PAYLAŞ

 Haziran Hareketi’nden ÖDP’li Alper Taş, solun görevinin toplumu “eşitlik ve özgürlük temelinde birleştirmek” olduğunu söyledi. Alper Taş’a göre sol grupların Kürt hareketi ile yaptığı ittifak ise sorunlu!

Tartışılan ittifak arayışlardan biri de, kısa süre önce kimi sol grupların bir araya gelerek oluşturduğu Haziran Hareketi oldu. Ancak Haziran Hareketi de beklenenlere tümüyle yanıt olamadı. Yine sol-sosyalist hareket birlik ve ortak mücadeleden çok, yıllar yılı ayrışma politikaları üzerinden gündeme geldi. Haziran Hareketi Sekreteryasında yer alan, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş, ittifak ve ortak mücadele arayışlarını dihaber’e değerlendirdi.

* Sosyalist hareketin kendi arasında, kimi sosyalist grupların Kürt hareketiyle yaptığı ittifak denemeleri var. Sizce bunlar ne kadar başarılı, değilse neden? Başarılı olması için ne yapılması gerekiyor?

Kuşkusuz her ittifakın kendine özgün gerekçeleri var. Kürt hareketi ile solun bir kısmı arasında, farklı biçimlerde uzun zamandır ittifaklar var. HDP ve HDK de böyle bir ittifak. Kuşkusuz bunun başarısı ya da başarısızlığı asıl değerlendirecek olanlar muhataplarıdır. Kendi açımızdan değerlendirirsek, biz Kürt hareketi ile sosyalist hareketin ilişkisinin Kürt hareketi etrafındaki bir birleşme ile doğru temelde sağlanabileceğini düşünmüyoruz. O nedenle de bu ittifakların içinde yer almadık. Nedenine gelince, Kürt hareketi içinde büyük bir demokratik potansiyel taşıyan ulusal bir hareket var ve doğal olarak stratejiyi ve ittifaklarını da bu ulusal mücadele ekseninde belirliyor. Solun, ulusal demokratik hareketin sınırlarına hapsedilemeyeceğini düşünüyoruz. Aynı zamanda Türkiye’de bağımsız bir sosyalist hareketin gelişip güçlenemediği koşullarda, Kürt sorununun demokratik çözümü dahil ülkenin sorunları karşısında etkili bir muhalefet hareketinin geliştirilmesinin mümkün olmayacağını da düşünüyoruz. Bu anlamda Kürt hareketi ile sosyalist hareketin ilişkisini biz eleştirel bir dayanışma olarak ifade ettik. Eleştirel mesafesini kaybetmeyen ama aynı zamanda bir arada yaşam ve demokratik çözüm temelinde de ortak mücadeleler yürütebilen bir ilişkinin doğru olacağını düşünüyoruz.

* Sizin de içinde yer aldığınız Haziran Hareketi’nin de beklentilere cevap vermediği yönünde eleştiriler var. Katılır mısınız? Sol ve sosyalist hareket bu döngüyü nasıl kıracak?

Haziran Hareketi’ni bildik bir ittifak örgütü ekseninde değerlendirmek eksik olur. Gezi’nin meclis ve forum deneyimlerinden ilham alan, Gezi’nin yaygın ve çeşitli direnme dinamiklerini meclisler temelinde bir araya getirmeye çalışan, bu anlamda bir ittifaklar örgütü olmanın ötesinde halkın meclisler hareketi olarak tanımlamak doğru olacaktır. Hayır mücadelesi içinde bu meclisler hareketinin toplumsal dinamizmi nasıl yükseltebileceğini, kendini de aşan bir toplumsal dalganın gelişmesinde nasıl rol oynayabileceğini gördük. Ancak buna rağmen kuşkusuz ki Haziran’ın da bugün ihtiyaca tümüyle yanıt verebildiğini söylemek gerçekçi olmaz. Haziran Hareketi biriktirdiği potansiyelini daha ileri taşımak için kendini aşan yeni bir süreci örgütleme göreviyle karşı karşıya. Bunu da bir yandan meclislerini, tam da meclissiz-anayasasız bu dikta rejimi karşısında, halkın dayanışma, söz ve karar hakkı meclislerine dönüştürmesiyle bir yandan da halk içinde biriken tepkileri her alanda daha büyük bir güçle örgütlemesiyle mümkün olabilecek. Solun, sosyalist hareketin kendini aşması ve gerçek anlamda toplumsal bir güce dönüşmesi için geniş imkanlar var. Bu bir anda ve basitçe sol örgütlerin yan yana gelmesiyle başarılabilecek bir durum değil. Halkın içinde, halkın örgütlerini çoğaltmayı önüne koyan bu anlamda siyaseti toplumsallaştıran, toplumu siyasallaştıran bir mücadele içinde bunu başarabiliriz. Salt söz söyleyen değil bunun ötesinde eyleyen, yapan, kuran… Siyasal İslam’ın hegemonyasına karşı kültürel ve dayanışmacı kurucu pratiklere dayanan bir kültür devrimini hayata geçirebilen yani hayatın her alanına dokunan bir hareketle bunu başarabiliriz.

* Sol ve sosyalist hareket ittifak ve birliktelikten daha çok, ayrışmak ve bölünmek üzerinden gündeme geliyor. Bu algı haksız mı?

Evet, sol mücadelenin geçmişine baktığımızda dayanışmadan çok rekabetçi bir ilişkinin söz konusu olduğu görülüyor. Ama bugün için baktığımızda bu kültürün bir hayli geride kaldığı görülüyor. Sol içinde dayanışmacı bir kültürün geliştiğini görmek mümkün. Hepimiz birbirimizin başarısını isteyen bir tavır içinde olmamız, bu anlayışı geliştirmemiz gerekir.

* Normal koşullarda baskılara karşı aynı cephede yer alması, yan yana durması gereken kesimlerin birçoğunun karşıtlaştığını görüyoruz. Örneğin Kürtlerin ve sosyalistlerin milliyetçi ve mütedeyyinler ile yan yana gelme ihtimali ve imkanı var mı?

Toplumda keskin bir bölünme var. İktidarın mezhepçi politikaları bu duvarı her gün biraz daha yükseltiyor. Öte yandan Ortadoğu’da Amerikan müdahalesine bağlı olarak gelişen etnik ve mezhepsel ayrışma dalgası da ülkemizi derinden etkiliyor. Dolayısıyla da toplum kültürel olarak, etnik olarak ve mezhepsel temelde bölünmüş durumda. Bu doğal olarak siyasete de parçalanma olarak yansıyor. Aynı tanımlamaları kullanmamakla birlikte, toplumun AKP karşısındaki ilerici kesimlerinin ve AKP’nin din örtüsü altında sömürdüğü emekçi yoksul halk kesimlerinin birleştirilmesi ancak bu parçalılığı aşacak bir ortaklaştırıcı siyasetle mümkün olabilir. Sol bir siyasetin sorumluluklarından birisi de parçalanan toplumu eşitlik ve özgürlük talepleri etrafında birleştirmek olmalıdır. Ama bunun toplum mühendisliği biçiminde, yukarıdan sağlanabilmesi mümkün değil. Öncelikle toplumu ayrıştıran her tür anlayışa kararlılıkla karşı durabilen bir politika ile ortak mücadeleler geliştirilerek bunu başarmak mümkündür. Gezi’den Hayır’a ve Adalet Yürüyüşü’ne baktığımızda bunun emarelerini görmek mümkün.

* İktidardan doğru bu kesimler arasında kaşıtılan çelişkiler var. Bu bir yerde, bu tür girişimleri de sekteye uğratıyor. Muhalefet kendisini bundan nasıl kurtaracak?

İktidar zaten bunun için var. Tüm iktidarlar ama özelinde AKP iktidarı toplumu parçalayarak ayakta duruyor. Muhalefet, iktidarın bu yönelimini güçlendirecek adımlardan uzak durarak aksine ayrışmanın yerine birleştirmeyi temel alan bir akılla bunun önüne geçebilir.

* 2019 seçimlerine giderken böyle bir ittifak sağlanabilir mi? Ortak aday meselesi nasıl çözülecek…

2019’a nasıl gidileceğinden önce bizce 2019’a kadar neler yapılacağına odaklanmak daha doğru olacaktır. Forumlar ve meclisler dayalı, sokağı esas alan mücadele tarzının temel olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bunun yanı sıra 2019 başkanlık seçimlerinden önce gündemde yerel seçimler olacak. Yerel seçimler, Forumlar ve meclislere dayalı bir siyaset anlayışını bugünden geliştirebildiğimiz ölçüde halk güçlerinin değerlendirebileceği bir zemin olabilir. Bunun için yapılması gereken ortak aday kim olacağının ötesinde yerel meclisler, yerel programlar, bu konuda ortaklaşmalar ve bu meclislerin iradesinin sonucu olarak bu programları yürütmeye aday ortak adayların elbette bulunup çıkarılması önümüzde görev olarak duruyor.

* Bu tür bir ittifakın kurulması ya da kurulmaması halinde… Yani her iki seçenek üzerinden değerlendirdiğinizde Türkiye’yi ne bekliyor?

Türkiye’nin geleceğini böyle bir ittifakın kurulup kurulmamasına tek başına bağlamak eksik bir yaklaşım olur. Bundan bağımsız olarak, bugün ülkenin bir din devletine dönüştürülmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Saray rejimi, hileli anayasa sonrasında eğitimden toplumsal alana kadar her yerde dinselleştirmeyi yoğunlaştırıyor. Bunun karşısında da Hayır’da da gördüğümüz büyük bir toplumsal direniş dalgası var. Bu dip dalgası büyütülebildiği, sürekli kılınabildiği, saldırı noktalarında birleştirilebildiği Saray rejimine karşı halkın meclislerinin iktidar alternatifi olarak güçlendirebildiği oranda ülkenin geleceğinin de aydınlık olması mümkün gözüküyor.

YARIN: Aleviler: Her türlü demokratik ittifakın temel bileşeniyiz!

Kenan Kırkaya – dihaber

Yorumunuzu yazınız