Ana Sayfa Haberler Demokrasi kültürümüz ve demokratik sistem

Demokrasi kültürümüz ve demokratik sistem

150 views

       “Yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar… Ve yine yan yana yürümeyelim diye dar kafalıydı insanlar…”  Charles BUKOWSKİ.

Yönetenlerin, yönetilenlere çektirdiği eziyet ile kendi ezilmişliğinin, bu topraklara dâhil geleneksel egemenlik ilişkilerinin bağı var mıdır? Yine geleneksel devlet toplum ilişkileriyle çoğunluk, kadın-erkek ilişkileri karşılıklı yansımalar mıdır? Kadının erkek karşısında durma halleri ile toplumun devlet karşısındaki benzer midir? Tanrının karşısındaki kimi dua ve yakarma pozisyonları (ritüelleri) ile “devlet büyükleri” karşısındaki duruşları yan yana getirirsek şaşırır mıyız? Özne-nesne ilişkisinde süregelen iktidar ilişkilerinin etkisi ne orandadır? Böyle bıkmadan usanmadan yazarsak eğer, şu emektar evrenimizde kaç çeşit ast- üst ilişkisi buluruz?  Ortalama bir ifadeyle şunu iddia edebiliriz. Bir piramidin tepesinden boşalan kumlar gibi iktidar ilişkileri de toplumsal güç odaklarından dört bir yana yayılarak akarlar. Boyun eğen ile boyun eğdiren arasında işleyen ödüllendirme ve cezalandırmaların geçmişe dönük soy zincirleri ve ritüel ifadeleri mutlaka vardır. Her türden toplumsal organizasyonun karşıtlarıyla yani zıtlarıyla ilişkileri vardır. Hiçbir düşünce rakibi olmadan sürekli ayakta kalamaz. Kısacası rakipler biraz da rakibi olduklarının müttefikleridirler. Belki de bundadır, insanlar kimi zaman rakiplerine (karşısındakilere) benzeyebiliyorlar.

Bunun nedeni belki de alışkanlıklarımızdır, yaşayan kültürümüzdür ya da siyasal kültürümüzdür. Sonuçta toplumsallığın barındırdığı süregelen her türden iktidar ilişkisi sadece o topluluğun ve bireylerinin yaşam sınırlarını belirlemekle yetinmez. Aynı zamanda oradaki her bireyin gerek kendi aralarında ve gerekse evrendeki var oluşlarla ilişkilerine de model oluşturabilir. Bu yansımalardan çıkacak bir teorinin en rahatsız edici yanı basit olmasıdır. Böyle bakarsak insanın her şeyle kuracağı ilişki, içerisinde yaşadığı ya da süregelen iktidar ilişkilerinin yansımalarını taşır. En basitinden ormanlar hiçbir zaman, toplu insan öldürmelerden önce insanlarca yok edilmezdi. Çocuklar ve büyükler arasındaki statü farklarının artmasından sonra sözleri dinlenmez, sürekli azarlanır hale geldiler. Kadınlar, toplumun otorite karşısında irade yitimine paralel konumlarını kaybettiler.

Kısacası bu düşünme yöntemini kullanınca birçok şeyin yeri ve anlamı değişebiliyor. Artık dikkatli olmalıyız. Çevremizle kurduğumuz ilişki tarzı, üstümüz olanların bizlerle kurduğu ilişkilerin bir yansıması olabilir. Durduk yerde bir ağacın dalını kıran birinin mutlaka bir yerde iradesi kırılmıştır, onuru kırılmıştır. Toprağı, suyu veya havayı kirletenin ruhu iktidar odaklarınca önceden zaten kirletilmiştir. Unutmayalım; doğayı yok eden bir toplum, yok oluşun sınırına gelmiştir. Demokrasiye bir de bu gözle bakmak gerekiyor. Demokrasi kültürü bütünsel yaklaşımı şart koşar. İnsanlar arasında demokrasi kültürü gelişkin olmayan bir toplum devamlı geri kalmaya mahkûmdur.

Peki, ya Demokratik olduğunu söyleyip de demokratik kültürle uzaktan yakından ilgisi olmayan yapılara ne demeli? Demokratik kurumları kâğıt üzerinde yazılı olup işletmeyen oligarşik rejimler, demokratik kurumlara sahip olmayan, her türlü anti demokratizmi perdelemeye ihtiyaç duymadan uygulayan açık despotik rejimlerde en az aynı oranda insanlık dışıdırlar. Hatta bazen birinciler ikincilerden daha tehlikeli olabiliyor. Çünkü demokratik kurumları insanlık dışı uygulamaları makyajlamak için kullanılan rejimlerin teşhiri ve bu arada geriletilmesi daha zordur ve uzun zaman demokratik kamuoyunu oyalama yeteneğine sahiptirler. Bir siyasal sistemin demokrasi olması için seçimlerin, parlamentonun, mahkemelerin ve diğer bazı kurumların olması yeterli değildir. Demokrasinin olmazsa olmazlarından biri ve en önemlisi çoğunluğun azınlığın haklarına saygı göstermesidir. Ve azınlığın kendini özgürce ifade etmesi, örgütlenmesi ve çoğunluk durumuna geçme yollarının açık olması demokrasinin en vazgeçilmez kuralıdır.

Sendikaların, odaların ve sivil toplum örgütlerinin seslerinin kısıtlandığı, görüş ve önerilerinin dikkate alınmadığı rejim demokrasi değil, bir çeşit egemenler ve seçkinler demokrasisi olur. Çok seslilik, çok renklilik demokrasilerde esastır. Demokratik sistem yani demokrasi tek sesli, tek renkli rejim değildir. Demokrasi iktidardakilerin ve egemenlerin her istediğini yaptığı, muhalefetin baskı altında tutulduğu bir rejim asla değildir. Demokrasi, her kurum, kuruluş ve bireyin yönetim üzerinde söz ve karar sahibi olarak etkin olduğu rejimdir. Çoğulculuk demokrasinin en temel ilkelerinden biridir. Bu ilke yok sayıldığı an demokrasiden ve demokratik sistemden söz edilemez. Bir ülkede fikirler ne kadar serbestçe tartışılıyor ve örgütleniyorsa, o ülkede demokrasi o kadar gelişir. Demokrasisi gelişmiş ülke de demokratik sistemle yönetilir. Evet, ben umutsuz değilim çünkü geleceğe belirli bir coğrafyanın insanı olarak değil, bu gezegene ve evrene ait bir insan olarak bakıyorum.

 

“Suyun başını tutup, suyu bulandıran zalimdir.

Ben, seninle ekmeğimi ve sevincimi bölüşebilirim.

Sen de benimle hayatını ve kederini bölüşebilir misin?

Bölüştükçe, parçalanıp yiter azabımız ve çoğalır ortak yanlarımız.” (…)