Kürt siyasetçilere dönük operasyonlar kapsamında tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, avukatları aracılığıyla mektup gönderdi. “Umudu büyütmek bizim elimizde” diyen Tuncel, mektubunda şunları dile getirdi:

“Zor zamandan geçiyoruz. Ama önemli olan böylesi zamanlarda güçlü ve moralli olmayı başarmak, geleceğe dair umudu büyütmek, özgürlük ve eşitlik mücadelemizin mutlaka başarıya ulaşacağı inancını sadece kendinde saklı bırakmadan toplumla paylaşmaktır. Tarihin her döneminde egemenler, kendi iktidarları için ezilenlere, emekçilere, halklara baskı ve zulüm uygulamıştır. Ama tarihin her döneminde bu zulme karşı direnenler de olmuştur. Tarihi tarih yapan işte bu itiraz, bu duruş ve direniştir. O nedenle yaşadığımız süreç, demokratik siyasete yönelik baskı özellikle partimize DBP’ye yönelik baskı politikası bu açıdan değerlendirmeyi hak ediyor.

Herkes için değil iktidar için adelet!

Bu arada bugüne kadar bol bol okuma fırsatı buldum. Şimdiye kadar 50 kitap okudum. Fatmagül Berktay’ın ‘Dünyayı bugünde sevmek’ kitabı süreci değerlendirmek açısından oldukça ufuk açıcıdır. Arendt’in totalitarizm üzerinde yazdıklarını ele almış. O kitapta toplumun nasıl politikasız bırakıldığına, insanların fuzulileştirilmesi, hukukun dışına itilmesi, toplama kampları ve nasıl bir hakikat sorularına verilen cevaplardır. Bireyin var olmasını, o bireyin kamusal alanda söz söylemesi eleştiri ve önerilerde bulunması ile açıklıyor. Şimdi bizim siyasetimiz, siyasetçilerimiz bu kamusal alanın dışına itiliyor, on binlerce siyasetçi bir nevi toplama kampı diyeceğimiz zindanlara atılıyor. Hukuk, egemen iktidarın siyaseti dizayn etme, muhalefeti hizaya çekmek yani herkes için adalet değil, iktidar için…

Ben varım demek…

DBP ve HDP’nin kamusal alanda görünmez kılınması, gözaltı ve tutuklamalar dışında haberlere konu olamaması, Türkiye’nin 3’üncü büyük partisi olmasına rağmen altı milyon insanın desteklediği bir siyasi partinin sözünün, etkinliklerimizin yok sayılması gibi… Birçok gelişmeye baktığımızda giderek totalitarizme kayan bir rejim inşasıyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ancak burada önemli olan bütün bu yok sayma, baskı ve zulüm politikalarına karşı durmak, ben varım demek özgür bir gelecek isteyenler için çok kıymetlidir. Umudu büyütmek, başka bir yaşamı mümkün kılmak bizim elimizde ve bunun için de çok çalışmak gerekir.

Halkımızın mücadelesi doğa gibi…

Bu yıl 8 Mart ve Newroz kutlamaları bize yaşam alanı bırakmayan, nefesimizi kesmeye çalışan egemen sisteme karşı çok güçlü bir cevap olmuştur. Her ne kadar bu yıl alanlarda olmasak da, alanlardaki o duruşu moral ve coşkuyu buradan hissettik. Geleceğe daha bir umutla bakmaya başladık. Ben 10 yıl öncede bu zamanlarda zindanlardaydım. Belki tesadüf o zamanda da Kasım’da tutuklanmıştım. Büşra hoca tutuklandığında, ‘Sebahatçiğim benim kaderim 40 yılda bir tutuklanıyorum’ demişti. Ben de 10 yılda bir tutuklanıyorum. Umarım alışkanlık olmaz. Zindanda olmamdan dolayı doğanın yeniden uyanışına tanıklık edemedim. Ben en çok baharı karşıladığımız ilk günleri, doğanın uyanışını, ağaç dallarının yeşermeye başlamasını severim. Ama bu yılı havalandırmada gri bir hava dışında bir şey görmedim, Bahar gelmemiş gibi. Yağmur çok yağdı ama toprak olmayınca… Nasıl doğa bize her güzellik sunuyorsa, halkımızın mücadelesi de tıpkı doğa gibi canlı, diri, her gün yeni gelişmelerin müjdesini veriyor bize.”

Sebahat TUNCEL
Silivri Kapalı Cezaevi