Tarım kentinden sanayi kentine dönüşen Aliağa’da, ağır sanayinin yarattığı kirliliği tanımlayan Horozgediği köylüleri, “Oksijeni unuttuk” diyerek, köydeki ölümlerin yüzde 10’unun kanser nedeniyle olduğunu söyledi.

İzmir’in Aliağa ilçesi şehir merkezinden, sanayi bölgesine doğru yol alırken, henüz fabrikalar görünmeden ağır yağ kokusu rahatsız etmeye başlıyor insanı. Sağlı sollu zeytin ve bodur çam ağaçları arasında devam eden yolda ulaşılan fabrikalar bölgesinde, gökyüzü fabrika bacalarından tüten dumanın etkisi ile oluşan kirli bir sis bulutunun esareti altında. Sırayla görünmeye başlanan fabrika bacaları arasında İzmir Demir Çelik Fabrikası’nın (İDC) elektrik ihtiyacını karşılamak için kurulan Termik Enerji Santrali, bölgenin nefesini kesercesine çalışıyor. Yine tepeleri kuşatan Rüzgar Enerji Santralleri (RES) ile ağır tonajlı araçların yaydığı egzoz gazı ve yarattığı toz da cabası.

Aliağa’da hurda başta olmak üzere sanayi alanında kullanılan hammaddeden işlenmiş maddeye kadar tüm ürünleri taşıyan araçlar, bir birini takip ediyor.

TARIM KENTİNDEN SANAYİ KENTİNE DÖNÜŞTÜ

Aliağa’da biri yapım aşamasında 2 termik santral ve liman işletmelerinden demir çelik fabrikasına 84 adet sanayi işletmesi yer alıyor. Nüfusu 92 bine yakın olan kent 1970 yılında başlanan sanayileşme ile birlikte bugün tamamen tarım kentinden sanayi kentine dönüşmüş durumda. Sanayileşme ile birlikte Aliağa’da en fazla zararı ise, Horozgediği köyü sakinleri görüyor. Köy ova statüsündeki bölgede sanayileşme öncesi armut ve zeytin ağaçlarının yoğunluğu, tahıl ve sebze tarımı ile biliniyordu. Ancak bu gün ise, ağır sanayinin etkisi altında verimsiz topraklarda tarım yapılacak gibi değil.

BÖLGEDE ÖLÜMLERİN YÜZDE 10’U KANSERDEN

Köyde ölümlerin yüzde 10’unun kanser hastalığından kaynaklandığı hastane raporlarına da yansımış. Raporlara yansıyanın yanı sıra bugün 300 kişi olan nüfusun da yüzde 10’luk bir kesimi ya kanser tedavisi altında ya da solunum rahatsızlığı tedavisi görmek zorunda. Bunun yanında köylüler “Kanser Köy” tanımlanmasından rahatsız.

‘SANTRALLERİ DEĞİL BİZİ ‘VEBALI’ GÖSTERDİLER’

Köylerinin “Kanser Köy” olarak tanımlanmasına tepki gösteren Ferdi Turan (40), babasını kanserden yitirdiğini ifade ediyor. Köylerinin bu şekilde anılmasının toplumda yanlış anlaşıldığını belirten Turan, “Tüm köylüler kansermiş gibi bir algı yaratılıyor. Evet doğrudur burada bu santraller yüzünden biz hastalıklara karşı mücadele veriyoruz. Ama gelip bu santrallerin bizi düşürdüğü durumu yaymaktansa, bu santrallere karşı mücadelemizi vermektense bizleri ‘vebalı’ gibi gösteriyorlar” diyerek tepkisini dile getirdi.

‘BU ZEHİR SAÇIYOR, BİZ YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Köylülerden Özcan Boro da, köyde ölümlerin yüzde 10’unun kanser nedeniyle olduğunu ifade etti. Yaşadıklarının yeni olmadığını belirten Boro, sanayi bölgesine işaret ederek, “Bu zehir saçıyor. Biz de burada yaşamaya çalışıyoruz” diye konuştu. Köylülerin göç etmekten başka çaresi kalmadığını belirten Boro, yıllardır sanayi bölgesinin ve termik santralin yaydığı zehir nedeniyle köylünün tarım dahi yapamaz hale geldiğini dile getirdi. Sorunun çözüleceğine inançları kalmadığını belirten Boro, köylülere tek çare olarak ellerindeki toprakları da sanayicilere satmanın kaldığını aktardı.

‘OKSİJENİ UNUTTUK’

“Zehir soluyoruz. Zehir” diyen Remzi Okay 74 yaşında ve son 10 yıldır kanser tedavisi görüyor. Okay, yıllardır santral ve sanayi alanında zehir saçan fabrikalara karşı mücadele ettiğini ancak artık mücadele edemeyecek hale geldiğini ifade etti. Hastalığı nedeniyle zor günler geçirdiğini belirten Okay, devletin sanayi için attığı adımın kendi hayatlarına mal olduğunu ve köylerini yok ettiğini dile getirdi. “Oksijeni unuttuk” diyen Okay, yetkililere de tepki gösterdi.

ARMUT VE ZEYTİN KOKUSU YERİNİ YAĞ KOKUSUNA BIRAKTI

Bölgede İDC tarafından yapılmak istenen ikinci termik santralin kurulacağı yeri gösteren Ertan Atay da, “Eskiden bizim köye yaklaşıldığında mis gibi armut ve zeytin kokusu gelirdi. Ya şimdi her yer yağ kokuyor. Pislik kokuyor” diyerek tepkisini dile getirdi. Fabrika atıklarının tarım arazilerine zarar verdiğini belirten Atay, amonyak gübresinin tarım toprağına zarar verdiğini ve artık topraklarında bir şey yetişemez hale geldiğini ifade etti. Köylüye gitmekten başka çare bırakılmadığını dile getiren Atay, “Buraya hemen köyün dibine ikinci santrali kuracaklar. Köylü ektiğinden kazanmıyor. Toprak da iyice verimsizleşti. Şimdi tüm köylüler ellerinde kalan toprağı da bir an önce satıp kaçmanın hesabını yapar hale geldi. Ya burada açlıktan ya da kanserden ölecekler. Başka şans tanınmıyor” dedi.

Ahmet Kanbal – dihaber