistem (patriarka). Bu sistemin sömürücüleri erkekler. Sömürülenleri kadınlar.
Bu sömürü eviçinde gerçekleşiyor.
Kadının yaptığı akşam yemeğini yedikten sonra elinde kumanda koltuğa uzanırken çayın gelmesini bekleyen yüce erkek kadınları sömüren sensin.
Dışarda çalışıp eve yorgun argın gelen ve çoraplarını, kirlilerini ortalığa atan, ütülü çamaşırları giyen erkek, kadınları sen sömürüyorsun.
Dünyanın en müşfik kalbine sahip dünya tatlısı erkek, ama canım o kıyafet olmuş mu derken sen baskılıyorsun.
Bayramda seyranda, doğum günlerinde hazırlıkları kadınların üzerine yıkarak mutlu aile masalı uyduran erkek, kadınları sen sömürüyorsun.
Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır diyerek yine başarıyı erkeğe yazan emek hırsızı erkek kadınları sen sömürüyorsun.
Kumar, alkol, bankaya borçlanma, birilerine borçlanma nedeni ile çalışan kadının parasına el koyan erkek, evi ve evlilikle edinilmiş tüm malları istediği gibi yöneten, üzerine geçiren erkek kadınları sen sömürüyorsun.
Ve tüm bunlar olurken siyasi partilerde, televizyonlarda, gazete köşelerinde, internet portallarında, demokratik kurumlarda ve elbette evlerde masa başına geçip kadınlara nasıl kurtulacağına anlatan erkek işte erkek egemen sistemin ideoloğu olarak sen kadınlara ajitasyon çekiyorsun. Bu sistemin devam etmesi için çabalıyorsun. Erkeklik çıkarların için erkek egemen sömürü sistemi devam etsin istiyorsun.
Bu nedenle konu kadınlara gelince senin lafının değeri yok. Konuşmak yerine susmalısın. Bizzat kadınları dinlemelisin.
Sömüren ve ezen bir sistemin ortadan kalkmasını istiyorsan eğer ev işleri yapmaya, çocuk bakmaya, kadınlara akıl vermemeye çabalamalısın.

 

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız