PAYLAŞ

On binlerce insanın mağdur edildiği OHAL ilanının üzerinden bir yıl geçti. Hukukçular ve insan hakları savunucuları, hak ve özgürlükleri kısıtlama aracına dönüşen OHAL’in giderek “olağan rejim” haline dönüştüğünü belirterek, bir an önce kaldırılmasını istedi.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’in üzerinden bir yıl geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Allah’ın lütfu” olarak nitelendirdiği darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL, ülkedeki tüm muhalif kesimleri tutuklama, işkence ve işten atma kıskacına dönüştü. Bir yıl içinde çıkarılan KHK’ler ile on binlerce yurttaş işinden oldu, sayısız hak ihlali yaşandı. Hukukçular ve insan hakları savunucuları darbe girişiminin ardından geçen bir yılı ve OHAL uygulamalarını değerlendirdi.

Deneyimli hukukçu Mehmet Emin Aktar, darbe girişiminden bir gün sonra parlamentonun toplandığına ve burada bir OHAL kararı alınmadığına dikkat çekerek, darbe girişiminden bir hafta sonra, direngen gücü kırdıktan sonra OHAL’ in ilan edilmiş olması ile aslında AKP’nin bu rejimi sürekli kılmayı amaçladığının görüldüğünü ifade etti. Bir yıllık süreçte de bu durumun görüldüğünü söyleyen Aktar, darbe gerçekleşmiş olsa yaşanacakların aynısının bu süreçte yaşandığını ifade etti. Akar, “Darbe girişimi başarılı olsaydı ne olacaktı? Parlamento lağvedilecekti, birçok insan gözaltına alınıp tutuklanacaktı, yerinden ve işinden edilecekti. Darbe gerçekleşmedi ama darbe gerçekleşmesi halinde gerçekleşeceği ön görülen olayların tümü fazlasıyla gerçekleşti” dedi.

‘FAŞİZM VEYA DİKTATÖRLÜK OLARAK NİTELENDİRİLEBİLİR’

Muhalif bir tek basın yayın organı kalmadığını, ifade özgürlüğünden söz etme olanağının yok olduğunu söyleyen Aktar, sosyal medya alanı üzerinden fikirlerini beyan eden yurttaşların dahi tutuklandığına ve binlerce insanın ihraç edildiğine dikkat çekti. Kürt illerinde seçilmiş belediye başkanı kalmadığını söyleyen Aktar, “Kürtlere dediler ki; ‘Siz seçme yeteneğine sahip değilsiniz.’ Bir OHAL’den çok yeni bir olağan hal rejimine geçmiş durumdayız. Bunun ismi literatürde otoriter bir rejimdir. Bunun ismini faşizm veya diktatörlük olarak nitelendirebilirsiniz” dedi.

16 Nisan’dan sonra devletin içinde şekil olarak var olan kuvvetler ayrılığının da ortadan kalktığını söyleyen Aktar, “Bir kuvvetler bütünlüğü sağlanmış oldu. Bu kuvvetler bütünlüğü sağlanması meselesinde hükümet yalnız değil. MHP’nin desteği var ama yıllardır ulusalcı ve Kemalist kanadın da desteği var. Çünkü bu ülkede farklı olana, çok sesliliğe tahammül etmeyenler de onlardı. Siz yıllar içinde ektiğiniz neyse sonuçta onu biçiyorsunuz. Yasama da yargı da artık tek elden yürütülüyor. Böyle bir ülkede de artık demokrasi, hukuk devleti, adaletin gerçekleşmesi gibi kavramlardan söz etmek mümkün değil” dedi.

‘1990’LI YILLARDA KÜRDİSTAN’DA, BUGÜN HER YERDE OHAL’

5 bine yakın hakim ve savcının meslekten ihraç edildiklerine dikkat çeken Aktar, “Hakimlerin üçte birinin ihraç edildiği koşullarda yargıda hangi hakim kendini güvende hissedebilir? Sadece işinden olmuyor ayrıca silahlı bir ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla tutuklanabiliyorlar. Bu koşullarda kendini güvende hissetmeyen hiçbir hakimin adil karar verme şansı yoktur” diye kaydetti. 1990’lı yıllardaki OHAL uygulamaları ile bugünü karşılaştıran Aktar, “1990’lardaki OHAL’de belki çok fazla operasyonel gücü görüyorsunuz. Kendinizi güvende hissetmiyordunuz. Ama rastgele işinizden olmayacağınızı biliyordunuz. Gözaltılar yaygındı ama bir sebep bularak gözaltı gerçekleşiyordu. Şimdi sosyal medya hesaplarınıza, telefon görüşmelerinize, maillerinize bakılıyor. Sizinle ilgili herhangi bir kırıntı aranıyor. bir toplulukta açık bir şekilde söylediğiniz bir fikri alarak sizi bir örgütsel bağ ile suçlayabiliyorlar. 1990’larda delil getiriyorlardı. Delil bulmazlarsa işkence yapıyorlardı. O dönemde Kürdistan’dan başka bir yere gittiğinizde OHAL koşullarından çıkmış oluyordunuz. Bugün her yerde OHAL var” diye konuştu.

‘OHAL OLAĞAN BİR REJİME DÖNÜŞÜRSE ÜLKEYİ FELAKETE GÖTÜRÜR’

Aktar, “OHAL dediğimiz şey bir olağan rejim haline dönüşürse, zaten 16 Nisan’da önemli ölçüde yetkiler alındı. OHAL kaldırıldığında bile o yetkiler her an o OHAL koşullarında yaşama duygusunu bize yaşatabilir. Umarım OHAL kalkar. Çünkü bu gidiş bütün ülkeyi felakete götürüyor. Bir iç çatışmaya götürüyor. Bunun da devlet merkezli üretildiğini biliyoruz. Bir an önce siyasal iktidarın devlet organlarının bundan vazgeçmesi gerekiyor. Bunun için de ifade özgürlüğünün önünün açılması, siyaset yapma zeminini oluşturulması gerekiyor” diye kaydetti.

‘DARBE VE SIKIYÖNETİMLERLE YOĞRULMUŞ BİR DEVLET KARAKTERİ VAR’

Avukat Reyhan Yalçındağ ise, Türkiye’nin devlet karakterini hatırlatarak, darbelerle sıkıyönetimlerle yoğrulmuş ve “olağan” dönemlerde bile her zaman devlet içi hukuk dışı organizasyonların bulunduğu karanlık dehlizlerle özetlenebilecek bir devlet yapısının her dönem mevcut olduğunu söyledi. “İttihat ve Terakki’den bu güne olağan olmayan bir yönetim anlayışı ve seçimle iş başına gelenler bir yana onlarla birlikte iktidarın içerisinde bulunma kaygısı güden yasaya ve hukuka aykırı çete örgütleri biliyoruz” diyen Yalçındağ, 1990’lı yıllarda birçok insanın katledildiğini hatırlattı. OHAL ve sıkıyönetim uygulamaları ile anılan ülkelerin demokrasiden uzaklaşan ülkeler olduğunu ve bu nedenle güvenlik sorunlarının yaşandığını söyleyen Yalçındağ, iktidara geldiği günden bu yana cemaatle özdeşleşen AKP’nin Kürt siyasetçilerine dönük KCK adı altında gerçekleştirdiği operasyonların da bir darbe niteliğinde olduğunu ifade etti. Darbe ile hukuk dışı araçlara sarılarak mücadele edilemeyeceğini söyleyen Yalçındağ, darbe mekanikleri masaya yatırılmadığı sürece daha birçok darbe ve devlet içi çete örgütleri ile karşı karşıya kalınacağını belirtti.

‘HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KISITLANMASI ARACINA DÖNÜŞTÜ’

OHAL ile birlikte bir darbenin başka bir darbe ile kapatılmaya çalışıldığını söyleyen Yalçındağ, “Bir darbe başka bir darbe ile kapatılmak istendi. Aradan 5 gün geçti öncelikle 3 ay denildi. Ama 1990’lı yıllardan da alışılageldiği üzere 3 ay derken sonsuza kadar da gidebilir. Bu sonsuza gitmenin içerisinde AKP’nin işine yarayacak her türlü seçim süreçlerinin bitmesinden tutalım da ekonomik anlamda insanların mal varlıklarına el koymalarına kadar her açıdan ne işlerine geliyorsa o biçimle kullanmaya devam edecekler. Referandum OHAL koşullarında yapılmak zorunda mıydı? Şu anda OHAL’in devamını gerektiren ne var? OHAL’i sürdürerek çözebileceğiniz hiçbir sorun yok. Tam tersine her geçen gün iktidarın meşruiyetini tartışmalı hale getirir. Kendilerinin de ilk gün söylediği üzere bu Allah’ın lütfuna dönmüş olan darbe iktidarı tamamıyla rol model olarak bir körfez ülkesine dönüştüren bütün hak ve özgürlük alanlarını zapturapt altına alan bir araca dönmüş durumda” diye konuştu.

Kürt siyasetçilerine yönelik tutuklamalar ve Kürt kentlerinde gerçekleşen yıkıma da değinen Yalçındağ, Türkiye’nin kendi anayasası ve hukukunu da hiçe saydığını belirtti. OHAL’in bir an önce kaldırılmasını istediklerini vurgulayan Yalçındağ, son olarak şunları söyledi: “OHAL artık uygulanabilir olmaktan çıkmıştır. OHAL’in devamını gerektiren hiçbir şey yoktur. Sen zaten güvenliğini alman gereken yerlerde alırsın. Bunun hiçbir gerekçesi olamaz. Şu anki hal, hal değil, gidişat, gidişat değil. Bunun sonu ekonomik bataklık ve daha fazla insan kaybı anlamına gelen bir süreçtir. O nedenle OHAL rejiminin bir an önce son bulması gerektiğine inanıyoruz”

‘OHAL KEYFİLİK ANLAMINA GELİYOR’

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici de, insan hakları savunucuları olarak her zaman darbenin karşısında olduklarını belirterek, bölgede ve Türkiye genelinde uygulanan OHAL ile birlikte çok ciddi sıkıntıların yaşandığını dile getirdiklerini söyledi. Bugün OHAL’in “keyfilik” ile aynı anlama geldiğini söyleyen Bilici, daha önce bölgede süren operasyon çatışmalar nedeniyle bölgede görev yapan kolluk kuvvetlerinin ve mülki idari amirlerin hukuk dışına çıktığını belirtti. Siyasal iktidarın ise hak ihlallerini dile getiren insan hakları savunucularını dinlemediğini, tam tersine kolluk kuvvetlerine dokunulmazlık zırhı getirerek onları korumaya aldığını söyleyen Bilici, sonraki süreçte bölgede görev yapan birçok kolluk kuvvetinin darbe girişiminde de yer aldığına dikkat çekti. Bilici, “Bu şunu gösteriyor. Hukuk dışına çıkıldığı dönemlerde eğer müdahale edilmezse, keyfi uygulamalardan hesap sorulmazsa vahim sonuçlar bizi bekliyor olacak. Bunun için bunlardan hesap sorulması gerekiyor. En azından bundan ders çıkarılarak daha farklı politikaların geliştirilmesi istedik. Ama maalesef siyasal iktidar OHAL ilan etti. Temel hak ve özgürlükleri askıya aldı ve bunu fırsata çevirdi” dedi.

‘OHAL AMACINININ DIŞINA ÇIKTI’

OHAL uygulamaları ile darbelerin önüne geçilmeyeceğini vurgulayan Bilici, son olarak şunları söyledi: “Bu uygulamalarla hiçbir zaman hiçbir şekilde darbe girişimi içerisinde yer alacak olanların ya da darbelerin önüne geçilemez. Kürt meselesi çözülmeden bu ülkede darbeler süreci bitmez. Kürt meselesini çatışma ve operasyonlar ile çözümünü temel alırsanız orada hukuk dışına çıkan türev ve yeni darbe süreçleri ortaya çıkar. Demokratik siyasetin önünü açarak ancak siz bu tür darbelerle mücadele edebilirsiniz. Şu anda uygulanan OHAL tamamıyla amacının dışına çıkmış durumda. İnsan hakları savunucularına, Kürt siyasetçilerine yönelim inanılmaz derecede artmış durumda. Bunlarla darbe ile mücadele başarıya ulaşamaz. Tam tersine ülke daha da kaotik bir yere gider. Siyasi iktidara çağrıda bulunuyoruz derhal OHAL’in kaldırılması gerekir.”

Yorumunuzu yazınız