Sosyal Hizmet Uzmanı Belgin Işık, son yıllarda ataerkil yapının kendini güçlü bir şekilde yeniden üreterek toplumsal cinsiyet ayrımını belirginleştirmesi, cinsel suçlardaki cezasızlık, kadın kazanımlarının yok sayılması ve kışkırtılan erkekliğin çocuğa yönelik cinsel istismarı arttırdığını belirterek, hükümetin söylem ve politikaları ile tüm etkenleri tetiklediğini söyledi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 2014 yılında bin 377’si erkek, 9 bin 718’i kız çocuğu olmak üzere 11 bin 95 çocuk cinsel istismara maruz bırakıldı. Cinsel istismara maruz kalan çocukların yüzde 57,6’sını 15-17 yaş grubu, yüzde 23,9’unu 12-14 yaş grubu ve yüzde 18,5’ini ise 11 yaş ve altındakiler oluşturuyor. TÜİK’in verilerine göre, İstanbul ve Ankara’dan sonra çocuğa yönelik cinsel istismarda 3. sırada Adana yer aldı. Sosyal Hizmet Uzmanı Belgin Işık, ülkede çocuğa yönelik artan cinsel istismarın nedenlerini değerlendirdi.

Çocuğa yönelik cinsel istismarın yüzyıllardır bilinen bir konu olduğunu ifade eden Işık, “Çocuk istismarı, karmaşık nedenleri ve trajik sonuçları olan tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psiko-sosyal kapsamlı ciddi bir sorundur. Çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel uyarı ve doyum için kullanılması, fuhuşa zorlanması ve pornografi gibi suçlarda cinsel obje olarak kullanılması cinsel istismardır. İstismar çocuk ya da ergen ile kan bağı olan ya da ona bakmakla yükümlü birisi tarafından yapılmışsa bu durum ‘ensest’ olarak adlandırılır. Çocuğa yönelik cinsel istismar yalnız aileleri değil, toplumu, sosyal kuruluşları, yasal sistemleri, eğitim sistemini ve iş alanlarını da etkileyen bir halk sorunudur. Cinsel istismarın mutlaka şiddet içermesi gerekmez. Çocuğun rızasının olup olmadığına bakılmaz” dedi.

‘İSTİSMARI EN YAKIN KİŞİ YAPIYOR’

İstismarın ağır bir ihlal olduğunu ve dünyanın bütün ülkelerinde görülen bir gerçeklik olduğunu ifade eden Işık, bütün sosyal, ekonomik ve yaş gruplarında evde, okulda, sokakta, tarlada, camide, yurtlarda, hastanede ve diğer kurumlarda cinsel istismarın olabileceğini söyledi. Işık, şöyle devam etti: “İstismarcıların çoğu sıklıkla yabancılar değil, çocuğun tanıdığı ve güvendiği erişkin ve genellikle erkek yakınlarıdır. Kurbanın cinsiyeti ne olursa olsun faillerin çoğu erkektir ve kurban tarafından kim oldukları bilinmektedir. İstismarcıların birçoğu da çocukluklarında ya cinsel istismara uğramışlardır ya da ev içerisinde şiddet olgusu vardır” diye belirtti.

‘SEBEP YENİDEN KIŞKIRTILAN ERKEKLİK’

Cinsel istismarın da cinsiyetler arasında farklılık gösterdiğini kaydeden Işık, kız çocuklarının erkek çocuklarına oranla fazla istismara maruz bırakıldığını aktardı. Adana’nın çocuğa yönelik cinsel istismarda 3’üncü sırada olduğunu hatırlatan Işık, “Ülkemizde erkek ve kız çocuğuna yönelik cinsel istismar vakalarında aşırı artışın nedeni olarak; son yıllarda ataerkil yapının kendini güçlü bir şekilde yeniden üreterek toplumsal cinsiyet ayrımını belirginleştirmesi. Cinsel suçlarda cezasızlığın neredeyse yerleştirilmeye çalışılıyor olması. Kadın hareketinin kazanımlarının yok sayılması ve oluşturulan bu zeminde zaten kışkırtılan ‘erkeklik’in rahat hareket etmesinden kaynaklı olabileceğini düşünmekteyim” ifadelerini kullandı.

‘HÜKÜMETİN POLİTİKALARI TETİKLİYOR’

Çocuğa yönelik cinsel istismarın tüm dünyanın sorunu olduğunu vurgulayan Işık, istismara zemin hazırlayan, kadını yok sayan, aşağılayan ve çoğu zamanda hakarete varan söylem ve uygulamalarla karşılaştıklarını anlattı. Hükümetin söylem ve politikalarının istismarı artırdığını belirten Işık, şöyle dedi: “Kız çocuklarının tecavüzcüsüyle evlendirilmek istenmesi. Kız ve erkek çocuklarının ayrı sınıflarda öğrenim görmelerine yönelik uygulamalar. ‘Kadınlar iş aradığı için işsizlik yükselir. Kadın çalışırsa fuhuşa hazırlık yapar. Kahkaha atan kadın iffetsizdir. Hamile kadın sokakta dolaşmaz. Tecavüze uğrayan kürtaj yaptırmasın. Kadınlar için tek kariyer anneliktir. Türk kadını evinin süsüdür’ söylemleri bir zihniyet oluşturuyor ve bu zihniyet kadına yönelik şiddette artışa yol açtığı gibi istismar vakalarının da artmasında önemli bir etken oluyor.”

‘İSTİSMARA KARŞI BİR KAMPANYA BAŞLATILMALI’

İstismardaki artış durdurulabileceği gibi önlenebileceğini de kaydeden Işık, “Yeter ki bu konuda samimiyetle iş yapılsın. Cinsel istismar vakalarının açıkça ve hızlıca bildirimi yapılıp suçlular cezalandırılsın. Adalet sisteminin bu konuya özel ilgi ve öncelik vermesini sağlamaya yönelik bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Yerel Yönetimler; konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının ortaklaşa düzenlediği bir kampanya ile işe başlanabilir. Ülkemizin de taraf olduğu çocukların cinsel istismardan korunması için her düzeyde alınması gereken önlemler Lanzarote Sözleşmesi’ne ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uyulması ve yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi önemlidir. Bu kabul edilemez çocuk hakları ihlalinin önlenmesinde herkes her şeyden sorumludur anlayışını yaygınlaştırmak ve bu anlayışla hareket etmenin yollarını aramak gerekmektedir” dedi.

Yorumunuzu yazınız