HDP’li TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, “Uzun süredir Öcalan’la hiçbir görüşmenin yapılmadığını biliyoruz. Öcalan’la görüşme olmadan hiçbir süreç de başlamaz” dedi. Buldan, tutuklu vekillerinin bulunduğu bir Meclis’in de meşruiyetini yitirdiğini söyledi.

İmralı Heyeti üyesi ve HDP’li Meclis Başkanvekili Pervin Buldan, Meclis’in içinde bulunduğu durum, çözüm süreci başta olmak üzere HDP’ye yönelik baskıları ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride ilişkin dihaber’in sorularını yanıtladı.

* Yıllardır siyasetin içerisindesiniz ve şu an Meclis Başkanvekilisiniz. Meclis’in fonksiyonu ne durumda, Meclis bertaraf mı ediliyor?

Muhalefetin sesinin kesildiği, milletvekillerinin tutuklandığı ama aynı zamanda meşruiyeti olmayan bir yer Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ben TBMM’nin şu an itibari ile meşruiyetini kaybettiğini düşünüyorum. Çünkü Meclis artık tam sayı ile toplanamıyor. 10 milletvekilinin tutuklu olduğu bir Meclis’in asla meşru olduğunu ifade edemeyiz. Çıkan yasalarda özellikle anayasa değişikliğinde tutuklu milletvekillerinin oy kullanmaması bile başlı başına bir meşruiyet sorunudur.

* Meclis’in gidişatı ne olur? Muhalefetin sesi gittikçe daha çok kısılır mı?

Evet. Çünkü TBMM’nin bugün hem tutuklu milletvekillerinin olması, hem de muhalefete çok fazla söz hakkı tanınmamasından kaynaklı, hele yapılacak olan iç tüzük değişikliği ile birlikte muhalefetin tamamen sesinin kesileceği yeni bir sürece tanıklık edeceğiz. Çünkü AKP hükümeti ya da siyasi irade, değişiklikleri tek başına yapma yetkisine sahip. Milletvekilleri tutuklamalarıyla başlayan ve muhalefetin sesini kesme yönüne giden bir gidişatın olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki süreçte yapılacak olan iç değişikliği tüzüğü ile muhalefetin elinde olan tüm yetkiler tek tek alınacak. Örneğin gensoru verme, genel kurulda grup önerilerini konuşma, plan dışı konuşmalar… Bunlar muhalefetin sesini kamuoyuna ve seçmenine duyurmak için çokça kullandığı zeminler. Bu zemini muhalefetin elinden alma girişimi var. Dolayısı ile ne yazık ki, TBMM tam anlamı ile demokratik siyaset dediğimiz alanı kısıtlayan ve kanalları tıkayan bir ortamda. Bunun da giderek daha farklı bir zeminde kısıtlanacağını düşünüyorum.

* Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, yeniden AKP Genel Başkanı seçildi ve partili cumhurbaşkanı süreci başlamış oldu. Ne görüyorsunuz?

Bir partinin genel başkanı olmamalı. Ancak yapılan değişiklikle birlikte tek adam sistemi hayata geçirilecek ve bununla birlikte tüm hakimiyeti eline alan yeni yol ve yöntem izlenmeye çalışacak. Recep Tayip Erdoğan’ın ayrı ayrı sıfatlar ile Meclis’te konuşma yapmasının doğru bir yöntem olmadığını düşünüyorum. Türkiye halklarının geleceği açısından da bu durum çok tehlikeli. Çünkü AKP artık her şeyi tek bir adamda toplayan, tüm yetkileri tek bir adama veren bir sistemi hayata geçirmeye çalışıyor. Muhtemelen 2019 seçimlerinde muhalefet güçlü bir çıkış yapmaz ise demokrasi güçleri bir birliktelik oluşturmaz ise, Recep Tayip Erdoğan’ın tek adamlık dönemine girecek Türkiye. Bunun önüne geçilmeli. Türkiye’deki demokrasi yanlılarının ve Türkiye’deki özgürlüklerden yana olan tüm kesimlerin güçlü bir birliktelik sağlayarak, bu gidişata dur diyebileceğini düşünüyorum.

* Bu durumun önüne geçecek bir demokratik ittifak mümkün mü?

Elbette ki mümkün. Bunun zemini de var. Gezi direnişi ile başlayan, 7 Haziran ile devam eden, 1 Kasım ve sonrasındaki referanduma kadar Türkiye’deki herkes, artık AKP’nin Türkiye’yi yönetmesinden rahatsızlık duyduğunu açığa çıkarmıştır. Çünkü sandıklarda “Hayır” kazanmıştır. Ancak hile ve büyük müdahaleler ile “Evet” oyu sandıktan çıkartılmıştır. Yaptığımız anketler ile bize ulaşan sandık sonuçlarına göre, sandıklar da “Hayır” çıkmıştır. AKP hükümeti ne yazık ki bunu kendi lehine çevirdi. Onun için Türkiye halkı AKP’den ve Recep Tayip Erdoğan’dan çok büyük bir rahatsızlık duyduğunu çok açık bir şekilde referandumda ortaya koymuştur. AKP’nin gitmesini isteyenler Türkiye’ye demokrasinin gelmesini isteyenler bir araya gelirlerse bu sürece müdahale edebilirler.

* Türkiye’nin geleceği ile Kürtlerin durumuna ilişkin siz HDP olarak ne yapacaksınız. Belli bir yol haritanız var mı?

HDP olarak önümüzdeki dönemi planlamaya çalışıyoruz. Türkiye’nin geleceği, demokratikleşmesi, Kürt sorunu ile ilgili. Belki de temel nokta ya da üzerinde en fazla durulması gereken mesele Kürt meselesidir. Çünkü bugün referandum ile birlikte şunu gördük. Aslında Kürtler Türkiye’de barışın anahtarıdır. Kürtler Türkiye’de demokrasinin anahtarıdır. Kürtler olmadan Türkiye’de demokratikleşmenin sağlanmayacağı da aslında açığa çıkmıştır. O yüzden ben özellikle 2019 seçimlerine Türkiye’deki barış yanlılarının -HDP olarak elbette ki bunları yeri geldiğinde tartışacağız- bir yol ve yöntemleri aramaya ve buradan bir çıkış aramaya çalışacak. Ama şimdiden bu hazırlıkların yapılması gerektiğini düşünüyorum.

* Özellikle AKP kongresinde “çözüm süreci başlayacak” beklentisi yaratılmaya çalışıldı. Çözüm için neye ihtiyaç var?

Şu anda barış ve müzakere sürecine geri dönüşün koşulları yok. Çünkü İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’ın büyük bir tecrit içerisinde yaşadığını biliyoruz. Uzun süredir kendisi ile görüşmelerin kesildiği ve hiç kimsenin İmralı Adası’nda Sayın Öcalan ile görüşme yapmadığını biliyoruz. O yüzden barış ve müzakere sürecine geri dönmenin en büyük koşulu Sayın Öcalan ile görüşmenin tekrar başlatılmasıdır. Bir kere Sayın Öcalan ile görüşme başlamadan bu süreç zaten başlayamaz. Bunu biz de kabul etmeyiz, Kürt halkı da kabul etmez. Bizim tabanımız da kabul etmez. Sayın Öcalan’dan bir haber alınması, onunla görüşmelerin tekrar başlatılması ve yol haritasının aslında Sayın Öcalan tarafından belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yine HDP’li milletvekillerinin tutuklu olması, belediye başkanları ile eş başkanlarının cezaevinde olduğu yerlerine kayyımların atandığı ve demokratik siyaset kanallarının tıkalı olduğu bir dönemde barış ve müzakere sürecinin hayata geçirilmesini beklemek yanılgılı bir bekleyiş olur. Dolayısı ile Kürt halkı ile barışmak, Kürt halkı ile bu süreci bir kez daha başlatmak için bazı adımların atılması gerekiyor. Bu adımlar da elbette ki AKP tarafından atılmalıdır. Yoksa Kürtler her defasında barış, özgürlük ve demokrasi istediklerini belirtmiştir.

* Eğer PKK Lideri Abdullah Öcalan ile bugün bir görüşme gerçekleşseydi Türkiye’deki tabloyu nasıl değerlendirirdi?

Sayın Öcalan ile 33 kez görüşmüş biri olarak şunu söyleyebilirim. Eğer bir görüşme gerçekleşse 2015 tarihindeki Kürt halkına yaşatılanlar eminim ki Sayın Öcalan tarafından çok sert bir şekilde değerlendirilecektir. Ben kendisi ile 33 defa görüşen biri olarak ifade ediyorum. Şuanda yaşananlardan büyük bir rahatsızlık duyuyordur. O yüzden eğer bugün gerçekten Sayın Öcalan ile bir görüşme olmuş olsaydı, ben tahmin ediyorum ki Sayın Öcalan’ın AKP’ye büyük eleştirileri olacaktır.

* Güncel politikaya dönecek olursak HDP heyeti olarak tutuklu vekillerinizin dava süreçlerine ilişkin Anayasa Mahkemesi ile yaptığınız görüşmeden sonra herhangi bir açıklama yapmadınız. Bunun bir sebebi var mı?

Evet bir görüşme gerçekleştirdik. Ve bu görüşmeyi basına kapalı olarak yaptık. Yaptığımız görüşmeyi de ilkesel bir karar ile içeriğini basına vermemek üzere yaptık. O yüzden şuanda da görüşmenin içeriğine dair bir şey söylemeyeceğim. Elbette ki AYM’ den beklentilerimiz var. AYM bir karar vermelidir. Çok geç bile kaldı. Umarız en kısa sürede kararını verir. Umarız adil bir karar verir. Ve bu görüşmeden sonra da bir açıklama yapmamamızın nedeni, buradan sonuç almaktır. Çünkü bazı şeyler açıklandığı zaman, yaptığınız toplantının boşa çıktığını da görebiliyorsunuz. Bir engel teşkil edebiliyor.

* HDP’li vekillerinden bazılarının tahliye edildikten hemen sonra tekrar tutuklanmasına ilişkin ne düşünüyorsunuz?

Örneğin Ferhat Encü, İdris Baluken, Besime Konca, Nursel Aydoğan arkadaşlarımız hakkında mahkemeler aslında çok farklı kararlar aldılar. Yani mahkemeler kendi aralarında bile aslında bir kavga içerisinde. Yani iki başlılık söz konusu. Bir mahkeme heyeti oy birliği ile örneğin İdris Baluken’i tahliye ederken, başka bir mahkeme heyeti Baluken’in tutuklanmasına karar verebiliyor. Tüm bunlara baktığınızda Türkiye’de hala hukukun iki baş tarafından yönetildiğini görebiliyoruz. Yani AKP ve Adalet Bakanlığı dışında farklı bir gücün olduğuna inanıyorum. Cumhurbaşkanı’nın bu konuda etkisi çok büyük. Çünkü cumhurbaşkanının talimatı olmadan bunlar olmaz. Cumhurbaşkanının bu konuda, ‘bu milletvekilini alacaksınız, bu milletvekili tutuklanacak, şunlar tutuklanmayacak’ kararı var bana göre. Bir liste hazırlanmış. Bu listeye göre kimlerin tutuklanacağı, kimlerin dışarıda kalacağı belirlenmiş aslında. O yüzden bir baş İdris Baluken’i bırakıyor, iktidarın başı bırakılmasını istemiyor. Tutuklamalardan siyasi iradenin etkisinin olduğunu düşünüyorum. Esas kararı veren Saray’dır ve bu çok açık ve nettir.

Selman Gozelyuz / Barış Boyraz – dihaber

Yorumunuzu yazınız