PAYLAŞ

4 Ağustos’ta Erdoğan’ın acemi çömezlerinden birisi, galeyana gelerek
Kemalist devleti yıktıklarını, önderliğini Erdoğan’ın yaptığı yeni bir
devlet kuruyor olduklarını anlatıyordu. Sanki çok bilinmiyormuş gibi. Heyecanlı, huşu ve coşku içindeydi. Sırlarının zamansız deşifre olmasından rahatsız olan Reis’in zeka yoksunu diğer çömezleri, bu söylenenlere hemen itiraz ederek takkiye kurallarını devreye koydular.

Halbuki kamuoyu henüz bu söylenenleri tartışırken ve çömezler tevil etmekle meşgulken, 5. Agustosta, Erdoğan, çömezlerinin çabalarını boşa çıkartıyordu. Malatya’da, ‘yeni devleti’ ve ‘yeni devletin’ stratejisini, çömezi gibi, heyecan, huşu ve coşkuyla değil, öfke, panik ve tedirginlik içinde konuşuyordu.

Mülteciler sorunundan, tep tip elbise giymeye, camilerin kışla olduğundan, Kürdistanda diyanetin geç kaldığına kadar bir çok temel konuda, ‘yeni devletin’ politikalarını, yol hairtasını ve stratejisini anlatıyordu, Erdoğan. Ancak Reis, bu konuşmasının satır aralarında, tasarladığı sistemin gerçekleşmeyeceğini bilmenin derin korkusunu da dışa vuruyordu. Erdoğan’ın iç korkusu, konuşma tarzına ve mimiklerine de yansıyordu. Korku içindeydi… Erdoğan’ın bu konuşması uzunca alıntılanarak değerlendirilebiilinir, ancak anahtar cümle, ‘ camiler artık yanlız ibadet merkezleri olmayacak’ cümlesiydi. Bu cümle her şeyi anlatmaya yeterli olmaktadır.

Erdoğan, kurmak istediği ‘yeni devletin’ proğramını anlatan bir siyasetçiden çok, çaresizlik içinde kıvranan, sağa sola bağırarak, saldırarak içine düştüğü çıkmazın faturasını başkalarına çıkartmak isteyen, elindeki iktidar gücünü kötüye kullandığını bilen bir suçlu gibi konuşuyordu.

Türk devletinin gelmiş geçmiş bütün yöneticileri halklara karşı büyük
suçlar işlemiş, faşist, gerici yönetcilerdir. Halklar nezdinde bu
yöneticilerin hiç birisi masum değildir. Ancak Erdoğan, Türk devletinin her hangi bir yöneticisi olarak görülemez, görülmemelidir. Erdoğan, Türk-İslam eksenli yeni dönem bir Osmanlı İmparatorluğu kurmak ve İslam lideri olmak isteyen, ülke, bölge ve dünya halklarının yeminli düşmanı olan siyasal bir figürdür.

O’nun dostları, müttefikleri, partisi, sosyal tabanı yoktur. O, tipik
bir faşisttir ve O’nun sadece çömezlere, çetelere, rant ve korkuyla yanında tuttuğu zavallı aparatlara ve her istediğinde kafasına vurarak rahatladığını sandığı uşaklara ihtiyacı vardır. Zaten AKP denen organizasyon ve çevresindekiler, bu özellikleri fazlasıyla taşıyanlardan oluşmaktadır.

Kemalist devleti yıkarak yeni devlet kurmak, Erdoğan’ın temel politikası ve yegane amacıdır. Aslında Erdoğan’ın bu politikasının sosyal bir zemininin varlığından söz edilmiştir, uzun yıllardan beri. %99’ü müslüman olduğu iddia edilen toplumun, islamcı bir sosyo-politik yönetimle yönetilmek isteyeceği iddiası böyle oluşturulmaktaydı. Bu söylem, gerçeklik değildi, gerçek olması isteniyordu. Erdoğan, toplumun istemediği, ama sahte bir algıyla istediği ileri sürülen siyasal islamcı sitemi, eline geçirdiği iktidar aracılığıyla ve zorla gerçekleştirmek istemektedir.

Hiç bir toplumsal grup, islami esaslara dayanan sosyo- politik sistemi, demokratik ikna süreçleriyle kabul etmemiştir. Dünyada siyasal islam adına olup bitenler, siyasal islamın terör yöntemleriyle yarattığı, terörü kullanarak sürdürdüğü siyasal durumlardır. İslami siyasal yönetimler, dünyanın hiç bir yerinde, çatışmasız ve katliamsız gerçekeşmemiştir. Humeyni’den, Suudi Arabistan’a, Taliban’dan İŞİD’e bütün islami siyasal sistemler, zorla gelmişler, terörle ayakta kalmaktadırlar.

Erdoğan’ın yapmaya çalıştığı da budur. Erdoğan, sıradan bir dindar değil, zor yoluyla siyasal islami egemen kılmak isteyen siyasal islamcı bir politikacıdır ve bu anlamda İŞİD’ten, FETÖ’den ve benzeri islamcı terör örgütlerinin İmamlarından hiç bir farkı yoktur.

Erdoğan, Malatya da yaptığı konuşma ile bu niyetini ve bu gerçekleri, bugüne kadar olduğundan daha açık, ifade etmiş ve pratikleştirmenin yeni bir adımını atmıştır. Bu konuşmasıyla Erdoğan, kurmak istediği Türk İslam cumhuriyetinin hem stratejisini hedef kitleye anlatmış, hem de amacını gerçekleştirmek için harekete geçmiş olmaktadır.

Erdoğan’ın yaptıklarının ve söylediklerinin tamamı islamı cumhuriyetin inşaa sürecinin adımlarıdır. Erdoğan’ın bu sistemi ısrarla inşaa etmek istemesinin bir nedeni de başka hiç bir sistemin Erdoğan’ın kişisel kurtuluşunu sağlayamayacağıdır.

Bu çerçevede Erdoğan,camileri, esas siyasal iktidar organları, yeni
kışlalar olarak belirlemiş, tasarlamakta ve savaş merkezlerine çevirmeye hazırlanmaktadır. Artık gerçek devlet, camiler olacak ve her cami, iktidar odağı olarak toplumu yönetmeye başlayacaktır. Kadılar müftüler, imamlar fetva yazacak ve icra edeceklerdir. Bilumum din görevlileri Erdoğan’ın yeni savaş elemanları olacaklardır.

Erdoğan bu konuşmasıyla, İslam cumhuriyeti adına, çok açık bir savaş
ilanından da bulunmaktadır. Öncelikle camilere gitmeyen toplumsal kesimler, Erdoğan için düşmandırlar. Sonra farklı inançlardan olanlar, Aleviler, Süryaniler, Hıristiyanlar, düşman kesim olarak işaretlenmişlerdir. Düşman olarak belirlenen en büyük kitle ise camilere giden müslüman Kürtler olacaktır.

Müslüman Kürtler, iki yönlü değerlendirleceklerdir. Herşeye rağmen
camiye gidenler asmile edilecekler, gitmeyenler ise ötekileştirilerek,
tecrit edilerek görünmez kılınacak ve düşmanlaştırılacaklardır. Böylece Erdoğan’a yük olmaya başlamış olan Kürtlerle ‘islam kardeşiliği’nin gerekliliği de ortadan kaldırılacaktır.

Erdoğan bu açıklamasıyla islami cumhuriyeti kimlerle ve nasıl
kuracağını da net olarak ortaya koymuş olmaktadır.Erdoğan bu sistemi, camilere doldurduğu ve selalarla harekete geçireceğinden emin olduğu toplumsal kesimlere yaptıracağı katliamlarla gerçekleştirmek istemektedir. Erdoğan ihtiyaç duyduğunda, islami çağrılarla toplumu camilere doldurulacak, sonrada nereye saldırmaları isteniyorsa hedef
gösterilip saldırmaları sağlanacaktır. Türk devletinin katliamlar konusunda sicilinin ne kadar kabarık olduğu bilinmektedir. Maraş, Çorum ve Sivas katliamları bu yöntemle geçekleştirilmiştir.

Bu koşullarda camiler, artık masum birer ibadet merkezi, camilere gidenler de dini bütün müslümanlar olamayacaklardır. Veya dininin gereklerini yerine getirmek isteyen samimi müslümanlar, artık camilere gidemeyeceklerdir.

Bütün bunlara rağmen Erdoğan, müslümanların lideri olmak için izlediği
politikaların toplumu ikna etmediğinin farkındadır. Onun için toplumu din yoluyla esir almak istiyor. Erdoğan’ın kurmak istediği sistemin toplumsal bir dayanağı yoktur. Bu topraklarda yaşayan Türk, Kürt ve diğer müslüman halkların hiç bir kesimi, dini esaslara dayanan bir sosyo- politik sistemden yana değildirler. Erdoğan, zorun, zorbalığın,
şiddetin ve yalanın bütün yöntemlerini kullanarak halkların geleceğini
karartmak istemektedir.

Bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan bu pervasızlığa karşı en başta Kürt halkı ve Aleviler, Süryaniler, Hıristiyanlar, samimi, dinini yaşamak isteyen müslümanlar ve bütün ezilenler, istemedikleri bu ‘yeni devlet’ dayatmasına karşı isyanlarını ortaya koymak, Erdoğan diktatörlüğüne son vermek zorundadırlar. Sorun bir politik tercih sorunu değil, doğrudan insanların yaşamını tehdit eden bir sorundur.
Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadele yaşamsaldır ve bütün toplumları, bütün ezilenleri, bütün halkları ilgilendirmektedir.

Tam da bu nedenle, İŞİD’in Türk versiyonu olan Erdoğan diktatörlüğü
yıkılacak, halkların özgürlük mücadelesi kazanacaktır. İnançla
mücadele ve zafer için…

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız