PAYLAŞ

Dicle Nehri üzerinde kurulan kum ocakları nedeniyle hem sudaki hem de havzadaki canlılar büyük tehdit altında. Uzmanlar, doğa ve toplumsal hassasiyetler dikkate alınmadığı için Basra’ya kadar olan geniş bir alanın tehlike altında olduğu uyarısı yaptı.

Yaklaşık 40 yıldır Dicle Nehri yatağında kurulan kum ocakları hem doğayı tahrip ediyor hem de boğulmalara davetiye çıkarıyor. İl Özel İdaresi tarafından 2013-2014 yılları arasında kısıtlama alanı ilan edilen Dicle Nehri’nde şu ana kadar 4 kaçak kum ocağı tespit edildi. Hevsel bahçelerinden Bismil’in girişine kadar yaklaşık 236 bin hektarlık alanda kurulan 13 kum ocağı da eklenince tehlikenin boyutu büyüyor.

DENETLEME YAPILMIYOR

Konuya ilişkin görüştüğümüz Maden Mühendisleri Odası Diyarbakır Şube Eşbaşkanı Doğan Hatun, son dönemde kaçak kum ocaklarının da devreye girdiğine işaret etti. Kum ocaklarının Büyükşehir Belediyesi tarafından denetlenmesi gerektiğinin altını çizen Hatun, asıl sorumluluğun ise İl Özel İdare’de olduğunu aktardı. Şu an Dicle Nehri’nde 4 kaçak kum ocağı tespit edildiğini belirten Hatun, bu kum ocaklarının gece çalıştırıldığını söyledi. Hatun, kumun mafyavari bir şekilde çıkartıldığını, büyük bir rant alanına dönüştürüldüğünü ekledi. Hatun, kentte inşaat sektörünün durmaksızın geliştiğini dile getirerek, bu yüzden kuma ihtiyaç olduğunu, durum böyle olunca da işletme sahiplerinin iştahının kabardığını vurguladı.

‘KUM OCAKLARI GECE ÇALIŞIYOR’

Gece çalıştırılan kum ocaklarının hiçbir doğal ve toplumsal hassasiyeti dikkate almadığının altını çizen Hatun, “Bunu yaparken hiç bir şeyi hesaba katmıyorlar. Bu tür sermayedarlar, sadece rantı düşündükleri için doğayla hiçbir ilişkileri kalmıyor. Mevcut durumda kum ocaklarının ruhsat süresi devam eden de biten de var. Bunların tekrar doğaya kazandırılması ve rehabilite edilmesi gerekir. Bunlar İl Özel İdarenin takibinde olması gerekir. Biz kurum olarak takip edemiyoruz, bizim böyle bir yetkimiz yok. Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Koruma Daire Başkanlığı’nın buna cevap olması gerekir” diye konuştu.

‘BİR MEDENİYET YOK EDİLMEK İSTENİYOR’

Valiliğin kaçak ocaklara sessiz kaldığını söyleyen Hatun, Dicle Nehri’nde çıkartılan kumun TOKİ’de kullanıldığı bilgisi verdi. Hatun, “TOKİ sahipleri ve inşaat sektöründeki kentin ve yeni yapılan TOKİ’lerin tüm kum ihtiyaçları Dicle nehrinden karşılanıyor. Valiliğin bu duruma sessiz kalmasına anlam veremiyoruz. Dicle Nehri bizim asli gündemimiz olacak. Hiçbir şekilde bu talana göz yummayacağız. Bu talanın durması için TOKİ’lerin bitmesini mi bekliyorlar? Yaklaşık 2 milyonluk bir kentin, oksijen kaynağı ve köklü bir tarihe sahip olan Dicle Nehri yok edilmek isteniyor. Bu yapılanların siyasi atmosfer etkisinde yapıldığını düşünüyorum. Yapılmak istenen siyasi atmosferin bir kültürün, bir medeniyetin izlerinin yok edilmesidir. Buralara tarihten iz taşıyan Surlardır, Hevsel bahçeleridir, Dicle Nehridir. Bunlar neden yok edilmek isteniyor?” diye sordu.

‘SESSİZ KALMAYACAĞIZ’

UNESCO’yu da eleştiren Hatun, böylesi süreçlerde Hevsel bahçelerini kendi koruması altına alması gerekirken, devleti esas aldığını aktardı. Hevsel bahçelerinin devlete değil halka ait bir oksijen kaynağı olduğunu vurgulayan Hatun, “Bugün kum ocakları var. Yarın neyle karşılaşırız bilmiyoruz. Eğer buna hassasiyet gösterilmezse yarın Hevsel bahçeleri de kalmayacak. Kaçak kum ocakları bir kıvılcımdır. Bizim valiliğe başvurularımız olacak. Çünkü bu kısıtlama alanı ve bir daha burada kum ocakları yapılmayacağının sözü verilmiş. Valilik de bu sözün içerisindedir, belge imzalamışlar. Bu kentin dinamikleriyle birlikte ve o belge bu kentin bir anayasası şeklindedir. Eğer TOKİ’nin rantı için buna sessiz kalınıyorsa biz bu talana sessiz kalmayacağız” diye uyardı.

’40 YILDIR HUNHARCA KUM ÇIKARTILIYOR’

Kum ocakların ekolojik tahribatları üzerinde duran Ekolojist Güner Yanlıç ise kum ocaklarının Çevre Etki Değerleme (ÇED) yönetmeliğine uygun çalıştırılmadığını söyleyerek, “1970’li yıllarda, Türkiye’de kentleşmeyle birlikte, betonlaşmayla ilgili çok politikalar üretildi. Kentleşme ya da betonlaşma politikalarının, temel anlam maddesi de kumdur. Mesele böyle olunca nehir, dere yataklarından, kentleşme politikasını besleyen kumun çıkarılması gerekiyordu. Amed için Hevsel bahçeleri alanı, Silvan köprüsü, merkeze yakın alanlarda yaklaşık 40 yıldır hunharca kontrolsüz bir şekilde kum çıkarılıyor” dedi.

‘KUM OCAKLARI BÜTÜN CANLILARI ETKİLİYOR’

Kum ocakları ile nehirleri arıtan, sürüngenlerin, kuş türlerinin, su canlılarının yaşam alanları olan sazlıkların yok edildiğine dikkat çeken Yanlıç, şöyle devam etti: “Nehirde çok ciddi derecede kirlilik oluştu. Birbirinden bağımsız küçük göletler balıkların, kurbağa türlerinin döllenme ve yumurtlamasının önüne geçiyor. Böyle olunca on binlerce yılda nehirlerde oluşan eko sistemin, tamamıyla yok edilmesi gündeme gelmektedir. Sazlıklar, nehir eko sistemi açısından en önemli yerlerden biridir. Bugün Diyarbakır’daki kum ocaklarının yarattığı kirlilik Basra Körfezi’ne kadar uzanan canlı yaşamının hepsini etkilemekte. Böyle olunca sazlıkların korunması önemli bir nokta olarak gündeme gelmektedir. En önemli tahribat ise sazlıkların kum ocakları yoluyla yok edilmesidir. Sazlıklar tüm dünyada doğal arıtma yapan bitkilerdir. Canlıların yaşam alanıdır, yavrulama korunmasına yardımcı olur. Yıllarca kilim sepet ve evlerin damında kullanılan ekonomik bir bitki olarak geçim ekonomisi temelinde yıllarca birçok ailenin geçim kaynağı olmuştur.”

‘OCAKLARIN OLUŞTURDUĞU DERİNLİK CAN ALIYOR’

Yanlıç, nehri delik deşik eden kum ocakları nedeniyle boğulma vakalarının yaşandığını da vurgulayarak, “Amed karasal iklimden kaynaklı çok sıcak bir bölgedir. İnsanlar serinlemek adına ya da yüzme ihtiyacını karşılamak adına yüzyıllardır Dicle Nehrini kullanmakta ama bu kum ocaklarından kaynaklı oluşturulan, derinliği bilinmeyen ve suyun ciddi derecede kirletilerek bulanıklaştırıldığı yerlerde her yıl defalarca çocuk ölümleri yaşanıyor. Bu yine ÇED yönetmeliğinin uygulanması, kum ocaklarının sınırlarını belirleyen levhaların konulması gibi güvenlik koridoru bandının oluşturulması gerekirken, hiçbir kum ocağında yaratılan bu tahribatın ya da bu gibi bir güvenlik önleminin alınmadığına tanık olmaktayız” diye belirtti.

‘KARPUZ ESKİSİ GİBİ YETİŞMİYOR’

Tarımsal politikalar açısındaki etkilerini de değerlendiren Yanlıç, “Meşhur Diyarbakır karpuzu Dicle vadisinde yetiştiriliyor. Son 30-40 yılda endüstriyel tarım politikaları, kum ocaklarının yarattığı tahribatlarla birlikte karpuzun yetiştirildiği alan da elinden alındı. Dünyada belki de endemik sayılabilecek bir meyve olarak 70 kiloyu bulmaktaydı ve tamamen Dicle nehri havzasında yetişmekteydi. Diyarbakır karpuzunun miras olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Şuanda karpuzlar eskisi gibi yetişmiyor” diye konuştu.

Yorumunuzu yazınız