PAYLAŞ

Halkların Köprüsü Derneği, mültecilere karşı sınıfsal ve etnik temelleri olan ayrımcılık endişelerinin baş gösterdiğini belirterek, eşit vatandaşlık hakkı istedi. İHD ise, mülteci kamplarının kamuoyu incelemesine açılmasını istedi.

Halkların Köprüsü Derneği, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Dernek üye ve yöneticilerinin yanı sıra Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Ege Bölge Temsilcisi Coşkun Üsterci’nin de katıldığı toplantıda, Dernek Başkanı Cem Terzi hazırladıkları “Türkiye Mülteci Raporu: Nasıl en çok mülteci barındıran ülke haline geldik? Ne yapmalı?” başlıklı 180 sayfalık raporu açıkladı.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne koyduğu mültecilerle ilgili coğrafi çekinceye dikkat çeken Terzi, pek çok eleştiri almasına rağmen Türkiye’nin, mültecilerle ilgili coğrafi sınırlamayı kaldırmayan az sayıdaki ülkeden biri olduğunu hatırlattı. Mültecilere “mültecilik” yerine “geçici koruma statüsü” verilmesinin nedeninin, Türkiye’nin istediğinde Bakanlar Kurulu kararı ile bütün Suriyelileri geri gönderebilme yetkisini korumak istemesi olduğunu söyleyen Terzi, geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin uluslararası koruma başvuru imkânı olmadığını, Türkiye’deki milyonlarca Suriyeli mültecinin onurlu bir yaşam kurmalarını sağlayacak haklara erişimlerinin engellendiğini kaydetti.

‘MÜLTECİLER SÜREKLİ MAĞDUR EDİLDİ’

Hükümetin Suriyelilerin kalıcı olduğu gerçeğini çok geç kabul ettiğini ifade eden Terzi şunları söyledi: “Bakanlıklar ve ilgili kuruluşlar mülteci meselesine tamamen hazırlıksız yakalandılar. Personel ihtiyacı, dil ve profesyonel eğitim programlarının gerekliliği son zamanlarda dile getirilmeye başlandı. Çok geç ve çok küçük adımlar atıldı. Mültecilere geçici koruma statüsünün kâğıt üzerinde sunduğu fırsatlar bile anlatılamadı, bu hizmetlerden tam anlamıyla yararlanmaları sağlanamadı. Dil engelini aşmak için etkin bir çalışma yapılmamıştır. Kayıt işlemleri zor ve uzun süren çileli bir uğraşa dönüşmüştür. Kamusal hizmetlere erişim ülke genelinde standartlaştırılamamış yerel yöneticilerin insafına terk edilmiştir. Mülteciler sürekli mağdur edilmiştir. Suriyeli mülteciler kendilerini Türkiye’de bir gelecek kurmak üzere güvende hissedememişlerdir.

VATANDAŞLIK HAKKI EŞİT TANINMALI

Hukuki entegrasyon politikalarının başlamaması toplum içindeki gerginliği artırmıştır. Bu kimi zaman linç girişimlerine de dönüştü. Toplumda mültecilere karşı sınıfsal ve etnik temelleri olan ayrımcılık endişeleri baş gösterdi. Toplumun yoksul emekçi kesimleri emek piyasasında ya da sosyal devletin hizmet alanlarında Suriyeliler ile karşı karşıya gelmekten rahatsız oldu. Mülteciler, çok büyük oranda kayıt dışı olarak ve enformel sektörde, bir tür köle düzeninde çalışıyor olmaları sosyal entegrasyonun önünde büyük bir engeldir. Yukarıda değinildiği üzere emekçi kesimler arasında dayanışma yerine rekabet ve gerilim yaratmaktadır. Mültecilerin belli kriterler göz önüne alınarak vatandaşlığa kabul edilmeleri milyonlarca yoksul mülteciyi dışarıda bırakacak bir yaklaşımdır. Vatandaşlık başvurusu hakkının herkese eşit tanınması gerekmektedir.”

İHD: MÜLTECİ KAMPLARI BİLİNMEZ OLARAK DURUYOR

Konuya dair İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi de, dernek binasında açıklama yaptı. İHD Mülteci Komisyonu üyesi Mehmet Aker tarafından yapılan açıklamada mülteciliğin bir tercih olmadığının altı çizildi.
Birleşmiş Milletlerin Raporuna göre, 1996 yılında zorla yerlerinden edilenlerin sayısının 37.3 milyon olduğunu hatırlatan Aker, 2016 yılında ise rakamın 65.3 milyona ulaştığını kaydetti. Türkiye’de bulunan 4 milyona yakın Suriyeli mültecinin bulunduğunu aktaran Aker, kamplarda kalan mültecilerin sayısının yüzde 10 ile açıklandığını söyledi. Aker, kamp dışında kalan mültecilerin durumunun içler acısı olduğunu belirtirken, kamplara dair de, “Kamplarda birçok hak ihlali yaşanmaktadır. Kamplarda yaşanan hak ihlalleri, cinsel istismar vakalarının boyutu, halkın tanıklıkları, anlatımlarına rağmen sivil toplum kuruluşlarının girmesine ve araştırma yapmasına izin verilmediği için ne durumda olduğu bilinmemektedir. Bağımsız kurum ve kuruluşların inceleyemediği, verilerin alınamadığı ve mağdurlarla görüşmelerin yapılamadığı alanlar olarak kamplar bir bilinmez olarak karşımızda durmaktadır” diye konuştu.

Aker, Türkiye’nin mülteci politikasını gözden geçirmesi gerektiğinin altını çizerek, mültecilerin sorunlarının karşılanmasının insani bir mecburiyet olduğunu ve devletler ile birlikte tüm kurumların görevlerini insani çerçevede yerine getirmesi gerektiğini dile getirdi.

Yorumunuzu yazınız