PAYLAŞ

(2017 – Hakka yürüyüşünün 15.yılı – Bir Mahzuni incelemesi – @cemodogan)

Bir lirik insan Merdo…
Gönül içeri gülümseyişini saklamaya çalışan kısık gözlerle, ‘Ben ilkel bir insanım.’ diyor; cemalini bir telefon vasıtasıyla ilk gördüğümde, teknolojiye uzaklığına itafen…
Aslen bir ‘devrimci’ Merdo. Mert, yiğit… Merdo; ‘Bir yürek işçisi’ dediğinden…

Yaşlısı genci, Veysel’den geleceğe bir çok sazbandı etkilemiş, onların toplumla olan bağını güçlendirmiş, edebi okuma biçimlerine yeni ve tartışmasız özgün yönler vermiş bir usta Mahzuni…

2012 yılı Mahzuni’nin göçünün 10. yılı idi. Bu vesileyle  ”Yollar Mahzuni’yi Bulamıyorum” adlı bir çalışma yayınlayan Ozan Berçenekli Ali, bizi de hayli etkilemiş olan Mahzuni’yi konuştuğumuzda başvurduğum rehber aşıklarımızdan birisi. Sağolsun hem aşıklık geleneğine hem topluma aşkı bitmeyen bir gönül. Hayli zamandır bir garip yol arkadaşımız olan usta aşık Aladeli’yle ilgili bir çok kez rahatsız ettiğimizde bize her daim yardımcı oldu. Afşin Berçenek dışında kışın Mersinde kalıyor. Bu sohbetlerde ismi sıklıkla geçen bir isim idi İbrahim Pasin; namı değer ‘Merdo’. Merdo ile Berçenekli Ali komşular Mezitli’de. Bir kaç kez görüşmek istemiş denk getirememiştik. İşte ilkin bir ‘ilkel’ insan beyanıyla tanıştığımız İbrahim Pasin, telefonu yüzüne çevirince coğrafya dolusu merhaba diyoruz birbirimize ilkin; Aşk ve özlemle…

Google aramasının önemli bir veri sayıldığı bu çağda, ‘Mahzuni Kasetleri’ diye bir arama sonucunda ’91 full albüm’ ibaresi ibretliktir; Onun popüleritesinin dışında bir realiteyle güçlendiren bir şeydir bu. ‘Hak’kında pek şey bilinmiyor’…

Elbette el bilineni amenna; Fakat coğrafyalarda dolaşan dolmuşlar ve belediye otobüslerinde ‘taşralı’lığını atmış tüm uzun ara şoförleri, bu kasetlerden, deyim yerindeyse ‘çalmıştır’. Volta atarken Ahmet Kaya ezgisi duymak gibi bir şey bu bilene. Ya da Ruhi Su ustayı şahsen tanıyamayacak kadar genç ve yeni kalbiyle ‘Benim kabem insandır, hele nenni nenni dost nenni’yi haykırışanlarla gülüşmek gibi; gibi gibi; Nazım gibi; Nazımın gibisi gibi…

Sahi ‘devinim’ ile ‘devrim’ çok benzeş kelimeler; Türkçede… Değil mi yoksa…

Mahzuni’nin devinimini ben ilk çocukluğumda duydum. Büyük devinimdi. 1978,9,1980… bu aralardaki zamanlarda Maraş coğrafyasında korkunç şeyler olmuş. Ben teneke çalıp ıslıkla Mahzuni söylerken; uyan çoban uyan sürüde kurt var… Çünkü Merdo eserini konuşacağız ve ilkin bilmeliyiz ki ‘Merdo’ eseri Mahzuninin en son yayınlanan albümlerinden meşhur ‘fırıldak adam’ da yer alıyor; ben de 2001 yılında özdemir plaktan yayınlanan o eserin sözlerini mırıldanıyorum şimdi; Sonra ‘Merdo’yu dinleyelim…
”yüz karası bu alemin düşkünü
baykuş gibi viranede işin ne
cemlerin şeytanı yollar şaşkını
ey utanmaz meyhanede işin ne ”

Merdo
Sana bir gün olsun gülmedi hayat
Kaderi berbat Merdo burası gurbet

Gelme demedim mi Merdo dönme demedim mi
Vururlar seni merdo merdo söylemedim mi

Köprünün başına Merdo pusu kurarlar
Seni ararlar Merdo izin sorarlar, seni kırarlar

Mahzuni yanıyor sana Merdo Bitti baharım
Bahar ayları Merdo soldu bağlarım yeşil bağlarım
**********
Muhteşem bir anlatımla derinleştirdiği şiiri ve ezgisiyle buradaki anlatıcı, yaşını almış, kemale ermiş ‘dost’ Ozan Mahzuni. Name ve müzikal formdaki ayrıntılar bir yana, onun son yıllarındaki ruh hali ve edebiyat açısından ‘usta işi’ tabiriyle sıfatlanan bir demesini görmemiz için iyi bir örnek eser; Merdo…
‘Türkü hikayeleri’; ‘her türkünün bir hikayesi vardır’ bizleri hemen ‘Elma attım yuvarlandı, gitti beşiğe dayandı’ ile ‘Yemen türküsü’ne oradan  bilinmez ki ‘sarı gelin’e ,’kırmızı gül demet demet’e götürür hep; toplumsal olarak…
Ozan, aşık, şair, turbador, hozan biraz da şamandır bu; biraz yaman… Ama biliriz ki derbeder u harabatidir her zaman… Dahası bunları konuştuğumuzda felsefe de filozof arar kendi hafzalasında; kendi aynasında kendi evladının gözlerini arar gibi…

İşte böyle ben de ‘hozanım hozan’ diye güçlü bir ses duyduğumda irkilirim olası; Şivan Perver’in vhs video kasetlerindeki konserlerinde alkışlar eşliğinde ilk duymuştum; ‘Hozanım Hozan’… Kürtçe dilinde çok güçlü bir nidadır…

Kimlik temelli müzik mi yoksa coğrafya temelli müzik mi sorusu soruldu ki bizler de ‘düşünür’ olduk diye uzattığımı düşünüyorum nedense. Yoksa Maraş coğrafyasında aslında yalın ayak yürümekle ömür bitmez…

Yine internette google araması yaptığımızda; ‘Aman tanrım’; ‘kirli internet’;’ bilgi kirliliği’;…
‘Merdo’ çok meşhur; herkes söylemiş… Üzerine bir inceleme, araştırma, beyanat; hiç bir şey yok… ‘Merdo’; aynı Mahzuni’nin anlattığı gibi aynayı zamanda ‘Merdo’… Dinlerken her insan, sesindeki titremeyi duyuyor olmalı; ‘Gelme demedim mi; ağır bar gibi; ben sana söylemedim mi, Merdo…’
Ezgi-Eser çok ‘meşhur’ olduğundan bir çok hikaye yazılmış ilgili ilgisiz; bu konuyla ilgili bir çalışma yapmasını elbet belediyelerden beklemiyoruz; rahat olunmasını dileriz… Bu incelemeye de vesile olan bir kaç internet yazışmasından sonra bizim gibi ölmez ozanların dünyalarında iz süren başkaca dostların arayışlarına da tanık olduk; Bana internetten ulaşıp yazan dostlarım bir şeyi merak ediyorlardı; ‘Dengbejler ses verirler, ağıtlar dizerler, gerçekten efsaneler destanlar anlatırlar; Mahzuni ‘Merdo ağıdı’nın hikayesi nedir’…

‘Merdo’…
İlk aklıma gelen ne zaman duyduğumu kendime sormak idi; temkinli davranıp arşiv yoklamasıyla nefes aldım bir zaman,… Yalınız terimi atınca hatırladığım bir şey oldu; bir kaç hafta evvel yine birileri bana yazmış ve Elbistan Hilmi Soydan cinayetini sormuş idi; Bu ağıta da bağlantı kurularak, üzerinde durmamıştım…Aziz abi bilir; Aziz Tunç bilir dedeğimi hatırlıyorum…

‘Neyse’ : okuyucuyu sıkan ama mahalleye de hızla götüren bir kelime…

En son twitterdaki ismi ‘Serhad Eyalet Lordu’ olarak beni güldüren bir dengbej dostu can ile konuyu yazıştık. ‘Merdo’nun hikayesi nedir dedi; İlk izlenimimle Öldürülen bir belediye başkanına ağıt hurafesiyle birlikte internetteki bir çok yazılanın aslı astarı olmadığını söylemek oldu. Çünkü göz var nizam var, yazılanlardaki köy isimleri, tarihler, isimler bile distopik filmlerde olmayacak uydurmalarla dolu… Oysa Mahzuni yazılır; Mahsuni okunur bunu herkes bilir;…diye düşünmeye devam ediyorsun cemo; pardon ‘Merdo’…

Şaka bir yana; Maraş Kıyımı ve atmosferinde Elbistan’da bir araba içerisindeki Belediye başkanı ile yerleşik ailelerinden avukat Hilmi Soydan’ın devrimciler tarafından öldürülmesi; bölgede bilinen; devletin de arşivlerinde devrimcilerin de hem hafızalarında hem de kayıtlarında mevcut verilerdir aslen. Fakat toplum ve kamuoyu açısından aynı netlik ve hakimiyet söz konusu bile değildir.

25 Eylül 1981 günü Cumhuriyet gazetesinde yer alan bir haberde bu olay geçiyor;
”Operasyon sırasında çıkan catısmada bir er sehit oldu Lüleburgaz’da yapılacak törenden sonra toprağa verilecekler Malatya’da biri idam mahkumu 3 terörist ölü olarak ele gecirildi.”
Bu gün dava başlıyor; ‘Kahramanmaraş’ta yakalanan TKPML Halkın Birliği Örgütü üyesi 25 sanığın yargılanmasına Sıkıyönetim 2 Numaralı Askeri Mahkemesinde başlandı…’

Buradan şuraya geliyoruz; aydınlık bir ışık ve fener gibi bir ruhla Mahzuni’ye; 1968 yılında ‘Elbistan Olayları’ olarak bilinen ve kayıtlara geçen Alevilere dönük toplu katliam girişimleri ve ırkçı-dinci saldırılarda bir açık hava sinemasındaki konseri temel basamak ve sebep flora sayılan Mahzuni’nin otoda ölenlere türkü dizmeyeceğini biliyor olmaktır; benim öngörüm; aşıka aşık erdemim; iki gözde bir gözüm;…
Erim Erim eriyesin; dinleyelim;
”Köşkün sarayın yıkılsın /Erim erim eriyesin
Umudun suya dökülsün /Sürüm sürüm sürünesin”

‘Hakktan gelmiş idi İnan’ deyince usta aklıma hep sesteştir diye ‘dede İnan’ geliyor;…
Devam edelim istiyorum dost cemaliyle buluştuğumuz Merdo ile; Çünkü onu tanımak hem Mahzuni’ye zaman ayırmak demek hem kendimize; böyle düşünüyorum… İbrahim Abi yalanlayacak idi hurafeten dizilmiş 3 beş cümleden ‘merdo’yu ve de bedreddin gibi bir alev salacak gibi gibiydi zati; gelişinden belliydi…
Şöyle başlıyor sohbetimiz Mersin ‘Sanat Halı’ evindeki dost İbrahim Pasin ile; aslı Merdo ile tanışmamız…

”Ben ilkel bir insanım. Sen Nurhak’ta Celal Kaya’yı tanır mısın. Bir ara il encümen azalığı yaptı. Eşi ebeydi. Neyse Nurhak’tan geçeyim kendime geleyim. Ben Berçenekliyim ama aslen kökenim Kürecik’tir. İlyasuşağı; Memko Memko Mamadali’nin köyü.  Bizim sülaledirler. Erdem Baba da matemizin (halamızın) oğlu. ”  diyor ve ekliyor bir not ‘biz’e dair; ‘sevdiği eşi Huri de sizin aşiretten; Sinemillili’…
Eywallah Merdo; Eywallah ‘biz’ ‘bir’iz…

‘Bak can; Mahzuni’nin eşi Fatma da bizim bibimiz Zalxe’nin kızıdır. Mahzuni’nin Fatma ile tanışmasına da babam vesile oluyor; Fatma Maraş öğretmen okulunda okurken orada misafir kalıyorlar ve orada tanışıyorlar. Sevdaları ilk başta Fatmanın kardeşi tarafından Maraştan kaçırılıp son sınıfı Diyarbakır’da okumasıyla neticeleniyor bu sene…”

İnsan kısım kısım yer damar damar…

devam ediyor İbrahim Pasin; ” Mesela bazı türkülerinin hikayesini bilirim Mahzuni’nin; ‘Yolsuz Maraş Susuz Urfa’, ‘Diyarbakırlılara mektup yaz’; bu örnekler gibi o bir yılda ürettiği onlarca eser Fatma’nın sevdasına yazılmış şiirlerdir.
70’li yılların bütününde Abim, Antepte kasetçilik yapardı; hepimiz oradaydık; aslen Mahzuni Plak evi idi işletmesinde abim vardı. Benim öğrenciliğim Antep’te geçti. Türk solundan, 12 eylülde, 6 yıl siyasetten yattım; TEKEP ; Türkiye Kominist Emek Partisi- Teslim Töre…

‘Eskiden Elbistan’da Mustafa vardı; Mustafa Bulut; Nurhak’lı, plakçılık yapardı. Ona kaset verirdik; Elbistan’nın kasetçisi oydu….’

Yaptığımız sohbette araya beyan edilmiş ‘ilkellik’ yengimiz yinelenirken aklıma düşenleri sıralıyorum; malum mesenger facebook ile çalışıyor ama bir süre sonra bant genişliği uyguladığından (bir internet’çi’ terimi) kesintiye uğruyor muhabbetimiz;…
fırsat bilip soruyorum;…
Mahzuni arkadaşın mıydı, Merdo… Çok genç görünüyorsun; kaç yaşındasın; (okula gidiyor musun demedim)…
-”Benim ismim ‘Merdo’değil; İbrahim Pasin…
Sana ‘Merdo’nun hikayesini kestirmeden şöyle anlatayım; ‘Mahzuni bir büyük ‘Mahzuni’ oldu; halkların gönlüne bir ışık gibi yazıldı; Zaman oldu çok zaman ama; Ben deniz O dostun hep yanında oldum; onun konserlerinde yanında olan koruyan kollayan paylaşan dostu arkadaşı idim. O yıllar insanın belleğinde birer çivili tablo gibi; karanlık hiç bir şey yok bizlerin aklında. Yokluk yoksulluk ile birlikte bir aşk arayışı, toplumsal bir var olma çabasında idik.  Aşık Ali Nurşani can geldi geçen sene buralara, Mersine; Biz aynı zamanda eski kasetçi gibi teyp de tamir ederdik. Bir köylüsünün tamire getirdiği teyp ve içerisinden çıkan kasetten keşfetmiştik onu. ”

Nurşani ki sesi alınmış bülbül gibi, Nurşani… Bir Antep boğazı…
Bir ah ile düşüp yollarına tozlu Narlı ovasının; Mahzuninin Nurşaniyi sunduğu kayt geliyor aklıma;… ‘Meyrik’
”K.Maraşın …. dinleyelim parantez (Mahzuni burada kahramanmaraşın pazarcık aşiretleriden.. derken ne kahramanlığını şehrin ne de telafuzda düşmüş ‘n’ yi sorguluyorum’…
‘Açıldı cennet kapısı / Le le gevherdir yapısı; az bımırım; dert gırânê’

”Biz Antep’te Bu sesin sahibini cezaevinde bulduk; Kırıkhan çingeneleri ile altın diş adli tutanaklarında vardır kaydı…”

Öyle okuttuk Nurşani’ye ilk yayımlarını;… 1970-80 arası nasıl zamanlardır öyle… Her incelememde terler akıtıyor dediğim bu; … ‘Merdo’ya gelelim…
İbrahim Pasin anlatıyor; ”Salman abi de bilir” diye başlıyor muhabbetimiz tekrar;  (tanık sunma hep hurafe ve kirlilikten; insan oysa yalan söylemez üzredir yöneliminde)…
”Bir eser yaşanmış olduğu anın, atıyorum yirmi yıl sonrasında da yazılabilir”; (bu ozana kalmış bir anlağın işaretidir. Bellek, ana gibi, şairi de doğurandır)…
”Ben Antep’te aranırken, yakalanan arkadaş benim aileme yetişmek için, -Mahzuni de Antep’te oturuyordu ya- , gelen polisleri Mahzuni gile götürüyor. Aralarında Nurhak Kullar-Tatlar’lı arkadaş da var (Celal Kaya). Mahzuni de gelen polisleri görünce diyor ki; ”Yiğenimdir, hayındır, bulursanız kurban keseceğim, bana da haber edin” . Sabahında kaldığım eve geldi ve bana ‘buralarda durma, seni soruyorlar, bizden soruyorlar’ dedi; git başın çaresine bak dedi…
Uzatmayayım isim kısalarak merdolaştı zamanla sanırım; 1993 yılıydı. Yangın sonrası Ali Haydar Veziroğlu ile başlayan Barış Partisi heyecanlı ifade sürecinde Mahzuni Mersinden aday oldu halk ve millet vekilliğine. Teslim Töre de o zaman Antepten bağımsız aday olduydu. Hala cezaevinde yatıyordu. Dostlarla birlikte Antep’te bu vesileyle yollarımız bilrleşecekti tekrardan. Derinlikli gönül muhabetlerimizden sonra Mersinde tüm gücüm ile seçim bürosu dahil eski günler gibi yeniden Mahzuni ile koşturuyor buldum kendimi. Cezaevinden çıktığımdan beri toparladığım üç yakayı da bu zamanda zayladık…”

Yıllar birikince ozanın çıkınında söz dile gelir imiş;… Toplum ozanı yaratır, ozan ise toplumun umudunu yeşertir; birlikte birbirlerini besleyen iki can gibidir; aşıkla halk…
Devam ediyor ‘Merdo’…
-”Siyasetten yılmış görünce evde abi dedim; sen sadece bir mezhep ozanı, mistik bir rehber değilsin, sen aynı zamanda bir sınıf ozanısın, dedim. Herkes gibi o da severdi aradığına destek olan güç veren aşk enerjilerini; Bu zamanlarda Fatma da artık bana ‘Merdo’ diyor idi…”
Ben muhabbeti bölen ısrarcı tavrımla devam ediyorum; İnsanlar ‘Merdo’yu dinlerken bir köprübaşında vurulan ‘türk filmi’ kahramanı kayıp bir hikaye arıyorlar; sen neresindesin bu gerçeğin…diye  diye oy babo oy…
”Sana kahramanın hikayesini anlatayım o zaman ayrıntıyla; dinle dinle; Ben bizim köyde 8 saatlik bir çatışma sonrasında , köy halkının beni vermemesi üzerine uzlaşarak uzaklaşmış berçenekli bir devrimciyim. Hani daha bahar gelmeden diyor ya; 1980 Nisan ayı başında yakalandım ben.  Ya da bahsi geçen olay budur diyelim…”

Aşk ile diyoruz ve başkaca da ayrıntılarla ilerleyen bu sohbet-i deşifremizi burada dostların ilgisiyle sonlandıralım…
Bir dahaki yazıda buluşmak dileğiyle… aşk ile…

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız