PAYLAŞ

CHP’nin adalet kurultayı, içki tartışmalarının gölgesinde bitti. Muhafazakarlık ve dincileşme kosununda yarışan Türkiye’nin resmini bir kez daha gözler önüne serdi. Diyaneti İşleri Başkanlığını kurmakla, İmam Hatipleri ilk açmakla övünen CHP, bir ilke daha imza atarak “İçki içtiler” diye üyelerini partiden ihraç etti.

Çanakale’de sanki sadece içki içmeyenler yatıyormuş gibi, Mustafa Kemal’in kemiklerini sızlattı. Saygı ve saygısızlığı selefistlerin penceresinden “adalet ve kalkınma partisine” indirgedi. Kendisini bir kez daha retetti…

“Tekkemiz Meyhane Kabemiz gönül
Canan kucağını cennet biliriz
Peymaneler elde gezen gülü sümbülü
Badeden feyz alır nimet biliriz” (Tacim-î Rizê)

İçki içinler içinde artık bir adalet kurultayı toplanması gerekecek.

“Kominstler şehit olmaz ki”

Nasıl yazılır bilmem. Bir ölüm ilanı gördüğümde aklıma gelen başsağlığı mesajı “devr-i daim olsun” cümlesinden ibarettir. Kim için makbul, kabul edilir bilmem. Bildiğim bu kadardır.

Bülent Uluer ile bir kaç kere aynı mekanda bulunduk. Geçmişi, bugünü, cümleleri saygıyı hak ediyordu. Kominst bir iradeydi. Hakka uğurlanması kimi tartışmalara vesile oldu. Nasıl olmasın ki!

Yıllar önce Norveç’te iken AKP-ML (Arbeidernes Kommunistparti – marxist-leninistene)’den Per diye hitap ettiğimiz sendikacı bir dostumuz vardı. Maocu olan partinin çalışmalarını yürütürdü. Eşi Marit ise bize gönüllü Norveçce dersleri verirdi. İkinci bir anne idi.

Seksenli yılların sonuydu, Türkiye’den Maocu bir partinin bildirisi elime geçmişti. Bildiride bu dönemde kominizmin saldırı altında olduğu, kominizme sahip çıkmak için artık “devrim şehitleri ölümsüzdür” sloganı yerine “Kominist şehitler ölümsüzdür” sloganı atılması isteniyordu. Bunu Per’e söyledim. Suratıma tuhaf tuhaf baktı “Kominstler şehit olmaz ki” dedi. Bu seferde ben tuhaflamıştım…

Cenazede solcuların “Allaha” dönmüş avuçları görünce anladım ki; kendimize olan saygıyı da kaybetmişiz…

“Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez”

Doğduğumuz, büyüdüğümüz yerler malum. Ekmek temel beslenme aracımız, et ise en sevdiğimiz. Onun için et ve ekmekten vazgeçebilmek, sigarayı bırakmaktan daha zor gibi geliyor.

Lakin her “Kuban Bayramı” ortaya çıkan manzara, can havli ile sokakta koşuşan hayvanların ekrana yansıyan görüntüleri kendimi suçlu hissetmeme yetiyorda artıyor. Katillere sessiz kalan tanık gibi, suç ortaklığı ettiğimizin ruh hali içinde geçiyor lanet olasıca ….

“Can” diyip, kurdu, kuşu, börtü, böceği, taşı, ağacı, dağı, suyu kutsadığımız hikayesinin arkasında, kasaphaneye cevirdiğimiz ibadet yerlerimiz, her bayramda daha çok ikiyüzlülüğümüzü suratımıza çarpıyor…

“Gelmişiz cânânın asitanına
Sıtkıyla sarıldık dost dağmanına
Canla baş koymuşuz aşk meydanına
Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez” (İbreti)

1 YORUM

Yorumunuzu yazınız