“Alevi Toplumu  ciddi fiziksel, ruhsal, sosyal ve kurumsal yaralar almıştır”

Egemenlerin genel bir özelliğidir.

Öncelikle muhalif görüp yok etmek istediklerini, yok edemeyince, onların hakkında yalan dolan dolu karalama iftira ve kötü gösterme propagandaları yaparlar.

Dahası yok sayar onlar hakkında toplumun doğru bilgilenmemesi için her türlü tedbiri alır ve onlar hakkındaki doğru bilgilere ulaşma kanallarını kapatırlar.

Bütün bunlardan tam sonuç alınamayınca, kendileri onlar hakkında yalan yanlış bilgileri topluma, onlarınmış gibi onların agzından sızdırırlar.

Bunun en çok Alevi Toplumu ve kültürü hakkında yapıldığını Osmanlı ve TC döneminden günümüze kadar gelenlerden görüyoruz.

Buna Manipülasyon diyoruz. Özellikle Osmanlının 15ci y.y. da özellikle Yavuz Sultan Selim döneminden başlayan bu uygulamaları geçen 500 yıllık zaman zarfında öyle vahşet ve katliam dolu uygulamalar yaşanmıştır ki bu karalama kültürü artık egemen kültürün terminologisine öylesine yerleşmiştirki, Alevi olmayanların Aleviler hakkındaki tek bilgileri egemenlerin verdiği, yaydığı kötülüklerin, kaynağı olduklarına dair bilgidir.

Tarihin zaman tünelinden geldik bugünlere. çağın, teknolojinin ve globalleşen dünyanın ortaya çıkarttığı sonuçlardan alevilerde yararlanıp kendileri ile ilgili örgütlenip yazmaya, anlatmaya ve gizlendikleri yerlerden yavaş yavaş çıkarak çevrelerine görünmeye başlamaları, bin yıllık katliam ve asimilasyon politikalarına bir şamar gibi çarpmıştır.

Ama Alevi Toplumu da ciddi fiziksel, ruhsal, sosyal ve kurumsal yaralar almıştır.

Nasıl anlıyoruz bunu?

Mevcut alevi Toplumunda ki dilin kültürün örgütlenmenin, egemenlerin manipulasyonuna kapılma oranından ve onu önemli derecede içselleştirip benimsemesinden anlıyoruz.

Aleviler Tarihlerini objektiv araştırma ve öğrenmeyi kendileri hakkıda yok etme fetvaları verenlerin yazılarından, yönlendirmelerinden ve sunumlarından öğreniyorlar.(dı)

Aleviler özgür ve bağımsız bir kurumlaşmadan ziyade egemenlerin öngördüğü güzergahları ve içerikte örgütleniyor.(du)

Kısa erimli hedeflerin peşinden ve dahası bireysel hesap ve ihtirasların aracı olarak örgütleniyorlar. (dı) Toplumu bir zat kendi içinde manipüle ediyorlar.

Alevi sosyal yaşamını, inançsal Ritüellerini ve felsefik Termilojisini, egemenlerin dizayin ettiği şekliyle topluma benimsetmeye alet oluyorlar.(dı)

Artık bu konularda ,eleştirel ve sorgulayan bir aydınlanma süreci başlamıştır.Yıllar önceki alevi yazar ve kurumları ,egemenlerin yönlendirmesi ve kaynaklarını pek sorgulamadan takrarlıyorlardı.

Bunlara bir kaç örnek vererek ,kadim değerlerimiz ile nasıl oynandığını ve semavi inlerin yaradılış felsefesinin mantığının nasıl yüklendiğini görmekteyiz.

Alevi Kurumlaşmasının tarihsel içeriğini amacıni ve yaşam tarzıni yeteri kadar incelemeden, ismarlama yazılmış yazarların yazılarından ve neşriyatından kaynak topluyorlar ve egemenlerin politikalarına ters düşmeyecek bir dil ve davranışı toplumda öne çıkarıyorlar.

Örnek verirsek: “Yaratılanı severiz, yaradan` dan ötütü”

Büyük ozan Yunus Emrenin bu dizesi ,tüm egemen liderlerin tekerlemesi olarak Alevilere de benimsetilmiştir.

Halbuki doğrusu şöyledir.

Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaratılanı hoş gör

Yaratandan ötürü[1]

Bu nefes ,Yunusun zalimlere söylediği hitap ettiği bir deyiştir. Burada biz severiz demiyor (Çünkü horgören sevmeyen biz değiliz).

“Siz hor görmeyin” manasında söylüyor.

Tarihin geçmişine uzanınca görüyoruz ki Sufilik bir dönemin zenginlik aracı ve simgesi olan ipek ve onun temsil ettiği zenginlik ve saltanat`a bir itiraz olarak doğmuştur. Sembolik olarak zenginliğin kullandığı ipek yerine halkın kullandığı yünü benimsemiştir. Daha sonra Sufiliğin`de bozulmaya başlaması üzerine “Melamilik” ortaya çıkmış ve her türden gösterişi ve simgeyi ret etmiştir.

Büyük ozan “ Yunus Emre” ile devam edelim. Yunus´da yaradan´a serzeniş var.

Ne zamanki ”Tanrı” gönüllerdeki dostluk makamından, kamu´nun tanrısına dönüştürülür ,o zaman Yunus´un tanrıya söylenecek sözü vardır:

Hani o “Kıldan ince Kılıç dan keskince” köprüyü yapıp kulların geçmesini isteyen tanrıya şöyle seslenir:

“Ya düşer, ya dayanır, ya uçar

Kıl gibi köprüden adem mı geçer

Kulların köprü yaparlar hayır için

Hayr budur kim geçerler seyr için”

Bir başka deyişte yine tanrıya hitap ederken;

“Geçmedi mi intikamın öldürüp

Çürütüp gözüme toprak doldurup

Hiç Yunus´dan değdimi sana ziyan

Sen bilirsin aşikare ve nihan

Bir avuç toprağa bunca Kıyl u Kal

Nene gerek ey Kerim.i zul celâl

Burdan güncele atlayalım.

Alevilerin, taraf olma seçimini ve kıstasını inançsal felsefesine ve tarihsel duruşuna ne kadar denk geldiği, uyup uymadığına bir bakalım.

Aleviler egemen kültürün kulvarına girince yukarıdaki “Yunus” dizelerinin anlamı´da soyutlaşıp uçuyor.

Egemenlerin, her şeyi kendi çıkarları için ,kullanma fütürsuzluğu içinde olabileceklerini unutursak ; alet olmaktan yada küçük menfaat beklentilerinin peşinden koşmaktan kurtulamayız.

Bugünkü halimize bakalım, yaşadığımız Anadolu- Mezopotamya`da ki egemen devletlerin hakim politikalarının kulvarında, nasılda dizayn edilmişiz.

Biz tanrı adına ve onun telkini ile hareket ettiklerini söyleyenlerin katliamlarına ve vahşetine bir tarih boyunca nekadar maruz kaldık?

Ama bugün bunların söyleminin ve söylevinin peşinden koşar olmuşuz.

Bizim ced´dimiz birini sevmek için illahi tanrınin onu yaratmış olmasına göremi davranıyordu. Yoksa Adalet ve Vicdanın hukukuna göre mi?

“ Yaradılanı, yaradan´dan dolayı” seveceğini söyleyenler bizi ve egemen ideolojiye uymayan diger inançsal ve etnik grupların, yaradan tarafından yaradılışlarına inanmıyorlardır herhalde ?

Günümüz Türkiyesi, 90 yıllık benimsediği Türk-İslam sentezli ideolojiye uymayan herkesi yaradanın dünyasınin dışına çıkarmış ve inkar küfrü ,sevap gibi sunulmuştur. 90 yıllık esaret ve vahşet dönemine itiraz eden tüm halklar acımasızca katledilip yokluk derecesine getirilmiştir.

Hala devletin en üst düzey yöneticilerinin“ Tek, tek” atışlarının, Tek`lik dayatması altındayken; hangi Alevi kurumu, aydını veya bireyi kendini özgürce ifade edip, kendi değerlerinin ve kültürünün rengiyle bu sistem içinde yer alabileceğinin garantisini  görebilir?

Nüfusunun yarısından fazlası kürt olan, Kızılbaş-Aleviler başta olmak üzere, Alevi toplumu mevcut durumdaki Kürt sorununu kendi sorunları olarak görmez ve taraf olmazsa, kendi inanç sorunlarının çözümünde kim onların haklarının savunmasında yanlarında olacak?

Sistemin her kesimi, farklı farklı, bir birine karşıt hale getirip, kolay yönettiği, nihayetinde kendi devlet ideolojisi dışında kalanların tümünü eriterek yok etmek istediğini hala görmeyecekmiyiz?

 

Artık bilmeliyiz ki Alevi toplumu Kürdü ve Türküyle Kürtlerin haklarının kabul edilmesi mücadelesine ne kadar destek verirlerse ,kendi inanç kimliklerinin ve kültürlerinin kabul görmesinin önünü de açmış olurlar.Türkiyenin daha demokratik ve yasanilir bir ortama kavusmasina katki sunmus olurlar.

Ancak tekçi anlayış bu ülkeden değiştirilip, renkli bir anlayış hakim kılınırsa, sadece yaradandan ötürü değil, var olmak´tan ötürü herkes bir birini gerçek rengi ve sesi ile sevip sayıp , huzur içinde yanyana ve güven ile yaşayacaktır. Bunun kime ne zararı var.

Pandoranın kapağının ağzının açılmaya başladığı bu dönemi insanlık adına mazlumlar kazansın diyorsak, Kürt Alevi ve diğer mazlum konumundaki her kesim elbirliği, güç birligi ve dayanışma içinde söz birliği yapmalıdır ki “ bu ülke” de güneş herkesi aynı derecede aydınlatsın ve ısıtsın.

Kimse ,yok‘lar ve yokluk reddiyesinin karanlığinda yok olup gitmesin.

Gercek hakk olup zuhur etsin.

Bin yıllık esaretin kötü ruhları bu topraklardan kovulsun. Halklar kardeş, kültürler çiçek bahçesindeki güller olup açsın.

Diller, deyişler, bülbüllerin sedası olup arşa yükselsin.

Sevgi aşk olup, nur´ a dönüşsün.

Bu niyet ve bu hizmet ile birşeyler yapmak lazım deyip, söz söyleyene, dik durana, emek verene ve birliği diriliğe dönüştürene hakk yardımcı olsun.

Tarih mekan olsun.

Gerçeğe hü !

Yorumunuzu yazınız