PAYLAŞ

HALK OZANLARINA SORULAR

Sizce “Halk Ozanlığı” neyi ifade ediyor?

Halk ozanı halkın içinde yetişen, bulunduğu bölgenin kültürel değerlerini kuşaktan kuşağa aktaran ve geleceğe de kültür üretendir. Yani hem kültür taşıyan hem de kültür üreten birer kültür elçileridir. Kaynağını da halkın duygu ve düşüncelerinden, yaşantısından alır. Böylece halkın her türlü sorunlarını, isteklerini, acılarını, sevdalarını, ayrılıklarını, özlemlerini, kahramanlıklarını, ağıtları, yaşanan olay ve afetleri, gurbet, sıla özlemi gibi duyguları söze döken, halk edebiyatını oluşturan ve eserlerini sazlı ve sözlü icra eden halk şairlerine, bu özelliklerinden dolayı Halk Ozanı denmiştir. Yani sistemin değil halkın sanatçısıdır. Kısaca ifade edersek halkın söyleyen dili, işiten kulağı ve gören gözüdür. Söyledikleriyle yaptıkları paralellik gösteren, cesur, bilge, haksızlığa, çarpık sisteme karşı hep muhalif olan, Hakk’ın ve halkın yanında yer alan,  bedel ödeyen halkın diliyle konuşan, halkı bilinçlendiren, halka yön veren önderlerdir.

Halk Ozanlığının tarihsel geçmişiyle ilgili bilgileriniz nelerdir? Halk Ozanlığı sizce ne zaman ve nasıl başlamıştır?

İnsanlığın var oluşuyla birlikte ozanlık da var olmuştur. Çünkü “Balık susuz, halk ozansız olmaz.” İnsanın var olduğu her devirde, her çağda haksızlıklar hep olmuştur. Dünya var oldukça ulusların ozanları ve şairleri de olacaktır.  Halk ozanlığı, Anadolu’da toplumun öncüsü olmuş bir gelenek, halka mal olmuş bir kültürdür. Yaşamını halkla birlikte idame ettiren ozan, sazıyla sözüyle halkın sesidir. Ozan da haksızlığa karşı muhalifliğini hep yapmıştır. Halkının yanında yer alarak, halk önderliğini yerine getirmiştir. Toplumdaki olumlu ya da olumsuz gelişmeler, ozanın sazına, sözüne ve sesine konu olur. Ozanlarımız toplumun sorunlarını dile getirmek, olup biteni daha erken görme ve gelecek nesillere mesaj verme özellikleriyle de tanınmıştır. Böylece halka mal olmuşlardır. Ozanlık geleneğinde tabiat sevgisi vardır, halk sevgisi vardır, vatan sevgisi vardır, Hak sevgisi vardır. Halkın bağrından kopar ve temsil ettiği toplumun sorunlarını, mesajlarını sazıyla ve sözüyle anlatır. Yaşadıkları dönemlerde her halk ozanının farklı bir yeri vardır. Ama tüm halk ozanlarımızın buluştuğu yer, halkın gönlüdür.

Tarih boyunca ozanlık ve halk edebiyatı çeşitli dönemlerden geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Âşıklık, halk ozanlığı geleneği de süreç içinde siyasi ve ekonomik sorunlar yaşasa da Türk kültürünün vazgeçilmez simgelerinden biri olma özelliğini daima korumuş ve korumaktadır. Ozan, içinde var olduğu toplumun bir bireyi olarak, o toplumun genel-geçer kültürel birikimlerini edinir. Bir bireyin kişiliği, yaşama bakışı, olgu ve olaylara karşı duruşu, tepkisi veya etkisi hep edindiği kültürel birikimin özelliklerinden izler taşır.  Dolayısıyla da; bir ozan da, ürettikleri eserlerin içinde, edindiği kültürel birikimi az ya da çok yansıtır. Ozan ürettikleriyle, evrenseli yakalayabilirse o artık yerelliği aşmış olur. Söylemleri genelin sorunlarını, isteklerini, tepkilerini, uyuşmazlıklarını, protestolarını yansıtır. Bunu yaptığı oranda evrenselleşir veya dünyasallaşır.

Çağımızda olmasa da yakın geçmişin önemli bir sorunudur.

Çocukluk döneminizdeki ailesel ve çevresel şartlarınız nasıldı? Köyde mi, kentte mi doğup-büyüdünüz?

 

Çorum merkeze bağlı Bektaşoğlu Köyünde doğdum ve ilkokulu köyümde okudum. Çiftçilikle uğraşan, dokuz çocuklu bir ailenin çocuğuyum. 12 yaşında orta ve yüksek tahsilimi yapmak için köyümden ayrıldım. Köyümüz Alevi-Bektaşi felsefesini yaşayan küçük, yoksul, insani değerleri yüksek, geleneklerine bağlı yaşayan bir köydü. Çocukluğum çok güzel geçti. Çevresel şartlar kötü değildi. Yokluğun dışında. Köyümüzün insanı birbirine saygılı ve hiçbir kötü olay yaşanmamış güzel bir köydü. Köyümün insanlarıyla da hala da gurur duyarım. Edep, erkân bilen temiz bir çevrede yetiştim. Alevi – Bektaşi yaşam felsefemize kattığı örf ve adetler inançla uygulanırdı. Köyümde hiçbir ahlaksızlığa, hırsızlığa ve dövüş-kavgaya rastlamadım.  Büyüklere saygı esastı. Yardımlaşma mutlaka olurdu.

Öğrenim durumunuz nasıldır?

Öğrenim durumum çok iyi idi. Okulun birincisiydim. Hayatta en büyük şansım ilkokul öğretmenim Hüseyin Türkoğlu’ dur. Başarılı bir öğrenci olduğum için bizzat aileme gelerek okutulmamı istemişti. Sayesinde ailemizde okuyan tek çocuğum. Öğretmenime sonsuz minnettarım.

Bir Alevi ocağına bağlı mısınız? Sarımecdin ocağı Leşgeroğlu taliplerindenim.

Küçüklüğünüzde ve gençliğinizde cemlerde bulundunuz mu? Dedeler, Zâkirler, mürşitlerle bir arada yaşadınız mı? Sizce dedeler kimlerdir?

Ben ilk olarak 9 yaşlarında iken Dede ve Zâkirlerin yanında bulundum. İlkokul 3. sınıfta iken Şah Hatayı, Pir Sultan ve Kul Himmet’ten 40 tane deyiş ezberledim. Okuyacağım deyişleri babam seçiyordu. Sesim güzeldi. Bu deyişleri sana cem de okutacağım dedi. O zamanlar saz çalmayı bilmiyordum. Sadece sazsız sesimle okurdum. Yaklaşık bir ay cemler sürüyordu ve dede civar köylere de gidiyordu. Dede babamdan ve öğretmenimden izin aldı (öğretmenim dersleri iyi zaten dedi yaklaşık bir ay okula gidemedim.) Babamla beraber, Zâkir ve dede köy köy cemlere gidiyorduk. Bizim köy ve çevre köylere gelen Dedeler Leşgeroğlu olarak isimleri geçerdi.  Yani köyümüz ve çevre köyler Leşgeroğlu talipleri idi. Küçük yaşta cem ortamında bulunmam tasavvufi, mistik bir kültürle tanışmamı sağladı ve hayat felsefemin gelişmesinde dönüm noktası oldu. Ben küçük yaşta birden olgunlaştım. Okuduğum deyişler her dizesi sanki bir atasözü gibi öğretici ve eğiticiydi. Bilmediğim sözcükleri babama sorardım ve cevabını alırdım. Cemlerde yapılan ritüelleri merak ederdim. Görgü cemi yapılırdı. Dargın olanlar barıştırılırdı. Halk Mahkemesini ben cemlerde öğrendim ve çok etkilendim. Yol kardeşliği (musahiplik) gibi paylaşımcılığı, yardımlaşmayı, yalan konuşmamayı, inanca bağlılığı, eline, diline, beline sahip ol sözünün, Alevi geleneksel kültürünün tam da özünü oluşturduğunu öğrendim.  Irk, din, dil ve cinsiyet ayrımı yapmadan 72 millete aynı nazarla bakmak düsturu. Tüm bunlar evrensel değerlerin ta kendisi olduğunu öğrendim. İyi ki bir Alevi ailesinde dünyaya gelmişim. Dört Kapı, Kırk Makam yaşamın ta kendisi ve güçlü bir insan karakterinin mayasını oluşturduğunu anladım. Deyişleri çok sevdim. Ortaokul hayatına kadar sürdü. Yetişkin dönemimde ise, sazımla birkaç defa cemler de bulundum. Tam anlamıyla zakirlik yapmadım.

En çok hangi ozanların şiirlerinden etkilendiniz?

Şah Hatayı, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Nesimi, Genç Abdal, Kazak Abdal, Harabi, Yunus Emre,  Kul Fakır, Teslim Abdal, Karacaoğlan, Âşık Veysel, Hüdayi, Derviş Kemal, Mahzuni Şerif, Sefil Selimi, Ali Cemali vs.

En çok okuduğunuz ya da dinlediğiniz kitaplar hangileridir?

Geçmişteki ozanların ve günümüz ozanların kitaplarını mutlaka okurum. Ayrıca araştırma, edebiyat, psikoloji, dini, felsefe kitapları da okurum.

İlk şiir tecrübeleriniz nasıldı? Ne zaman şiir yazmaya başladınız?

Ortaokul son sınıfta idim.1985 yılında ilk şiirimi yazdım. (1985 yılı – Yunus Emre Sevgi Yılı olarak ilan edilmişti. TRT‘nin THM Gençlik Korosu sınavına girmiştim.) Sesim güzel olduğu için eğitimim boyunca okul müsamerelerinde solo türkü okurdum. Babamın da sesi güzeldi ve muhabbetlerde babam çok güzel uzun hava türküler okurdu. Mutlaka bana da söyletirdi. Kulak kafiyem gelişmişti. Ozanların şiirlerini, türkülerini ezberlerdim. İlk şiir tecrübem pek parlak değildi. Çünkü kelime hazinem zengin değildi. Yazdığım şiirler içerik olarak çok basitti. Edebi konuda fazla bilgili değildim. Lise ve Yükseköğrenimden sonra halk edebiyatı ile ilgili bilgilerimi edindikten sonra ve yaşamın da öğrettikleri ile güzel şiirler yazmaya başladım.

Bade içme gibi bir durumunuz oldu mu? Sizce size bu ilham nasıl geldi?

Hayır. Badeli âşıklardan değilim. Güzel sanatların genetik olduğuna inanırım. Ailemin de müziğe olan sevgisi, genetik olarak çocuklarına geçmiştir. Tamamen sesi güzel bir aileyiz. Babam irticalen taşlama türünde demeleri vardı.

Ozanlıkta bağlamanın yeri nedir? Sazsız ozanlık olabilir mi? Bağlama dışında bir çalgı kullanıyor musunuz?

Bağlama dışında bir çalgı aleti kullanmıyorum. Ozanlıkta bağlamanın önemi büyüktür. Türk kültürünün sembolüdür ve Orta Asya’da Kopuz olarak bilinir. Ozanlar eserlerini mutlaka sazla icra ederler. Böylece halkın daha çok belleğinde yer ederek ilgisini ve beğenisini de kazanmayı sağlamış olurlar. Özellikle Alevi geleneksel kültüründe saz/bağlama eski Türkmen geleneğinde büyük yer tutar, koşuk sagu deyiş kültürü Türkmen kültürüdür. İbadetler saz eşliğinde yapılır, semahlar dönülür. Saz ozanlar için “Telli Kuran’dır”.

Şiir yazarken özendiğiniz, örnek aldığınız, ozanlar kimlerdi?

Çorum’lu ozanlardan Kemal Özgür, Âşık Cefai, Hayri Ucar, Hamdi Gardaş, Karacaoğlan, Pir Sultan, Âşık Veysel, Hüdai. Mahzuni Şerif. Derviş Kemal. Sefil Selimi vs.

Dünyaya bakışınız, insan, tabiat hakkındaki fikirleriniz nelerdir?

Yaşam felsefem gereği 72 millete aynı nazarla bakan, sevginin, barışın, hoşgörünün, adaletin hâkim olduğu, bilimsel, aydınlanmacı ve sorgulayıcı bireylerin var olduğu, sınırların kalktığı, insan odaklı bir dünya düzeninin kurulması özlemi içerisindeyim.

İnsan doğada varlık bulan ve yaşamını sürdürebilmesi için de, zaruri olarak tabiatla ilişki içinde olmak durumunda olan bir canlıdır. Bu ilişki tamamen doğa içinde gereksinimlerini karşılamaya dönüktür. Yani insan doğaya muhtaç bir canlıdır.

İnsan, ekosistemin bir parçasıdır. Diğer canlılarla birlikte aynı besin zincirinin bir halkasını oluşturmaktadır. Bu yönüyle insan, dış çevreye bağımlıdır ve tabiatın yasalarına boyun eğer.  İnsan zaman zaman doğaya hükmetmeye kalkışsa da bunu 21. yy. da bile tam olarak başarabilmiş değildir. 2011 yılında Japonya’da yaşanan korkunç tsunami olayı buna bir örnektir.

Tabiat, hem kutsal bir yalınlığa hem de manevi bir çocuksuluğa sahiptir. Sonsuz hakikatlerle ve güzelliklerle dolu açık bir kitaptır okumasını bilene. Tabiat baştan çıkarıcı güzelliğe sahiptir ama insanı yoldan çıkarıp kötü yola sürüklemez. Fakat insan tabiat ile savaş veya barışta bir kavga halindedir. Modern insan tabiata baktığı zaman tefekkür etmekten ziyade bir yıkım ve ardından dikilecek binalar hayal eder. Para gelecek yerden tahribat esirgenmez. Bunun soncu olarak tabiat semavi gerçekliğin bir yansıması olmaktan uzaklaşacaktır.

Bunun yanı sıra insan, özgür seçmelerinin kaynağı olan aklı da vardır ve aklıyla bir kültür dünyası yaratmıştır. Kendisini doğanın sınırlandırmalarından kurtarmış ve onun bir parçası olmaktan sıyrılmıştır. Bir yandan fizyolojik gereksinimlerini, öte yandan tinsel gereksinimlerini karşılamak isteği, insanın bu gereksinimlerini kendi estetik beğenisiyle bütünleştirerek çevresini şekillendirmesinde önemli rol oynamıştır.

Şimdiye kadar katıldığınız yarışmalar hangileridir?

Şimdiye kadar İki defa katıldım. Daha sonraları yarışmalara katılmayı doğru bulmadım. Çünkü ozan veya sanat üreticileri özgür olmalı. Kısa bir zamana ve şartlanmaya maruz bırakılmamalı. Hissedilerek yazılmalıdır. Şiir bir yazım sanatıdır duygu ve bilgi birikimi ister. Yaşamadan, özümsemeden ve konuyla ilgili bilgi birikimine sahip olmadan sipariş usulü şiir yazamazsınız. Yazılsa da yapay kalır. Şu tarihte şu konuyu yazalım diye şiir yazılmaz ve bunu da bir yarışa dönüştürmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Fakat ozanın, aceleye gelmeden veya yarışma moduna girmeden önceden yazdığı şiir, yarışma konusunu oluşturmuşsa. Yarışmaya o şiiri ile katılmalıdır. Bu düşüncem konuya yabancı olan ve konuyla ilgili bilgi birikimi olmayan ozanlar için geçerlidir. Şiir, sadece kafiyeleri alt alta dizmekle olmaz. Sanatın her dalında olduğu gibi şiirin de bir ritmi, ahengi vardır, konuya tam hâkim olmak zorunluluğu vardır.

Aldığınız herhangi bir ödül var mı?

Çok var. Katıldığım festivallerde, şenliklerde ve özel gecelerde, eğitim ve yardımlaşma yararına yapılan etkinliklerde aldığım plaketler, onur belgelerim var.

Yayımlanmış kitabınız var mı? Kasetiniz var mı?

2015’de basılan, ”Işık Damlası” isimli bir kitabım var ( Mayıs 2015). 1- “Gel Heri Heri”, 2- “Al Başına Çal Dünyayı” isimli iki kaset albümüm var. 3- “Kadın Âşıklar” karma bir albüm Cd var. 4- Yeni bir albüm çalışmam devam ediyor. (Mayıs 2017)

Türk Tarihi hakkında bilgi sahibi misiniz? 

Türk tarihi, günümüzdeki Türk halklar’ın ve yabancı halkların arasında zamanla erimeden önce Türk dilini konuşmuş olan Türk topluluklarının ortak tarihidir. Göktürklerden önce var olmuş Türk dili konuşan topluluklar bazı tarihçiler tarafından, Türk tabiri yerine Ön Türk tabiri ile anılır.

İslamiyet Öncesi Türk Tarihi: Türkler, dünyanın en eski, asil, büyük devletler kurup, pek çok ünlü şahsiyetler yetiştiren medenî milletlerinden biridir. Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes’in Türk adlı oğlunun neslindendir. Tarihî şahıs, boy ve millet adlarının oluşumuna göre, Türk kelimesinin aslı “türümek” fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında “türük” ve nihayet hece düşmesiyle “Türk” kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu’da bir kısım göçebeler de yürümekten “yürük” adını almışlardır. Türk kelimesi, ayrıca, çeşitli kaynaklarda; “töreli, töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam” manalarında kullanılmaktadır. Coğrafi ad olarak Turkhia (Türkiye) tabiri ise altıncı yüzyıldaki Bizans kaynaklarında, Orta Asya için kullanılmıştır.

İslamiyet Dönemi Türk Tarihi: Uygur devletinin 840’ta yıkılması üzerine Karluk yabgusu, kendisini bozkırlar hakiminin kanuni halefi ilan ederek Karahanlılar Devleti’ni kurdu. Karahanlılar devri, Türk tarihinde önemli bir dönüm noktası sayılır çünkü Karahanlı hükümdarı Saltuk Buğra Han zamanında İslamiyet resmi din olarak kabul edilmiştir. Türk-İslam kültür ve uygarlığı denilen tarihi gelişmenin temelleri de bu dönemde atılmıştır.

İslam Tarihi hakkında neler biliyorsunuz?  

İslam tarihi, Hz. Muhammed’in doğuşundan ölümüne kadar geçen zaman, ondan sonraki hilafet dönemi, daha sonraki saltanat devleri ve modern zamanlarda ortaya çıkan yeni akım ve durumlar ele alınır. Kısaca dört ana parçaya( Hz. Muhammed Dönemi, Emeviler Dönemi, Abbasiler Dönemi, Osmanlılar Dönemi ) bölünebilse de, farklı yönlerden farklı şekillerde bölünmeler gerçekleşir, siyasi İslam tarihi farklı bir bölünmeyle incelenirken bilimsel keşifleri konu alan İslam tarihi daha farklı bir bölünme içerir.
İslam tarihinin merkezini ve İslam tarihinin altın çağını teşkil eden dönem dinin doğuşundan peygamberin ölümüne kadar devam eden ve İslami kaynaklarda Asr-ı Saadet yani “saadet çağı” olarak adlandırılan dönemdir. İslam tarihinin İslam inancını hem bir din hem de bir toplumsal müessese olarak ele aldığını ve çıkan sonuç, olay ve keşifleri bu bağlamda sunduğunu belirtmekte yarar vardır.

Anadolu Aleviliği hakkındaki fikirleriniz, bilgileriniz nelerdir?

Anadolu Aleviliği 11. yüzyılda Anadolu Selçukluları döneminde ortaya çıkmış ve 13. yüzyılda gelişmiştir. Bu dini akımın doğuşu ve yayılışındaki en büyük etken Horasan’dan Anadolu’ya geçen gezici dervişler olmuştur. Bu gezici dervişlere Türkistan Erenleri, Horasan Erenleri ve Rum Erenleri denilmektedir. Türkistan Orta Asya’da, Horasan İran’dadır. Rum deyimi ise Anadolu’yu, yani Doğu Roma topraklarını anlatmak için kullanılmaktadır.
Bu erenlerin en önemli pirlerinden birisi Ahmed-i Yesevi’dir. “Türkistan’ın 99 bin pirinin piri” denilen Ahmed-i Yesevi’ye, Horasan’daki yetmiş yedi bin pirin de bağlı olduğu Vilayetname gibi kaynaklarda yazılıdır. Rum’da yani Anadolu’da da 57 bin pir vardır.
Hümanist öğelerle İslamı karıştırarak, Ortodoks İslam anlayışının dışında bir akım geliştiren Ahmed-i Yesevi, yetiştirdiği öğrencileri, bu anlayışı yaymak üzere çeşitli ülkelere gönderiyordu. İlk başta heteredoks bir inanç biçimi olarak görülen Yesevi düşüncesi, bu gezici dervişler yoluyla Anadolu ve Balkanlara yayıldı. Yesevi’nin öğrencilerinden Hacı Bektaş, Orta Anadolu’ya bugün Hacı Bektaş kasabası olan Suluca Karahöyük’e geldi. Otman Dede ve Baba İshak Amasya’ya Sarı Saltık Bulgaristan’a Dede Kargın Antalya’ya yerleşerek öğretiyi yaymaya başladı. Aradan yedi yüz yıl geçmesine rağmen Yugoslavya’da, Arnavutluk’ta, Bulgaristan’da büyük bir Alevi kitlesinin yaşamakta oluşu ve bugün Anadolu’da 23 milyon Alevi bu öğretinin izinde gitmektedir.

Sizce Hz. Ali nasıl bir insandı, en önemli özellikleri nelerdir?

Dürüst, güzel ahlaklı, bilgili, cesur, yiğit, adaletli ve insanlığın sembolüdür.

Kerbela ve Hz. Hüseyin için neler söyleyeceksiniz? Niçin tüm Alevi – Bektaşi ozanları Kerbela için matem şiirleri yazmışlardır? Kerbela Olayı size ne ifade ediyor?

Zalime boyun eğmeyen, Hakkın yanında yer alan ve zalimin zulmüne canı pahasına direnen, cesur, yiğit, dürüst bir kişilik. Kerbela olayı zalimin mazlumla savaşı, haklının haksız karşısında dik duruşunu ve direnişini simgeler.

Alevi – Sünni farklılaşması ve Alevilerle Sünniler arasındaki kaynaşma hakkında neler düşünüyorsunuz?

Alevi-Sünni çatışmasının/farklılaşmasının çatışma kuramı ekseninde tartışılabilmesi için Alevilik ve Sünnilik kavramlarının ve tarihsel arka planın kısaca bilinmesinde yarar vardır. Erdoğan Aydın’a (2005:127) göre, Aleviliğin özgün değerleri İslâmın içinde değil, Orta Asya’dan, Mezopotamya’dan gelip, Anadolu’da var olan diğer kültürlerle kaynaşarak oluşmuştur. Asırlarca İslâmın kuşatması altında kaldığından dolayı kimi sembolik ve biçimsel öğeleri almıştır. Bunlar Ali, On İki İmam ve Kerbela’dır. Buna karşılık kendini belirleyen felsefe ve inanç biçimleri İslâmın dışında oluşmuştur. Vahdet-i vücut, kamil insan, eline beline hakim olma düsturu bunlara örnektir.

Eyuboğlu’na (1989:29) göre, Sünnilik “Arapça’da iyi huy, izlemek, güzel ahlak, iyi, güzel davranış vb. anlamlarına gelen Sünnet’ten türemiştir. Bir din kavramı olarak Peygamberin bütün yaptıklarını yapmak, söylediklerini yerine getirmek, davranışlarını, eylemlerini örnek almak demektir”.

Aleviler dini inançlarını daha çok Türk gelenekleri ve inançlarını devam ettirirken, Sünni kesim ise daha çok Arap geleneğine dayalı bir İslam anlayışını yerine getirmektedir”.

Sonuç olarak, yukarıda çıkış noktası ve özellikleri tanımlanmaya çalışılan Aleviliğin, dünyayı algılama, yorumlama ve dini ayinle ilgili diğer inanç sistemlerinden farklı olması gibi nedenler ve bunun yanı sıra farklı toplumsal, ekonomik ve siyasal faktörlerinde etkisi ile toplumsal çatışmanın konusu olabilmektedir.

Toplumların sahip olduğu bu özellik kültürel anlamda bir zenginlik, hoşgörü ve birlikte yaşayabilme kültürünü geliştirirken, diğer bir yandan da potansiyel olarak çatışmayı, kültürel gerilimi de içerebilir. Birlikte yaşayabilme kültürü; demokratik kültürün bir uzantısı, bir sonucudur. Gelişmekte olan ülkemizde, demokrasinin ve demokratik kültürün henüz tam anlamıyla yerleşmediği bilinen sosyolojik bir gerçektir. Bu bağlamda, birlikte yaşayabilme kültürünün, toplumsal “öteki”nin varlığını kabul etme, gündelik yaşam pratiği içinde “öteki”nin varlığına tahammül etme kültürünün de yeterince gelişmediği; bu durumun zaman zaman gerilimlere ve çatışmalara dönüştüğü gerçeği tarihin belleğinde tazeliğini korumaktadır. Alevi-Sünni ilişkilerini ve yaşanan çatışmaları bu perspektiften değerlendirmek gerekir. Alevi-Sünni ilişkileri tarihsel süreçte inişli çıkışlı bir seyir izlemektedir. Birlikte yaşayabilme iradesi genel olarak yaşam pratiğine aktarılsa da, Sivas, Maraş ve Çorum’da yaşanan istenmeyen olaylar, bu pratiğin çatışma potansiyelini içinde taşıyan sürecin tarihsel göstergesidir.  Ülkemizde demokrasinin ve demokratik kültürün tam anlamıyla yerleştiği zaman bu farklılıklarımız kültür zenginliğine dönüşecek, hoşgörü ve birlikte yaşayabilme kültürünü geliştirecektir.

Tasavvuf hakkında neler söyleyeceksiniz?

Tasavvuf öncelikle, Tanrı’nın niteliğini ve evrenin oluşumunu vahdeti vücut, yani varlığın birliği görüşüyle açıklayan felsefe görüşü; daha özel olarak da, İslam dünyasında VII, yüzyılda ortaya çıkan ve IX. yüzyılda Eski Yunan, Yahudi, Hint ve eski İran düşüncelerinin etkisiyle sistemleşen gizemci, dini ve felsefi öğreti. Tanrı’yı tek gerçeklik olarak gören ve var olan her şeyi, tüm olay ve görünümleri Tanrı’nın tecellisi olarak kabul eden tasav­vuf, insan yaşamının en yüksek amacının, temaşa ve vecd yoluyla Tanrı’ya erişmek olduğunu söyler.  Tanrı’dan gelip yine Tanrı’ya dönecek olan ölümsüz bir özün, bitmeyen bir yaratıcı gücün taşıyıcısı olduğunu dile getiren Tasavvuf, varlığın birliği görüşünü benimsemiştir. Kısaca söylemek gerekirse Tasavvuf Tanrı, evren ve insan ilişkisini bir bütünlük içinde açıklamaya çalışan, tanrısal erdemlere benzemesini amaçlayan dinsel ve felsefi bir düşüncedir. Tasavvufun temeli evrende tek varlığın bulunduğu, o tek varlığın dışındaki diğer varlıkların ise onun yansıması olduğu görüşüne dayanır. O tek varlık Allah’tır. Öteki varlıklar yani görünen her şey Allah’ın türlü görüntüleridir. Buna “vahdet-i vücut” denir.

Başlangıçta günah işlemekten sakınmak, dünyasal işleri küçümsemek ve bunlardan uzak durmak, yalnızlığı seçerek sürekli Tanrı’yı anmak, kalbin ancak bu yolla temiz tutulacağına inanmak gibi düşünceler ve uygulamalarla ortaya çıkan tasavvuf 12. Yüzyıldan sonra tarikatlar biçiminde örgütlenerek güçlü bir hareket durumuna gelmiştir.

İnsan için varlık kazanmanın amacı “insan-ı kâmil” olmaktır. Tasavvuf anlamda “insan-ı kâmil” olmak “bekabillah”a yani sürekli olan Allah’ın varlığına bulunma mertebesine ulaşmak olur. “bekabillah”ı “fenafillâh” yani insan varlığının Allah varlığında yok olduğu makam izler.

Tasavvufun en önemli özelliklerinden biri ilahi gerçeğe ulaşmanın temelinde aşkın bulunduğudur. Allah’a yasaklarla ya da korkularla değil sadece aşkla ulaşabileceği inancını ön plana geçirmiştir. Tasavvufun kuşkusuz en önemli eserlerinden biri olan Mevlana’nın eserlerinde bu inancın etkileri fazlasıyla görülmektedir. Mevlana’ya göre insan hangi din ve mezhepten olursa olsun her yerde eşittir. Din sadece kişinin kendisini ilgilendirdiğine, kişinin inanç ve davranışlarına karışmanın doğru olmayacağına inanırdı. Tasavvuf, İslami Türk edebiyatındaki etkisini, aynı yoğunlukta olmamakla birlikte 11. Yüzyıldan başlayarak yüzyıllar boyu sürdürmüştür. Tekke edebiyatının yanı sıra divan edebiyatının oluşumunda da büyük rol oynamıştır.

Belli başlı tasavvufi terimler şunlardır:

Aşk: İlahi aşk, kulun Allah’a olan sevgisi

Âşık: Allah’a erişmek isteyen kişi

Maşuk: Sevgili, Allah

Masiva: Allah dışındaki diğer varlıklar

Saki: İlahi aşk şarabını sunan kişi, doğru yolu gösteren şeyh

Şarap: İlahi aşk

Kâbe: Vuslat makamı

Şem(mum): İlahi nur

Çile: Nefsi köreltmek için yapılan terbiye, çekilen çile

Tekke: Tasavvufun öğretildiği yer, meyhane

Mürid: Tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse

Mürşid: Doğru yolu gösteren, ilahi aşkı anlatan

 

Yunus Emre, Seyyid Nesimi, Hatayi, Pir Sultan Abdal gibi ozanların şiirlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu ozanlarımızı Tekke edebiyatının öncüleri olarak görüyorum. Tasavvuf felsefesini şiirlerinde en güçlü olarak işleyen Hak âşıklarıdır. İnsan sevgisini, hoşgörüyü, birlik ve beraberliği şiirlerinde işlemişlerdir.

Sizce bu isimler neden ölümsüzler arasına katılmışlardır? Bu Yedi Ulu Ozanlarımız hem Halk Aşığı hem de Hak Âşıklarıdır.

Bu Yedi Ulu Ozanlarımız, Alevilik tarihine deyişleriyle, şiirleriyle yön vermiş, bu inanca bağlılıklarını yaşamlarıyla kanıtlamış, halkını Hak’tan ayrı görmemiş ulu şahsiyetlerdir. Halkın gönlüne taht kurarak ölümsüzleşmişlerdir.

Atatürk ismi size neyi ifade ediyor? Atatürk’ün Türk insanına getirdikleri nelerdir?

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusudur. Atatürk’ün getirdiği yenilikler sayesinde Türk halkı çeşitli hak ve hürriyetler altında gelişme sağlamıştır. Atatürk yaptığı yenilikler ile ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşması için büyük çaba sarf etmiştir. Halkı, kula kul olmaktan kurtarmıştır. Ülkemize kazandırdıkları ilke ve inkılâpları: 1- Cumhuriyetçilik 2- Milliyetçilik 3- Halkçılık 4- Devletçilik 5- Laiklik 6- Devrimcilik (inkılâpçılık)

1 Kasım 1922- Saltanatlık kaldırıldı. Ülke tek bir yerden yönetim kararı alındı.

3 Mart 1924- Halifelik kaldırılarak devlet yönetiminden din ayrılmıştır. (Laiklik)

30 Kasım 1925- Tekke ve zaviyeler kapatıldı.

17 Şubat 1926- Türk medeni kanunu çıkartıldı.

29 Ekim 1929- Cumhuriyet kuruldu. Vatandaşlara seçme ve seçilme hakları tanındı.

1 Nisan 1931- Ölçü kanununda değişiklikler yapıldı.

26 Kasım 1934- Unvan ve lakap kaldırılmıştır.

21 Haziran 1934- Soyadı kanunu ve her ailenin kendi soylarını takip edebilmesi.

5 Aralık 1934- Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.

  • Nisan 1934- Şeriat mahkemeleri kaldırılıp yeni mahkemeler kuruldu.

 

Türkiye’nin geri kalmışlığını nelere bağlıyorsunuz?

Eğitimin eksikliği, üretimin olmadığı, tüketime ve dışa dönük bir ekonominin hız kazanması, aşırı nüfus artımı, kötü yönetim, pozitif bilimle değil de dine dönük eğitimin hız kazanması ve dünya işlerine dinin referans alınması, teknolojiyi iyi okuyamama, aşırı göç ( tarım ve hayvancılığın bitmesi, köylerin kentlere göçmesi) ülkemizi geri bırakmıştır.

Sizce bu toplumu neler değiştirebilir?

Pozitif bilime ve milli kültüre dayalı eğitimin derhal başlatılması, her alanda istikrarlı olarak üretime geçilmesi, siyasi yöneticilerin iyi yetiştirilmiş kişilerden seçilmeli, tam demokrasiye geçilmeli, bağımsız yargı acilen tesis edilmeli. Vatandaşlar arasında ayrımcılık derhal terk edilmeli. Her inanca saygı gösterilmeli. Laiklik tam anlamıyla uygulanmalı. Özellikle toprak reformu yapılmalı ve feodal yapı terk edilmeli. (Toprak ağaları, aşiret ağaları olmamalı) Her vatandaşın özgürce üretime katılması sağlanmalıdır. Devlet yönetimine asla din alet edilmemeli ve referans alınmamalı. Toplumu eğiterek, sosyalleştirerek, tam demokrasiyle yöneterek, ayrım gözetmeden kültürüne sahip çıkarak,  üretime katarak değiştirebilirsiniz.

Sizce demokrasi nedir? Gerçek bir demokrasinin yaşayabilmesinin şartları nedir?

Demokrasi bir ülkede yaşayan tüm vatandaşların, devletin yapısında ve işleyişinde eşit söz hakkında sahip olduğu yönetim biçimidir.

1.Milli Egemenlik kayıtsız, şartsız millete ait olmasıdır. Demokraside egemenlik halka aittir.

Halkın iradesi ve egemenliği, belirledikleri temsilciler aracılığıyla gerçekleşir. Halk temsilcilerini belirli bir süreliğine seçer; temsilciler de halk adına yasalar yapar. Ülke bu yasalara göre yönetilir.

  1. Seçme Seçilme Hakkı seçme ve seçilme hakkı, demokrasinin sağladığı temel haklardan biridir. Temsilciler seçimle belirlenir. Halk, temsilcilerine kendisi adına yönetme yetkisini belirli bir süre için verir.

Demokrasilerde gizli oy kullanma, serbest seçim, açık sayım ilkesi geçerlidir. Ülkemizde 18 yaşını dolduran, akli dengesi yerinde olanlar oy kullanabilir. Askerlik vazifesini yerine getirmekte olan er ve erbaşlar, askeri öğrenciler ve hükümlüler ise oy kullanamazlar.

  1. Katılım demokrasiler etkin ve aktif yurttaşlara gereksinim duyar. Yurttaşlar seçme ve seçilme haklarıyla yönetime iradesini yansıtır; bunun yanında sivil toplum kuruluşlarındaki etkinliğiyle hakların takipçisi olur.
  2. Özgürlük bireyin, başkalarının haklarına zarar vermeden istediğini yapabilmesidir. Demokrasinin olmadığı yerde özgürlük ve insan hakları, özgürlük ve insan haklarının olmadığı yerde de demokrasi olmaz.
  3. Eşitlik, hakların kullanılmasında ayrım yapılmamasıdır. Demokraside eşitlik, yasalar önünde eşitliktir. Yasalar herkese aynı biçimde uygulanır; herhangi bir kişiye, aileye, zümreye ayrıcalık tanınmaz.
  4. Çoğulculuk demokraside her görüşe, anlayışa, inanışa saygı gösterilir. Bu görüş ve anlayışların siyasi partilerle temsil edilmesine fırsat verilir. Seçimlere birden fazla siyasi parti katılır. Böylece farklı görüş ve düşünceler yönetimde kendini ifade olanağı bulur.
  5. Çoğunluk demokraside çoğunluk ilkesi aranır. Seçimlerde Çoğunluğu elde eden parti iktidar olur. Diğer partilerde muhalefeti oluşturur. Demokraside çoğunluğun yanında azınlığında hakları korunur.
  6. Hoşgörü demokrasi hoşgörü rejimidir. Farklılıklar ve farklı unsurlar demokraside birbirlerine tahammül etmeyi, birbirleriyle uzlaşmayı öğrenirler.
  7. Hukuk Devleti, yurttaşlarına hukuk güvenliği sağlayan, yöneticilerinde hukuka bağlı olduğu devlettir. Hukuk Devletinde Yasalar anayasaya uygundur; yargı bağımsızdır. Devletin yaptığı bütün işler yargı denetimine açıktır. Tüm vatandaşlar kanun önünde eşittir. Demokrasilerde hukukun üstünlüğü ilkesi benimsenir. İktidar hiçbir kimse ya da grubun tekelinde değildir.
  8. Kuvvetler Ayrılığı demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesi uygulanır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi (yasama, yürütme, yargının ayrı organlarda temsil edilmesi) iktidar tekelini kıran bir uygulamalıdır.

 

Sizce Halk Ozanları toplumsal olarak ne gibi işlevleri yerine getirmişlerdir?

Ülkenin sosyal ve kültürel meselelerini, çağının ve yaşadığı toplumun sosyal gerçeklerini gerçekçi ve akıllı bir şekilde dile getiren ozanlar toplumun ve insanların eksik yönlerini de şiirlerinde işlemekten kaçınmamışlardır. Halkın ortak duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş, Türk kültürünün korunmasında kültür taşıyıcıları olarak görev yapmışlardır. Sözlü geleneğin taşıyıcısı ve yeniden yaratıcısı olan ozanlar, sözlü gelenek ürünlerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasında, sosyokültürel yapının şekillenmesinde, insan hayatına ilişkin dönemlerin gelenek ve göreneklere göre ifade edilmesinde önemli bir görevi yerine getirmişlerdir. Ozanlar toplumsal konuları, gündelik hayata ilişkin konuları, toplumu derinden etkileyen olayları, büyük sosyal hareketleri destanlarında işlemişlerdir. Yeni olaylar etrafında güncelleştirerek tekrarlanmasını ve güçlenmesini sağlama esasına dayalı olarak toplumu örf ve adetlerin istendik kıldığı değerler doğrultusunda bilinçlendirme, haber verme, reklâm yapma, eğlendirme gibi açık işlevleri de yerine getirmişlerdir.

Çağdaş dünya ve Türk yazarları hakkında neler biliyorsunuz?

Yaşar Kemal, Oğuz Atay, Nazım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Kemal, Sabahattin Ali, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal, Aziz Nesin, Orhan Pamuk, Doğan Cüceloğlu, Turan Dursun, İlhan Arsel vs.

Maksim Gorki, Dostoyevski, Leo Tolstoy, Sigmund Freud, Halil Cibran vs.

Günümüz çağdaş Türk yazar ve sanatçılarından birisiyle tanışıklığınız var mı?

Evet, çoklarıyla konser ve Tv. Programlarında, konferans ve panellerde tanıdıklarım var.

Halk Ozanlığı geleneğinin günümüzde devam ettiğine inanıyor musunuz?

Günümüzde genel olarak “âşık” sıfatı alan her ozan, bu geleneğin dışındadır. Çünkü gelenek, değişen toplumsal koşullarla birlikte yeni bir biçim ve niteliğe bürünmüştür. Âşıklık geleneğini besleyen sözlü gelenek, yani çırak-usta ilişkisi geleneği, değişen toplumsal koşullarla birlikte yok oldu. Dinleyici kitlenin azalması ve destek vermemesi, usta âşıkların, yeni âşıklar üzerinde tam denetim sağlayamaması ve yeni âşıkların geleneğe yabancı kalması ve icra edememesi, Bu nedenledir ki, günümüzde halk ozanlığı taklit ve özentiden ibarettir. Saz öğrenip, lirik karakterde, ozanlıktan ziyade sanatçı olma yolunda yetişmektedirler. Bu da âşıklık geleneğinin zayıflaması ve hatta yok olması demektir. Öncelikle âşıklık geleneğinin önündeki engelleri iyi tahlil etmemiz gerekiyor. Neden âşıklık geleneği ilerleyemedi? Bunların başlıca sebepleri ne yazık ki hala devam ediyor.  Oysaki gelenek, halkın ortak düşüncelerini dile getirmesi yönüyle Türk kültürünün korunması ve yaşatılması yönünde devletin yazılı basın ve görsel medyasında yeterli yer verip desteklenmemesi, imkânlar yaratmaması hem düşündürücü hem de çok acıdır. Haliyle de kültür yozlaşması kaçınılmaz olmuştur.

Hangi ozan ve ses sanatçılarıyla dostluğunuz var?

Sabahat Akkiraz, Erdal Erzincan, Mercan Erzincan, Gülşen Altun, Gülşen Kutlu, Güler Duman, Nuray Hafiftaş, vs. Ozanlardan, Ozan Sinemi, Ali Kızıltuğ, Ali Baştuğ, İsmail İpek, Mustafa Sayılır, Haşimi, Gülabi, Arzu Bacı, Sürmelican, Aşık Gülçınar, Gülsüm Kahraman, Çiçek Ayyıldız, Sinem Bacı, Ozan Selvinaz vs..

Kitap okuyor musunuz? Çok okurum.

 

Sinemaya, tiyatroya gidiyor musunuz? Çok sık değil ama fırsat buldukça giderim.

 

Şimdiye kadar kaç Alevi – Bektaşi anma etkinliğine katıldınız?

Hâce Bektaş Veli Şenliklerine, Pir Sultan Abdal şenliklerine, Abdal Musa Şenlikleri, Dernek ve Vakıf gecelerine Ali Pircivan Şenliklerine katıldım.

 

Halk ozanlarının genel sorunları sizce nelerdir? Çözümlenebilmesi için neler yapılmalıdır?

Başlıca sorunları sıralamak gerekirse: 1-Ekonomik sorunlar 2-Siyasal sorunlar 3-Aşırı göç ve hızlı kentleşme(kültür yozlaşması) 4-Teknolojinin hızla ilerlemesi, çağı okuyamama 5-Yazılı basının ve görsel medyanın (Radyo-TV)yerli kültüre yok denecek kadar az yer vermesi. 6-Devletin ozanına sahip çıkmaması ve desteklememesi.

Âşıklık geleneğinin yaşaması için, Âşıkların yapması gerekenler:

  1. a) Âşıklar geleneğini sürdürebilmeleri için, mutlaka örgütlenmelidirler. Çünkü örgütlülük, maddi ve manevi gücünü artıracaktır. Ozanlar Vakfı ve dernekleri kurarak, kendi radyo ve TV’lerini kurarak. Kendi gazete ve dergilerini çıkararak geniş bir kitleye ulaşmayı sağlayacak ve yeni âşıklar için ilham kaynağı olacaktır.
  2. b) Eskisi gibi çırak yetiştirme geleneğini mutlaka sürdürmeli. Bunu dernekler de yapabiliriz diye düşünüyorum.
  3. c) Biz âşıklar kendi eserlerimizin yanında, usta âşıkların eserlerini ve hikâyeci âşıkların hikâyelerini de icra ederek halka sunabiliriz. Böylece âşıklar hem kültür taşıyıcı hem de kültür üreten görevini de yerine getirmiş olacaklardır. Ayrıca eserlerimizi mutlaka sazla icra etmeliyiz ki halkın daha çok belleğinde yer ederek ilgisini ve beğenisini de kazanmayı sağlamış oluruz.
  4. d) En önemlisi Halk Ozanı, karakteristik bir özellik taşımalıdır. Söylediği ile yaptığı paralellik göstermelidir. Halkın Sesi Hakkın Sesi olmalıdır. Halkın söyleyen dili, işiten kulağı ve gören gözü olmalılar. Dürüst, ahlaklı, cesur, Halktan ve Hak’tan yana olmalılar ki, Halktan tam desteği alabilsinler ve itibar gösterebilsinler.
  5. e) Sözlü kültürün yanı sıra yazılı kültüre de geçmelidir. Hatta bu konu ile ilgili uzman ve bilim adamlarıyla ilişki içerisinde bulunulmalıyız. Halk Edebiyatının âşık şiir tarzı türleri, biçimleri ve edebi sanatları mutlaka öğrenilmeli. Çünkü hala kulak kafiyesiyle şiir yazan ozanlarımız çoğunluktadır. Yani âşıklar, toplumun duyarlığına bağlı kalarak ve gelenek çizgisinin dışına çıkmadan kendimize has buluş ve söyleyişlerimizle kendimizi geliştirmeliyiz. Âşık makamları yöre yöre öğrenilmelidir. Müzikologlarla ilişki kurmalıyız. Hatta evrensel müzik dili olan nota dahi öğrenilmelidir. Çünkü kültürümüzü uluslararası tanıtabilmemiz ve başka uluslarla ortaklaşa eser icraları yaparken tek anlaşabileceğimiz ortak dil nota olacaktır. Yani hem eski geleneğimizin otantiğini bozmadan geliştirerek daha çağdaş, daha bilinçli ve daha evrensel eserler üreterek kendimizi yenilemeliyiz.

Âşıklık geleneğinin yaşaması için Devletten beklentilerimiz:

1-Kültür Bakanlığı, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü(HAGEM) konu ile ilgili olarak İl Kültür Müdürlükleri aracılığı ile yöredeki âşıkların ve şiirlerinin tespit edilmesi ve kitaplaştırılması sağlanmalıdır.

2-Âşıkların eserleri ve genel bilgileri HAGEM ‘ deki âşık edebiyatı arşivlenmesi ve gerek araştırmacılara, gerekse bu konuda bilgi almak isteyenlere olanak sağlanmalıdır.

3-Telif Hakkı Kanunun titizlikle işletilmesi, üçüncü şahısların, asıl sahibi olan âşıktan izin almadan hatta kenedi adına sahiplenerek kasetlerine eser okumalarının önüne geçilmesinde etkin rol oynamalıdır.

3-HAGEM tarafından verilen kimlik, gidecekleri yerler için, devletin ulaşım araçlarında indirimli seyahat yapma ve devletin sosyal tesislerinde indirimli konaklama imkânı sağlanmalıdır.

4-Elektronik ortamda Türk Halk Kültürü Arşivi oluşturulmalıdır. Bir nevi sanal Âşık Edebiyatı Okulu görevini görecek şekilde kapsamlı ve âşıkların önemli şiirleri ve biyografilerinin yer aldığı Web sitesi oluşturulmalıdır.

5-Valilik, kaymakam, Belediyelerin kültür müdürlüğü birimleri ve İl Kültür Müdürlüklerle temasa geçilerek, imkânlar ölçüsünde yöredeki yardıma muhtaç âşıklar, maddi ve manevi yönden destekleyerek, âşıkların hayatlarının ve şiirlerinin yer aldığı kitaplarının seri olarak basılması gerçekleştirilmelidir. Bu kitapları il ve ilçelerdeki kütüphanelere ulaştırılması sağlanmalıdır.

6-Âşıkların ortaya çıkmasında halk hikâyelerinin önemi büyüktür. Sinema kuruluşlarında Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Elif ile Mahmut, Tahir ile Zühre, Emrah ile Selvi, Ferhat ile Şirin ve daha nice halk hikâyesi filme alınması sağlanmalıdır.

7-Okul kitaplarında âşık edebiyatına ayrılan kısmın hacmi artırılmalıdır. Her okulda Halk Kültürü Kitaplığı oluşturulmalıdır. Konu ile ilgili ders işlenirken, yöredeki âşıkların tatbiki ders olarak derse getirilmesi sağlanmalıdır.

8-Ölen âşıklarımızın isimleri cadde, sokak, park ve okullara adlarının verilmesi, âşıklarımızın ölümsüzleşmesini sağlayacak ve bu yaklaşımla yörede yetişecek âşıklar için özendirici bir durum teşkil edecektir.

9-İl Kültür Müdürlükleri aracılığı ile geleneksel olarak Âşıklar Şöleni mutlaka yapılması sağlanmalıdır. Bu şölenler Devlet kanallarında hem yazılı basında hem de görsel medyada yayınlanması sağlanmalıdır.

10-Kültür Bakanlığı nezdinde milli kültürün korunması ve yaşatılması için Halk Ozanları Birliği kurulmalı, bu birliğe sınavla ozan alınmalı. Kendini yetiştirmiş âşıklık temel bilgilerine sahip duruşuyla, bilgisiyle ve ürettiği eserleriyle halkın gönlüne taht kurmuş ozanlardan oluşmalıdır. Sistemin ozanını değil, halkın ozanını yetiştiren, sosyal güvencesi olan bir kurum ve okul haline gelmesi sağlanmalıdır. Bu birimde yetişen usta ozanlara kültür elçisi sıfatıyla yeşil pasaport verilmeli ve kültürümüzü uluslararası tanıtılmasına olanak verilmelidir.

11-Üniversiteler, özellikle konu ile ilgili uzman ve bilim adamları, eğitici seminerler, paneller, konferanslar vererek ve bunları da yine görsel ve yazılı medyada yer verilmesini sağlamalıdır. Bütün okullarda olduğu gibi üniversitelerde de konuyla ilgili tatbiki ders için ozanların o derse çağrılmaları sağlanmalıdır. (Kaynak: Doğan Kaya)

Halk ozanlığında ne gibi değişmeler yaşanmıştır? Günümüzde genel olarak gelenek, değişen toplumsal koşullarla birlikte yeni bir biçim ve niteliğe bürünmüştür. Âşıklık geleneğini besleyen sözlü gelenek, yani çırak-usta ilişkisi geleneği, değişen toplumsal koşullarla birlikte yok oldu. Dinleyici kitlenin azalması ve destek vermemesi, usta âşıkların, yeni âşıklar üzerinde tam denetim sağlayamaması ve yeni âşıkların geleneğe yabancı kalması ve icra edememesi, Bu nedenledir ki, günümüzde halk ozanlığı taklit ve özentiden ibarettir. Saz öğrenip, lirik karakterde, ozanlıktan ziyade sanatçı olma yolunda yetişmektedirler.

Toplumun ve devletin halk ozanlarına bakışını, yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ozanlar hiçbir devirde sistemin adamı olmamışlardır. Her zaman sistemle kavgalı olmuşlardır. Devlet de halk ozanlarına ne yazık ki hep şaşı bakmıştır.  Oysaki gelenek, halkın ortak düşüncelerini dile getirmesi yönüyle Türk kültürünün korunması ve yaşatılması yönünde devletin yazılı basın ve görsel medyasında yeterli yer verip desteklenmemesi, imkânlar yaratmaması hem düşündürücü hem de çok acıdır. Haliyle de kültür yozlaşması kaçınılmaz olmuştur. Toplum da bu yozlaşmada nasibini almıştır ve ozanlarına gerekli ilgi ve alakayı göstermemiştir.

Halk ozanlarının geleceği hakkındaki fikirleriniz nelerdir?

Öncelikle ozanlık geleneğinin yaşaması için devletin, yazılı basının ve görsel medyanın, üniversitelerin ve ozanların da yerine getirmesi gereken görevleri var. Bunları yukarıda belirttiğim için tekrar yazmayacağım. Ozanlar acilen örgütlenmelidir. Ozanlık geleneğinin günümüz insanının beğenisine uygun, özünü koruyarak yozlaşmadan yeniden yapılanması sağlanmalıdır.  Ozanlar, bu gelenek konusunda bilgi donanımına sahip olmalıdır. Halktaki gelişimi ve değişimi yakalamalıdır. Yeni gelenek ancak iyi öğrenilen ve uygulanan eski gelenek üzerine inşa edilebilir. Ancak bu şekilde gelenek yaşam bulacaktır. Bu da yeni kitleleri kucaklayacak bir yenileşme hareketinin başlatılmasına bağlıdır. Ancak bu biçimi ile gelenek yaşamaya devam edecektir. Aksi takdirde çok cılız kalacaktır. Eskiden olduğu gibi halkı yönlendirici, bilinçlendirici özelliklerini güçlü bir şekilde yansıtamayacaktır.

 

Bilip tanıdığınız diğer halk ozanlarının isimlerini, varsa telefon ve adreslerini verebilir misiniz?

Sürmelican, Arzu Bacı, Âşık Gülçınar, Sinem Bacı, Âşık Maralı, Âşık Özlemi, Ozan Çiçek Ayyıldız, Ozan Selvinaz, Ozan Didari, Gülsüm Kahraman, Ozan Elifçe vs.

 

Elinizde bulunan ozanlarla, ozanlıkla ilgili kaynaklar hangileridir?

Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu, Aşık Veysel, Mahzuni Şerif, Gevheri, Hüdayi, Abdurrahim Karakoç ve günümüz çoğu ozanın şiir kitapları mevcut. Ayrıca âşık edebiyatı ile ilgili kitaplar Prof. Dr. Erman Artun.

 

Hangi ozanların, hangi eserlerini biliyorsunuz?

Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi, Nesimi, Kul Himmet, Teslim Abdal, Sümmani, Gevheri, Dedemoğlu, Aşıki, Âşık Veysel, Karacaoğlan, Daimi, Davut Sulari, Mahzuni Şerif, Hüseyin Çırakman, Muhlis Akarsu vs.

Halk ozanlarının sorunlarını giderilebilmesi için hangi kurumlar, neler yapabilir?

Âşıklık geleneğinin yaşaması için Devletten beklentilerimiz:

1-Kültür Bakanlığı, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü(HAGEM) konu ile ilgili olarak İl Kültür Müdürlükleri aracılığı ile yöredeki âşıkların ve şiirlerinin tespit edilmesi ve kitaplaştırılması sağlanmalıdır.

2-Âşıkların eserleri ve genel bilgileri HAGEM ‘ deki âşık edebiyatı arşivlenmesi ve gerek araştırmacılara, gerekse bu konuda bilgi almak isteyenlere olanak sağlanmalıdır.

3-Telif Hakkı Kanunun titizlikle işletilmesi, üçüncü şahısların, asıl sahibi olan âşıktan izin almadan hatta kenedi adına sahiplenerek kasetlerine eser okumalarının önüne geçilmesinde etkin rol oynamalıdır.

3-HAGEM tarafından verilen kimlik, gidecekleri yerler için, devletin ulaşım araçlarında indirimli seyahat yapma ve devletin sosyal tesislerinde indirimli konaklama imkânı sağlanmalıdır.

4-Elektronik ortamda Türk Halk Kültürü Arşivi oluşturulmalıdır. Bir nevi sanal Âşık Edebiyatı Okulu görevini görecek şekilde kapsamlı ve âşıkların önemli şiirleri ve biyografilerinin yer aldığı Web sitesi oluşturulmalıdır.

5-Valilik, kaymakam, Belediyelerin kültür müdürlüğü birimleri ve İl Kültür Müdürlüklerle temasa geçilerek, imkânlar ölçüsünde yöredeki yardıma muhtaç âşıklar, maddi ve manevi yönden destekleyerek, âşıkların hayatlarının ve şiirlerinin yer aldığı kitaplarının seri olarak basılması gerçekleştirilmelidir. Bu kitapları il ve ilçelerdeki kütüphanelere ulaştırılması sağlanmalıdır.

6-Âşıkların ortaya çıkmasında halk hikâyelerinin önemi büyüktür. Sinema kuruluşlarında Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Elif ile Mahmut, Tahir ile Zühre, Emrah ile Selvi, Ferhat ile Şirin ve daha nice halk hikâyesi filme alınması sağlanmalıdır.

7-Okul kitaplarında âşık edebiyatına ayrılan kısmın hacmi artırılmalıdır. Her okulda Halk Kültürü Kitaplığı oluşturulmalıdır. Konu ile ilgili ders işlenirken, yöredeki âşıkların tatbiki ders olarak derse getirilmesi sağlanmalıdır.

8-Ölen âşıklarımızın isimleri cadde, sokak, park ve okullara adlarının verilmesi, âşıklarımızın ölümsüzleşmesini sağlayacak ve bu yaklaşımla yörede yetişecek âşıklar için özendirici bir durum teşkil edecektir.

9-İl Kültür Müdürlükleri aracılığı ile geleneksel olarak Âşıklar Şöleni mutlaka yapılması sağlanmalıdır. Bu şölenler Devlet kanallarında hem yazılı basında hem de görsel medyada yayınlanması sağlanmalıdır.

10-Kültür Bakanlığı nezdinde milli kültürün korunması ve yaşatılması için Halk Ozanları Birliği kurulmalı, bu birliğe sınavla ozan alınmalı. Kendini yetiştirmiş âşıklık temel bilgilerine sahip duruşuyla, bilgisiyle ve ürettiği eserleriyle halkın gönlüne taht kurmuş ozanlardan oluşmalıdır. Sistemin ozanını değil, halkın ozanını yetiştiren, sosyal güvencesi olan bir kurum ve okul haline gelmesi sağlanmalıdır. Bu birimde yetişen usta ozanlara kültür elçisi sıfatıyla yeşil pasaport verilmeli ve kültürümüzü uluslararası tanıtılmasına olanak verilmelidir.

11-Üniversiteler, özellikle konu ile ilgili uzman ve bilim adamları, eğitici seminerler, paneller, konferanslar vererek ve bunları da yine görsel ve yazılı medyada yer verilmesini sağlamalıdır. Bütün okullarda olduğu gibi üniversitelerde de konuyla ilgili tatbiki ders için ozanların o derse çağrılmaları sağlanmalıdır. (Kaynak: Doğan Kaya)

Ozanlara ekonomik destek sağlanması için neler yapılabilir? Ozanların eserlerinin korunması, kasetlerinin, kitaplarının basılabilmesi için neler yapılabilir?

Valilik, kaymakamlık, Belediyelerin kültür müdürlüğü birimleri ve İl Kültür Müdürlüklerle temasa geçilerek, imkânlar ölçüsünde yöredeki yardıma muhtaç âşıklar, maddi ve manevi yönden destekleyerek, âşıkların hayatlarının ve şiirlerinin yer aldığı kitaplarının seri olarak basılması gerçekleştirilmelidir. Bu kitapları il ve ilçelerdeki kütüphanelere ulaştırılması sağlanmalıdır.

Dedeler, babalarla ozanlar arasındaki ilişkilerin daha yoğun olabilmesi için neler yapılabilir?

Zakirlerin iyi bir şekilde yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Alevi kültür geleneği hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmalıdır. Cem evlerinde, dergâhlar da gelenekle ilgili dersler verilmeli.  Zakirlerin ekonomik sorunları giderilmeli ki yaptığı işi meslek edinebilsin ve kendini geliştirebilsin. Her konu da diyalog içinde olarak ilişkilerin sıcak tutulması sağlanabilir.

    • Görüşme tarihi : 15.04.2017
    • Nüfusa kayıtlı olduğu il : Çorum
    • İlçe : Merkez
    • Köy : Bektaşoğlu Köyü
    • Köyün hane sayısı :145 (2006 yılı itibariyle)
    • Köyün nüfusu : 500’ ü aşkın
    • Köyde yaşayanların sayısı : 8 hane kalmıştır.15 kişi. (2017)
    • Şehre göç edenlerin sayısı :116 hane yurt içine(Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya), 21 hane yurtdışına (Almanya, Fransa, Danimarka) yerleşmiştir. 8 hane köyde kalmaktadır.
    • Köyünüzü çevreleyen Alevi / Bektaşi köyleri var mıdır? (Seydimçakallı, Morsümbül, Dutçakallı, Çırfınlı, Sırıklı)
    • Çevre köylerin dini inanışı (Adet olarak)
      • Alevi (5)
      • Bektaşi ( )
      • Alevi – Bektaşi ( )
      • Sünni (7)
      • Çepni ( )
      • Tahtacı ( )
      • Türkmen (1)
    • Varsa Piriniz hangi ocaktan gelir? İmam Zeynel Abidin Ocağı
    • Rehberiniz hangi ocaktan gelir? Ağuçan Ocağı
    • Mürşidiniz hangi ocaktan gelir? Sarımecdin Ocağı
    • Varsa köyünüzdeki dergâhın ve türbenin adı: Yok.
    • Köyünüzdeki ziyaret yerleri ve yatırların adresleri: Yok.
    • Çevre köylerdeki ziyaret yerleri ve yatırların adresleri: Arpalık Köyünde Koca oda yatır var. Teslim Köyünde,Teslim Baba. Büyük Keşlik Köyünde, Nesimi Keşlik. Dereköy de, Karadirek yatır var.
    • Civar köylerdeki türbe, dergâh var mı? Seydim Köyünde Seyit Murat türbesi var.

Eğitim durumunuz?

Anadolu Üniversitesi İşletme ve Halkla İlişkiler Fakültelerini okudum

  • Kaç yaşındasınız?
  • 1969 doğumluyum.
  • Mesleğiniz ya da işiniz nedir?
  • (Muhasebe) – Halk Ozanı

ÇAKALLI AŞİRETİ OYMAKLARININ DEDELERİ

Kaynak kişilere göre Çakallı aşiretinin Malatya, Adıyaman, Maraş ve Gaziantep bölgesindeki oymaklarının yol dedeleri; Horasan Erenlerinden Mürşit ve Pir Ocağı olan ”Zeynel Abidin Ocağı” mensuplarıdır. Bu ocağın uluları Anadolu’ya geldikleri zaman Malatya ili Arguvan ilçesi Kuyudere (Mineyik) Köyüne yerleşmişlerdir. Ailenin yıllar sonra Mineyik ve Kafiratafı Köylerini içine alan bir vakıf kurduğunu, ailenin dağılması ya da bölgeden uzak düşmesi nedeniyle vakıflar işlevini yitirdiğini, başka yerlerde yaşayan ilişkili ya da ilişiği olmayan şahısların vakıf malları üzerinde hak iddiasında bulunduklarını, Kanuni döneminde yaptırılmış olan tahrir kayıtlarından (1560) öğreniyoruz.

Arapgir ilçesi Alıçlı Köyünde ikamet eden Sarımecdin (Sarımecnun) evlatlarından Süleyman Ateş (1931) görüşmemiz sırasında; “ Bizim aileden Sarı Saltık, Sarı İsmail ve Seyyid Mehmet(Sarımecdin) Malatya’nın Arguvan ilçesi Kuyudere (Mineyik) köyünden ayrılarak Arapgir’e gelip bugünkü Alıçlı Köyünü kurmuşlardır. Seyyid Mehmet’e Sarımecdin adı Hacı Bektaş Veli tarafından verilmiştir. Sarımecdin daha sonra Elazığ ili, Ağın ilçesi Yeniyapan (Hastek) Köyüne yerleşmiştir. Sarımecdin Ocağı da bu köydedir.

Besni ve Gaziantep bölgesinde yerleşik olan Çakallı aşiretinin tamamı Sarımecdin Ocağı dedeleri tarafından görülür, sorgulanırlar.  Çorum’daki talipleri görmeye ilk olarak Umman Ali gitmiştir. Alaca ilçesi Akça köyde (Manışar köyü) akrabalarına Çorum ve Alaca’nın köylerinde taliplerimiz var dedi.

Çorum ve Osmancık’ta yerleşik Çakallı Aşireti Şemsi Uşağı oymağının yol dedeleri ise; Horasan Erenlerinden Mürşit ve Pir Ocağı olarak bilinen Ağuçan (Ağu içen) ocağı evlatlarıdır. Ağuçan uluları Anadolu’ya geldiklerinde Elazığ ili merkez ilçe Sün köyüne yerleşmişlerdir.

Ocak ulularından Seyyid Mehmet’in (Hoca Leşger- Koca Leşger) torunları halk arasında Leşgeroğlu olarak bilinirler. Koca Leşger’in Türbesi Erzincan ili, İliç ilçesi, Bağıştaş köyündedir. Torunlarından Çorum’a gelen Ali Ağa (Sarı Ali) ilk önce Alaca ilçesi Akören köyüne yerleşmiş burada geçim ortamı bulamamıştır. Seydimçakallı köyü Çayseki mahallesine göç ederek bir müddet orada oturmuştur. Zamanla tekrar Akören’e dönerek buraya kalıcı olarak yerleşmiştir. Çayseki mahallesinde bulunan Leşgeroğlu İlkokulu torun Ali Yücer ’in katkı ve çabaları ile dedesi Ali Ağa anısına yaptırılmıştır. Leşgeroğlu ulularından İsmail Yücer (İsmail ağa), Hüseyin Yücer (Mazlum Hüseyin) ve Ali Yücer ( torun Kavak Ali) Hakka yürümüşler, aileden olanların bir kısmı da Ankara’ya yerleşmişlerdir.

 

Kaynak: Yinanç Doç. Dr. Refet- Elibüyük, M. Kanuni Dönemi Malatya Tahrir Defteri (1560), s.522-525

 

 

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız