PAYLAŞ

Bu topraklarda bin yıllardan bu yana kaybolmamış, buralarda hep görünür olabilmiş kadınlar ve onların mücadelesi var. Yeter ki toprağa feminizm çapası vurulsun. Karşımıza çıkan büyüleyici, devasa, köklü bir kadın tarihi olacak. Bacıyan-ı Rum Teşkilatı bunlardan sadece biri.

Aşık Paşazade, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında dört zümre (tabaka, ‘sınıf’) olduğundan bahseder. Gaziler, Ahiler, Abdallar ve Bacıyan-ı Rum. Rum kelimesi bugünkü Anadolu demek.

Bacıyan-ı Rum teşkilatı, Ahi toplumunun içinden çıkmış, Ahi kadınlarının örgütlü olduğu kurum. Teşkilat, erkeklerden bağımsız. Ünlü Fatma Bacı tarafından kurulmuş.

Ahi Evran, 1200’lü yılların başında Kayseri’ye gelir. Ahilerle teşkilatlanır. Kayseri’de çarşı kurar, bu kapsamda çeşitli mesleki örgütler çerçevesinde teşkilatlanır. Ahi Evran, Ahilerin inançsal, ekonomik, sosyal ve örgütsel liderdir. Fatma Bacı ile evlidir. Fatma Bacı, Ahi toplumunun örgütlenme biçiminin aynısını Ahi kadınlar için uygular. Sonuç harikadır.

Bu örgüt Bacıyan-ı Rum teşkilatıdır. Fatma Bacı ve kız kardeşi Amine Bacı, babalarının kadın erkek eşitliğine inanmasından dolayı çok iyi eğitim alır, toplum içinde her türlü faaliyete açıkça katılıp, destek olurlar. Amine hanım bir vezirle evlenip Şam’a yerleşir. Boşandıktan sora da orada yaşamaya devam eder, irşat, tarikat dersleri verir.

Fatma Bacı özellikle örgütçüdür. Ahi tekke ve zaviyelerinde çalışır. Dönemin önde gelen kadın ve erkekleriyle irtibat halinde, siyasi hayatın bizzat içindedir. Babası ve kocası olan erkekler dönemin önemli siyasi karakterleridir.

Fatma Bacı’nın kurduğu, onlarca bacı ile beraber büyütüp güçlendirdiği Bacıyan-ı Rum örgütü dokuma, örme alanlarda kendi atölyelerini kurar. Bu atölyeler kadınlara ekonomik olarak bağımsızlık sağlar. Yeniçerilerin bükme başlıklarının (Ak börük) kaynağı bu teşkilattır.  Yeniçerilerin kıyafetlerinin kaynağı da bacı atölyeleridir. Osmanlının askeri üniformasını bacıyan teşkilatı üretmiştir.

Bacıyan-ı Rum’un erkeklerden bağımsız askeri birimi de vardır. Savaşçı kadınlar dönemin askeri eğitimini buralarda alır. Binicilik, atıcılıkta ustadırlar. Ahiler Türkmenlerden oluştuklarından ve henüz İslam’ı kabul etmeye başladıklarından hala eski Türk geleneklerinin (aynı zamanda göçer olmanın) etkisi önemli oranda devam etmekte. Kentlerde kadınların evlere kapatılıp çalıştırılmamasına henüz rastlanmaz.

Savaşçı kadınlar başka yerlerde de vardır. Harzemlilerle Iraklılar arasındaki savaşta “Harzemli kadınlar zırhları giyindi, her kadın 50 Iraklıyı önüne katıp sürdü” bilgisi tarihe düşmüş durumda. Dulkadiroğulları Beyliği’nin 30 bin kadın askere sahip olduğu söylenir.

Ahiler dini sohbetlerini kadın erkek birlikte, aynı meclislerde yapıyorlar. Hayatın her alanında beraberler. Anadolu’ya gelip Ahilerin tekkelerinde kalarak onlarla tanışan Hace Bektaş-ı Veli kısa zamanda Ahilerin dostluğunu kazanmış ve ortak fikirleri dolayısıyla sadece inançsal değil siyasal olarak aralarında sıkı bağlar kurulmuştur.

Bacıyan-ı Rum’u destekleyen, Kadıncık Ana ile yoldaş olup yeni bir sürek kuran, kadınları önemseyen, özellikle bu iki kadınla ortak mücadeleleri nedeniyle öğretisinde kadın erkek birlikte varoluşu öne çıkartan Hace Bektaş kadınların özgürlüğünü ve eşitliğini önemsemiş, sonraki yıllara geçmesi için bunu sahiplenmiş, özel olarak dillendirmiştir.

Aynı dönem Konya’da yaşayan Mevlana yazık ki bu durumdan siyasal ve inançsal olarak zerre kadar etkilenmemiştir. Kadın erkek birlikte sohbet meclisleri kuran Ahilerden rahatsız olmuş, onları iktidara şikâyet etmekle kalmamış, Bacıyan-ı Rum örgütünde yer alan kızı Melike Hatun’u yakın arkadaşı Şems’in etkisiyle buradan alıp eve kapatmıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Ahi ve Alevi karşıtı iktidarına yakınlığı ile bilinen Mevlana, Konya’da Moğulların saldırısına direnmek yerine güçlünün yanında yer almayı seçer.

Bacıyan-ı Rum teşkilatı başta olmak üzere Moğul saldırısına karşı Ahiler Kayseri’de destansı direniş sergiler. 15 gün direnir, sonunda yenilirler. Kadın erkek savaşçılar esir alınır. Fatma Bacı esirler arasındadır. Uzun yıllar süren esaret sona erince Anadolu’ya döner.

Selçuklu devletinin 5 yıl tutukladığı kocası Ahi Evran serbest kaldıktan iki yıl sonra öldürülür. Fatma Bacı o sırada Anadolu’da geniş çevre edinen yoldaşı Hace Bektaş’ın yanına gider. Ortak mücadelelerini sürdürürler.

Anadolu’da kadın mürşitler, analar, bacılar hep varolagelmiş.  XVI. yy’da İstanbul’da “Ayşe Bacılar” adlı kadın tarikatından bahsedilir. Alevilikte de ana-bacılar vardır.

Moğullar Ahilere düzenli olarak saldırır.  Ahiler saldırılardan korunmak için köylere, kasabalara, uç bölgelere göçer. Oralarda kadın savaşçıları ve ekonomik örgütlerini var ederler. Uç beylikler kadın savaşçılar ile ünlüdür. Sonraları Osmanlı’da rastlayacağımız uç bölgelerdeki kadın savaşçılar Bacıyan-ı Rum teşkilatının devamcılarıdır.

Bacı, Anadolu’da kadınların birbirleri için kullandıkları bir kavram.

Bugün ecdadına sahip çıktığını söyleyen saray yandaşı erkeklere bir soru! Anadolu kadın erkek eşitliğine inanan, sosyal, ekonomik bağımsızlığına sahip, elinde kılıç at sırtında savaşmaktan geri durmayan kadınların olduğu medeniyetlerin diyarı. Siz hangi ecdattan bahsediyorsunuz?

Kadınları cariyeleştirerek haremlere dolduranlardan mı?

Bizim ecdadımız kadınların haremlerde erkeklere sunulmasına karşı at sırtında silahla direnen kadınlardır.

Bizim ecdadımız kendi inanç süreklerini kurabilecek kadar güçlü kadınlardır. Ve o kadınlarla beraber zalime karşı omuz omuza direnen erkeklerdir.

Yorumunuzu yazınız