Ana Sayfa Halil Dalkılıç Maraş ağzı: ‘Kurmanciya ma‘

Maraş ağzı: ‘Kurmanciya ma‘

304 views

Geçtiğimiz günlerde Almanya Kürt Enstitüsü Başkanı mamoste Fevzi Özmen’e Kürtçe gönderdiğim telefon mesajının başına yöresel ağızla (Maraş ağzı) ‘merhaba‘ anlamında “Çaxa we bi xêr“ (zamanınız/anınız hayırlı olsun) diye yazdım. Ardından telefonla arayan mamoste Fevzî ile ‘çax‘ kelimesinin yöresel Kürtçe kullanımda ve yazı dilinde nasıl kullanıldığını konuştuk. Mamoste, Kürtçe yöresel ağızların önemine vurgu yaptı ve Maraş Ağzı’nın da belirgin özgünlükleri oldugunu söyledi. ‘Çaxa we bi xêr‘, Fırat’ın batı yakasında yaşayan Kürtlerin günlük konuşma dillerinde çok yaygın kullandıkları ve benim de kullanmaktan hoşlandığım bir selamlama tarzı. Mamoste ile bu konuşmamız bana Maraş Ağzı’na ilişkin tartışmaları hatırlattı.

Kürtlerin dilllerini öğrenme ve geliştirme konusunda, dilin yapısından ziyade dile yaklaşım algısının en ciddi sorunu teşkil ettiğini düşünüyorum. Özellikle bazı yöre ağızlarının, özellikle de Maraş Ağzı’nın, ‘küçümsenmesi‘, bazı ağızların ise sanki doğalında ‘öz Kürtçe‘ olduğu ve diğerlerinin sadece o tarzda konuşmaları gerekiyormuş gibi algılar ile hangi verilere ve ölçülere göre yapıldığı bilinmeyen belirlemeler dilin öğrenilip geliştirilmesine pozitif katkı yapmamaktadır.

Prof. Celîlê Celîl, Horasan Kürtlerinin ‘Sêxişte‘ diye adlandırılan şiirsel söylenceleri için yazdığı bir tanıtımda, bazı alan araştırmacılarının da derledikleri yöresel Kürtçe ağızdan kelime veya deyimler için “aslında şu kelime veya deyimle şunu söylemek istiyorlar“ deyip, orijinal dili kayda geçirmek yerine, kendi bildikleri Kürtçeyle kayıt oluşturduklarını ve bunun çok yanlış olduğunu söylüyor. Prof. Celil, her yöresel ağızdan Kürtçe’nin öncelikle konuşulduğu gibi kayıt altına alınması gerektiğini vurguluyor. (M.Bayrak, Horasan, Özge Yayınları)

Almanya’nın Mainz kentinde Pazarcık Kültür Derneği’nde yaptımız Kürtçe kursta, en çok dile yaklaşımdaki bu türden yanlış algıyı kırmaya çalışıyorum. Yöre Kürtçesini ‘bozuk‘, ‘eksik‘ veya ‘hatalı‘ gören anlayışın bir ‘cahillik‘ meselesi olduğunu söylüyorum. Yıllardır diğer Kürtlerin, Fırat’ın batısında (Maraş, Malatya, Antep, Kayseri, Adıyaman, Sivas) yaşayan Kürtleri bu ağız farklılığından yola çıkarak, ‘daha fazla asimile olmuş‘, ‘dili unutmuş‘ olarak damgalayıp, Kürtçeyi ‘yanlış‘ kullanmakla itham etmeleri gibi tuhaf bir durum sözkonusu. Genel ulusal Kürt basınının yöreye, yöre kültürüne olan ‘ilgisizliği‘ de eklenince, bu yaklaşımlar yıllar içinde bir algı farklılaşmasına, toplumsal değerler konusunda genelden farklılaşmaya yol açmaktadır. Bu algılasal farklılığın kentleşme ve modernleşmeyle derinleştiğini söylemek sanırım yanlış olmaz.

Dilin özgün yapısı, kelime hazinesi ve kullanımı; coğrafya, inanç ve toplumsal üretim ve ilişkilerle bağlantılı doğal bir gelişim seyri izler. Maraş ağzını kimse yöre insanına öğretmedi ve onlar da illa ki böyle konuşalım diye Kürtçeyi bu özgün haliyle konuşmuyor. Bir Botanlı, Mardinli, Rojhilatlı veya Rojavalı Kürt nasıl ki Kürtçeyi özgün yöresel ağızlarla konuşuyorsa, Fırat’ın batı yakası Kürtleri de Kürtçeyi kendi özgün yaşam koşullarının doğal bir ürünü olan özgün bir ağızla konuşuyor; ne hatalı, ne yanlış, ne bozuk, ne de eksik…

Kimse Kürtçenin bir yörede ‘doğru‘, başka bir yörede ise ‘yanlış konuşulduğunu iddia edemez. Böyle bir yaklaşım bilimsel ve sosyolojik olarak anlamsızdır. Kaldı ki böyle manasız bir belirlemeyi kim, hangi ölçülere göre yapabilir ki?

Dil ortaklığı konusunda, özellikle yöresel ağızların bir zenginlik olarak görülmesi ve bunun yanısıra yazı-eğitim dilinin ise ortaklaştırılmasıyla sözünü ettiğim toplumsal algıdaki bütünlüğün gelişimi sağlanabilir diye düşünüyorum. Bu konuda modern devletler bile yöresel ağızları yaşatmaya özel önem vermektedirler. Örneğin; Almanya, Avusturya ve İsviçre’nin önemli bir kesiminde Almanca konuşulur . Her ülke ve hatta bir çok bölge özgün yöresel ağız konuşur ama hepsinin yazı-eğitim dili tektir ve bu sayede hiç bir anlaşmazlık yaşamazlar.

Kürtçe için de hem lehçeler hem de yöresel ağızlar korunmalı ve dilimizin farklı tadları olarak geliştirilmeli ama bunun yanısıra ortak bir yazı-eğitim dili geliştirmemiz de ortak algılarımızın kalıcılaşması, gelişmesi ve birbirimizi daha iyi anlamamız için önemli.

Pazarcık Kültür Derneği’ndeki dersimizde, “Qa mawên zimonî ma şoş a, kêm a, xiraw a!.. Kurmanciya ma pir rind a û na şoş a!“  diyorum ve anlatmaya çalıştığım Kürtçe alfabeyi,  Yeni Özgür Politika gazetesinin Kürtçe sayfasındaki başlıklarla karşılaştırıp izah edince; kursiyerlerin yüzlerinde gülümsemeyle “harê aw jî mîno Kurmanciya ma ya“ dediklerini duymak, beni de mutlu ediyor. Harê Kurmanciya ma rind a!..