Başbakan Binali Yıldırım’ın milletvekillerinin tutuklanmasına ilişkin “Yargı kararına saygı” çağrısı, AKP’nin 15 yıllık iktidarı döneminde yargıya yaklaşımındaki çelişkileri hatırlattı. Çıkarını gördüğü yargı kararlarını alkışlayıp tartışılmaz kılan iktidar, hoşuna gitmeyen kararlara da “Bu kararlara uymuyoruz, saygı duymuyoruz” yaklaşımını sergiliyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasından sonra, partinin startını verdiği yürüyüşe ilişkin ilk kez konuşan Başbakan Binali Yıldırım, CHP’den eylemi sonlandırmasını istedi. CHP’nin onayı ile dokunulmazlıkları kaldırdıklarını hatırlatan Yıldırım, “Yargı bir karar vermiş. Dolayısıyla mahkemenin aldığı kararı beğenmesek de saygı göstermemiz lazım. Sokakta iktidarı şikayet etmek, ana muhalefet partisine yakışan bir tavır değildir” diye konuştu.

SAYGI GÖSTERİN!

Yıldırım’ın yargı kararına “saygı” çağrısı AKP’nin bu konudaki çelişkili tutumunu gündeme getirdi. AKP iktidarı boyunca yıllarca yargı ile hep sorunlu ilişkiler yaşadı. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde tutuklanmasını siyasi tarihi boyunca mağduriyet diline çevirdi.

ALEYHİNE OLAN KARARLARI TANIMIYOR

Daha sonraki süreçte AKP’nin kapatılma davasında, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ret kararına rağmen, tepkileri bugüne kadar kesintisiz propaganda aracı haline getirildi. O dönem Erdoğan, “Bizi anti laik bir ortamın savunucusu olarak vasıflandırmayı asla kabul etmek mümkün değil. Asla. Biz demokratik, laik, sosyal, hukuk devletinin güvencesi olan bir partiyiz” açıklamasında bulunmuştu.

Daha sonra 17-25 Aralık tarihinde Erdoğan ailesi dahil kimi AKP’li isimlere yönelik başlatılan rüşvet ve yolsuzluk soruşturması da iktidara yargıyı eleştirme fırsatı tanıdı. Erdoğan o günden beri aleyhine verilen tüm kararları “paralel yargının kararı” olarak baskılama aracına dönüştürdü. Erdoğan’ın “yargı” kararlarına ilişkin övdüğü ve dövdüğü açıklamalarından bazıları şöyle:

HAK YERİNİ BULDU

28 Şubat 2014 tarihinde 17 Aralık soruşturması kapsamında tutuklanan Reza Zarrab ve bakan çocuklarının serbest bırakılmasına ilişkin:

“Bir kısım paralel yargı maalesef çok haksız mesnedi olmayan adımlar attılar ve şu anda ben er geç hak yerini bulacaktır diye bir temennim vardı ve hak yerini buldu. Temenni ederim ki buna benzer birçok mağdur olan insanlar vardı o mağdur olan insanlar da hakkın tecellisiyle bu hapishanelerden bir an önce çıkma imkanı yakalasınlar.”

BUNLAR PARALEL YARGI

15 Nisan 2014 tarihinde MİT TIR’larına ilişkin Adana’da görülen davaya ilişkin:

“Adana’da bir vatansever savcı çıktı. Hem casusluk faaliyetleri hem de hukuksuz dinlemeler konusunda soruşturma başlattı. Bazı zanlılar, gözaltına alındı ve tutuklandı. Aradan birkaç gün geçmeden o paralel çetenin mensupları devreye girdiler. Soruşturmaya müdahale ettiler. Paralel yapının medyası manşet atıyor, paralel yapının yargıdaki uzantıları adeta talimat almışçasına zanlıları serbest bırakıyor.”

YARGIYA SIKIYSA GEL DURDUR DEDİM!

24 Mart 2014 tarihinde şimdi oturduğu Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na ilişkin yargının verdiği kararlar için:

“Artık Yenimahalleli oluyorum. Dünyada örnek Başbakanlık binasından bir tanesini Yenimahalle’de inşa ediyoruz. Bunu da durdurmaya çalıştılar. İş bitmiş, neredeyse Nisan veya Mayıs gibi açılışını yapacağız, bunlar bunu durdurmaya çalışıyor. Her şey bitmiş, neyi durduruyorsunuz. Bunlar paralel yargı paralel. Ben de dedim ki, ‘sıkıysa gel durdur’ dedim, açık söyledim.”

YARGI GEREĞİNİ YAPACAK!

2 Şubat 2016 tarihinde HDP’lilerin hedef gösterilmesi, tutuklama ve kayyımlar öncesi verilen talimat:

“Kesinlikle Anayasa neyi amirse, bunlar için bunu uygulamamız gerekiyor. Yasalar neyi amirse, bunlar için uygulamamız gerekiyor. Yani, ‘Milletvekili oldum, yasaları tanımaz istediğimi yaparım’ anlayışı kabul edilemez. Ben parti kapatılmasına karşıyım. Ancak, partinin yöneticileri, milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, kim olursa olsun, suç irtikap eden bunun bedelini ödemelidir. İşlenen suçlar ortada. Savcılar şimdi bunların dosyasını tutuyor. Yargı gereğini yapacaktır. (…) Şu anda içeride olan belediye başkanları var, davası sürenler var, aynı şekilde belediye meclis üyeleri var. Onlar için de bunların yapılması lazım. Belediye Meclis üyeleri içerisinden seçim yapılmasına fırsat vermeyecek yöntemleri hükümetin geliştirmesi lazım. Hemen gerekli atamayı İçişleri Bakanlığı yapar, süreç de bu şekilde devam eder. Bunun yöntemleri var.”

YARGI GEREĞİNİ YAPTI

6 Kasım 2016 tarihinde 4 Kasım’da HDP Milletvekillerinin tutuklanmasına ilişkin:

“Eğer siz milletvekili gibi değil terörist gibi davranırsanız, terörist muamelesi görürsünüz. Bizim yaptığımız yargının görevini layıkıyla yerine getirebilmesi için gereken desteği vermekten ibarettir. Diğer tüm işlemler yargı ve emniyet mensubu tasarruflarıdır. Bu tasarrufları da yerinde buluyorum.”

AYM KARARINI TANIMIYORUM SAYGI DUYMUYORUM

28 Şubat 2016 tarihinde AYM’nin Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği karara ilişkin:

“Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim ve verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum. Bu bir tahliye kararıdır. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi. Eğer kararında direnmiş olsaydı bu bireysel başvuru veya Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar boşa çıkacak veyahut şu anda tahliye edilmiş olan bu kişiler AİHM’e gideceklerdi.”

DAMAT KARARINA DESTEK!

24 Mayıs 2017’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı’nın serbest bırakılmasına ilişkin:

“Siyasette temizliğin yapılmadığını iddia edenin bunu somut olarak ortaya koyması gerekir. Kalkıp İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın damadını söylüyorsunuz. Bu konu yargıyla alakalı. Yargı denetimli serbestlik kararı vermiş, bunun beraatına karar vermemiş. Yargılama süreci devam ediyor. Bunu kalkıp da şu anda siyasi partinin içerisinde herhangi bir konumu yeri olmadığı halde bu şekilde, AK Parti’ye fatura kesmeye kalkmak kimsenin haddine değil.”