Kayıplar Haftası kapsamında düzenlenen panelde konuşan Prof. Dr. Ümit Biçer, bu topraklarda halkların yas tutmasının engellendiğini belirterek, “Bütün iktidarlar, en büyük iktidarlarını mezarsız bırakma üzerine kurar” dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltına Kayıplara Karşı Mücadele Haftası etkinlikleri kapsamında “Kayıp Adalet ve Hakikat Arayışı -Tıbbi Belgeleme ve Cezasızlık” konulu panel düzenledi. Moderatörlüğünü İHD Şube Başkanı Raci Bilici’nin yaptığı panele Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer ve Avukat Reyhan Yalçındağ konuşmacı olarak katıldı.

BİLİCİ: KAYIP YAKINLARI HİÇBİR ZAMAN YILMADI

Açılış konuşmasını yapan Raci Bilici, 17-31 Mayıs’ta mücadele haftasında kayıp yakınlarıyla birlikte yıllardır mücadele verdiklerini söyledi. Kayıpların bulunması için İHD’nin kampanya başlattığını ve bu mücadeleyi sürdürdüğünü dile getiren Bilici, Galatasaray Lisesi önünde Cumartesi Anneleri, Diyarbakır’da da kayıp yakınlarının mücadelelerinin sürdüğünü ifade etti.

Kayıplar mücadelesine değinen Bilici, “Biz geçmişle yüzleşme olmadan, failler adalet karşısına çıkarılmadan toplumsal bir barışın sağlanamayacağını biliyoruz. Bu ülkede ülkeyi yönetenler bu gerçeklerle yüzleşmeleri gerekir. İşlenen suçlar açığa çıkarılmadan bu ülkeye barış gelmeyeceğini biliyoruz. Taraflar barışsa da geçmişle yüzleşmezse yine gerçek barış olamayacak” diye konuştu.

Çözüm süreci döneminde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Hakikat Komisyonu kurulmasını istediğini hatırlatan Bilici, kendilerinin de bu temelde isteklerinin olduğunu ve bunun gerçekleşmesi için mücadele verdiklerini söyledi.

‘EN BÜYÜK İKTİDARLAR MEZARSIZLIK ÜZERİNDEN KURULUR’

İktidarın insanları mezarsız bırakarak yaslarını tutmalarını engellediğini belirten Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer, “İktidarlar mezarsız bırakmak, mezar inşasına engel olmak, o insanı evsiz bırakmakta. Onu yaşamamış olarak görmek ve bütün değerlerini yok saymaktır. Sadece bedenini değil, duygu ve düşüncesini yok etmek, dünyadan silmek, onu boşlukta bırakmak ister. Bütün iktidarlar en büyük iktidarlarını mezarsız bırakma üzerine kurar. Dünyaya geldiğimizde çığlıkla geliriz. Çığlık bebeklerde canlılığı gösteren bir durumdur. Bugün yaşadıklarımız karşısında çığlık atmamızı engelleniyorsa yaşamamız ve soluksuz bırakılmamız isteniyor. Bu topraklarda yas tutulmasının engellenmesi, ağıt yakmanın engellemesi durumu var. Ermenilerin, Alevilerin, Kürtlerin bu topraklarda yas konusunda nasıl travmalar yaşadığını çok iyi biliyoruz. Hayata tutunmanın yolu yeni mücadele araçlarını bulmaktır. İktidara karşı direnmek istiyorsak, seslerimizin sesi olmaya, ortak mücadele etmeye devam etmeliyiz” şeklinde konuştu.

‘BU DÜNYADA YERİNİZ YOK DİYENLERE KARŞI MÜCADELEDE ORTAKLAŞMALIYIZ’

İlk kayıplardan söz ederken, aslında zorla kaybettirilmekten bahsedildiğini dile getiren Biçer, zorla kaybettirmenin bütün pratiklerinin 2. Dünya Savaşı sonrasında oluştuğunu, sonrasında Latin Amerika ülkeleri ve Türkiye’de benzer durumların yaşandığını anlattı. Biçer, “İnsanlar genellikle evlerinden alınıp kaybettiriliyor. En güvendiğiniz yer evinizdir. ‘Siz evinizde korunamazsınız, ev sizin için koruyucu değildir’ mesajı verilmek isteniyor. Sabaha karşı olması da böylesi bir durumdur. ‘Sizin sabahınız yok. Yarınınız yok’ denilmek isteniyor. Bunlar yapıldıktan sonra da hiçbir bilgi paylaşılmıyor. ‘Aynısı sizin de başınıza gelir’ diye diye kayıp yakını tehdit edilir. Bu emri veren ve emri yerine getirenlerin peşine düşmemiz lazım. Yoksa kendimize bir gerçek oluşturmayacağız. ‘Bu dünyada yeriniz yok’ diyenlere karşı daha büyük bir mücadelede ortaklaşmalıyız” dedi.

‘UNUTMA, UNUTURMA’

“Biz sözümüzü söylemezsek, aramaktan vazgeçersek kaybetme yolunun önünü açarız” diyen Biçer, kaybedilenleri görünür kılmanın bizim görevimiz olduğunu belirterek, “Kayıplarla ilgili unutma ve unutturma, kayıplarını arayan annelerin nasıl bir tutum içinde olduklarını ortaya koyan en etkili kelimelerdir. Hukuksuzlukların yaşanmaması için bir daha asla demek gerekiyor. Kayıplarla ilgili sadece çocuklarımızı aramıyoruz. Hakikati, barışı arıyoruz” diye ifade etti.

‘VAHŞİ BİR DEVLET GELENEĞİYLE KARŞI KARŞIYIZ’

Avukat Reyhan Yalçındağ ise, Kemal Gün’ün oğlunun kemiklerine ulaşmak için başlattığı açlık grevini hatırlatarak, “Dersim’in ortasında 87 gündür oğlunun kemiklerine ulaşmak için onursal mücadele veriliyor. Bu iktidarın ayıbı ve tarih sayfalarına geçen utançtır. Bizim işimiz her zamankinden daha zordur. Bundan iki sene önce Kürt sorununun çözümü sonrasında ise yaşadıklarımız ortada. Hala zorla kaybettirme coğrafyasında yaşıyoruz.”

‘KÜRTLER SÖZKONUSU OLDUĞUNDA…’

90’lı yıllarda yüzlerce kayıp dosyasının AİHM’e taşındığını ve bu dosyalarının çoğunda Türkiye’nin mahkum edildiğini anlatan Yalçındağ, buna rağmen devletin ihlaller noktasında bir gram geri adım atmadığı için benzer durumlarla bir kez daha karşılaştıklarını ifade etti. Yalçındağ, “Yaşam hakkı, ifade özgürlüğü, hayatta kalabilme, kadına yönelik şiddetin olduğu her tablonun gösterdiği yer aynıdır. AKP bugün barışa sırtını döndüğü için kan akıyor. Kayıplarla mücadele haftasını karşılarken, tablomuz budur. Sur, Nusaybin, Cizre, Şırnak’ta ailelere ve halka iletilmek istediği mesajlar vardı devletin. Bu topraklarda Esedullah Timi diye bir gerçekçiliği, JİTEM ve MİT ortaklığıyla karşı karşıya kaldık. Tüm bunları da Kürtler söz konusu olduğunda gördük. Aileler çocukların cenazelerini almak için günlerce açlık grevine girdiler. Hala Nusaybin’de onlarca cenaze yıkıntılar arasında. Yüksekova’dan çıkarılan 58 cenaze Erzurum’da kimsesizler cenazesinde toprağa verildi. Bitlis’te öldürülen 18 PKK’liye ait cenazelerin sadece biri verildi. Aileler cenazelerini teşhis etmesine rağmen cenazeler ailelere verilmeyerek toplu mezara gömüldü. İsrail, Rusya, Çin, Türkiye, ABD insanlığa karşı işlenen suçlara karşı sözleşmeyi imzalamıyor” dedi.

‘BUGÜN OLMASA DA CİZRE, SUR’UN HESABINI VERECEKLER’

İnsanlığa karşı işlenen suçlarda Türkiye’nin bugün uluslararası alanda cezalandırılmayabileceğini, ama bir gün Cizre, Nusaybin, Sur ve Şengal’in hesabını vereceklerini vurgulayan Yalçındağ, BM’nin yayınladığı raporda yaşananların bir soykırım olduğunu ortaya koyduğunu anımsattı. Yalçındağ, “40 yıldır bu coğrafyada yaşananlar hukuk sistemleri failleri korudu ve yargılanması engelleniyor. Newroz gününde Kemal Kurkut öldürüldü. Ama polis dışarıda. İçerde ise akademisyenler, milletvekilleri, gazeteciler var. Tüm bunlara rağmen geçmişten gelen bu direnişimizi büyüteceğiz” dedi.

Konuşmaların ardından panel soru cevaplarla son buldu.