izmir escortantalya escortizmir escortizmir escortpornojigolobayan escortbursa escortescort gaziantepistanbul escortescort izmirizmir escortistanbul escortdenizli escortescort bayankayseri escorttravesti izmirescort bayanbursa escort bayan

Alevi Gazetesi

istanbul escort
AkhisarsporMKE AnkaragücüAytemiz AlanyasporAntalyasporİstanbul BaşakşehirBeşiktaşBursasporErzurum BBÇaykur RizesporFenerbahçeGalatasarayGöztepeKasımpaşaKayserisporAtiker KonyasporTrabzonsporDemir Grup SivassporYeni Malatyaspor

Mirav: Suyun efendisi!

Mirav: Suyun efendisi!
165 views
07 Mayıs 2017 - 10:19

Ortadoğu coğrafyasının giderek kuraklaştığı, suların adaletsizce barajlandığı, akanın kirletildiği veya paketlenmiş su pazarının her yıl daha da büyüdüğü bir zamanda; bu dağ köylerinde Mirav, yaptığı sessiz hizmet ile insanların suya nasıl davranması gerektiğini anlatıyor

Derviş Çimen / Hewlêr

Tanyerinin ağarmasıyla yola koyuluyoruz. Yeni bir günün doğumunu haber veren asi bir kızıllık yolumuzu aydınlatıyor. Bizi gözlerimizden kendine bağlayan kızıllık göğün yüzünü kırmızıdan maviye dönüştürürken, aracımızın penceresinden ufak ufak sızmaya başlayan sıcaklık önce yüzümüzü yalıyor, sonra usul usul içimize sızarak yüreğimizi de kendine bağlıyor. Kandil’in eteklerine doğru kıvrıla kıvrıla giden yol, her kıvrımında saklı bir cennet armağan ediyor, bir renk ziyafeti veriyor gözlerimize. Bizi adeta göğe ulaştıran bir tepeyi aşarken karşıda göğü delip geçen uçsuz bucaksız dağ silsilesi karşılıyor bizi. Gözlerimiz, bu çırılçıplak dağ doruklarından aşağıya doğru indikçe yeşilin ayrı bir tonuyla kucaklaşıyor. O yeşil denize doğru, yolculuğumuz. Oraya gidiyoruz.

Bu yeşil denize bedenimiz gözlerimizin rehberliğinde daldığında ilk onu görüyoruz. Diline doladığı bir ezgiyi dere boyunca süren yolculuğuna katık eden, derenin sabah serinliğini dilindeki ezgiye yoldaş kılan yaşlı adamı, Mirav’ı. Mırıldandığı ezginin yüzündeki hüznü, bedenindeki coşkuya tezat. Beline doladığı ‘şutik’a rağmen hafif kamburlaşmış, ayağında hayli yıpranmış bir ayakkabı ile hızlı adımlarla su akışının tersine ilerliyor. Asma, incir, nar ve ceviz bolluğundaki türlü türlü meyve ağaçlarının altından geçiyor. Akan suyun sesi biraz önce duyduğumuz ezginin sesini bastırıyor. Bu hızlı adımların dingin sahibi ihtiyar, Kandil’in eteklerinde yeşillikler içinde kurulmuş köylerin birinde, toprak ve taştan yapılmış iki katlı bir evde yaşıyor. Burası, Güney Kürdistan’da Zagros sıradağlarının içinde bulunan bir bölge. Bu yüksek dağlar, akarsular tarafından derinlemesine yarılmış faylardan oluşmuş adeta. Bu fayların ortaya çıkardığı vadilerde yol almak ise bir labirentte ilerlemeyi andırıyor.

Yüzlerce hikayeden biri Mirav

Yaşananların ve yaşanmışlıkların gizemini koruduğu bu yüksek dağlar, derin vadiler, yüzlerce hikâyeyi bağrında gizliyor. Mirav, saklı tutulan hikayelerden sadece bir tanesi. Güney Kürdistan’ın Doğu Kürdistan’dan ayrılan Irak-İran sınırında, Dokan Gölü’nün yaklaşık 25 kilometre kuzeydoğusuna düşen Kandil zirvelerinin hemen yamacındaki Sinemoke, Surede, Aşgulkey ve Sergenilye köyleri bulunuyor. Asma, incir, nar, dut, ceviz ve şeftali ağaçlarlarının rayihasının insanın damağında unutulmaz etkiler bıraktığı bahçeler içerisinde saklı yaklaşık 50 hanelik bu ufak, sakin köyler, eski Mezopotamya söylenceleri gibi. Her an bir bahçenin bir köşesinden, bir ağacın kovuğundan, altına güneş ışığı geçirmeyen karanlık gölgelerden bir masal kahramanı fırlayacak hissi uyandırıyor insanda.

İncecik damardan derelere

Sert ve karlı geçtiği belli olan bir kışın sonunda bol yağmurlu bahar ayına denk geliyor yolculuğumuz. Bu iki mevsim diliminde sarp kayalar ve dağların içine çektiği kar ve yağmurlar, sonraki aylarda fışkırarak özgürleşip bir pınara dönüşüyor. Öyle soğuk ki, bir avuç suyu doyasıya içemez ve avcunuzda tutamazsınız. Dağın kalbinden süzülerek çıkagelen ve adeta kalpten vücudun diğer uzuvlarına dağılan damarları andıran incecik su akıntıları aşağıya doğru gittikçe daha çok birleşerek çağıltıyla akan bir dereye dönüşüyor. İnce suların bir ninniyi andıran şırıltısı dereye dönüştüğünde bir orkestraya dönüşüyor adeta. Karşılaştığı engeller nedeniyle yönünü değiştirerek ilerlemek zorunda kalan dere, adeta kızgın toprak üzerinde ilerlemek isteyen bir yılanın bedeni gibi canhıraş kıvranmalarla köye doğru hızla akıyor. Köyün üst yamacındaki düzlükte yavaşlayarak biraz soluklanan, taşıdığı suyun bir miktarını buradaki küçük sulama arklarına dağıtan, bir kısmını toprağa süzen dere, kendini yeniden çoğaltmak için düzlüğün bittiği yerden hızla köyün içinden geçerek köyün alt tarafındaki büyük derenin kollarına kendini bırakıyor. İkisi birlikte kısa bir yolculuktan sonra kendilerini Dokan Gölü’nün kucağına bırakıyorlar.

Suyun efendisi!

Her bahar Sinemokê, Suredê, Aşgulkê ve Sergenilyê köylerinden yaşlılar bir araya geliyor. Yağmurlar henüz kesilmeden Mirav’ı belirlemeleri gerekiyor. Haziran başından Ekim sonlarına kadar bu köylerin bir Mirav’a ihtiyaçları olacak. Çünkü kış ve bahar aylarında zarar görmüş derenin onarılıp bakımının yapılması gerekiyor. Ancak böyle olursa bu küçük derecikte şırıl şırıl akan su, gidip hayata karışabilir, can verir. Bu yılın ilkbaharında belirlenen Mirav ise bunları anlatan Mam Hasan Mankak. Su yatağı boyunca akan bir paralel su gibi ilerliyor suların efendisi Mirav Mam Hasan Mankak. Suyun çağıltısını andıran bir ezgi dilinde, suyun akışını andıran bir kıvraklık bedeninde. Dereyi taşlardan, odun veya başka cisimlerden temizliyor. Onun işi, suyu doğaya, bağ-bahçeye, çiçeklere, kelebeklere, yeni fidanlara, arıya, koyun-kuzuya, tavuklara, insanlara ve nice canlıya ulaştırmak. Hiçbirini diğerinden ayırmaksızın su ile buluşturur veya suyu onlarla. Mirav, yani Suyun Efendisi, anlamını da buradan alıyor. Bu, Kürtçe’de bir birleşik kelime: Mir ‘bey’ veya ‘efendi’; av ise ‘su’ anlamına geliyor.

Komünist bir adaletle dağıtıyor suyu!

Mam Hasan Mankak, eskilerden bir komünist. Bu yüzdendir ki yaptığı iş ona daha da yakışıyor. Adilce dağıtıyor suyu. Dört köye sırayla… İki gün arayla bu sırayı değiştiriyor. Bazen kürek kullanıyor fakat çoğu kez kanalın önünü taşlarla kesiyor ve diğer bir yöne akmasını sağlıyor. Bu yöntemle ana dereden küçük kanallar köylerin içine iniyor. Bu kanallardan yine daha küçük kanallar ile evlere, evlerin tarla ve bahçelerine dağıtılıyor. İnsanlar her türlü ihtiyacını bu küçük kanallardan temin ediyor. Hayvanlar buradan su içiyor. İnsanlar çamaşır, banyo gibi ihtiyaçlarını bu sudan temin ediyor. Bu yüzden dağıtımı muhakkak adilce olmalı. Ki Mirav da bu adaleti sağladığından ötürü Mirav’dır. “Mirav bir meslekten çok bir hizmettir. Gönüllülük esastır. Adanmışlık gerektirir. Hizmet etmeyi sevmek gerekiyor. Belki insanlık tarihinde Mirav’lık başka isimlerle hep vardı. Fakat ben kendimi bildim bileli buralarda bir Mirav doğaya ve suya hep hizmet ederdi. Tekrar görev verirlerse, gelecek yıl ve ömrüm yeterse sonraki yıllarda da yapabilirim” diye devam ediyor Mam Hasan Mankak.

 

Mirav’ın adaleti, devletin savaşı!

Bin yıllardır insanlığın toplum kurma, yaşam kurma mücadelesi su etrafında kurulan; sudan güç, bereket alan bir ilişki ile şekilleniyor. Doğadaki diğer canlıların hakkını gasp etmeden su üzerinde gerçekleştirilen müdahaleler, insan topluluklarının adil ve eşitlikçi uygarlıksal gelişiminin temel dinamiği oluyor. İşte Miravlık bu uygarlık çizgisinin bir devamı olan, gönül rızasıyla yapılan, suyu kutsayan, suyu ihtiyaç sahipleri olan hayvanlar, bitkiler ve insanlar arasında eşitçe dağıtan bir demokratik otorite, bir kutsiyet mercisi. Aşağılardaki kentlerde ve yerleşim yerlerinde böylesi bir hizmete rastlamak zor. Su ihtiyacını daha çok devlet mekanizması ve devlet hukuku karşılıyor. Ortadoğu, Dicle, Fırat ve Nil nehirleri etrafında oluşmuş değişik uygarlıkların merkezi. Bugün bu coğrafyada birçok yer altı ve yer üstü kaynağı üzerine yürütülen kanlı savaşlara tanıklık ediyoruz.

Suların varlığı uygarlıkların kurulmasına neden olmuşken yokluğu da uygarlıkların sonu gösteriyor. Ve gelecek yüzyılın temel çatışma alanının, çıkar savaşlarının kapitalist kar uğruna hızla tüketilen az miktardaki su kaynakları üzerine olacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok. Anormal nüfus artışı, savaşlar, kapitalist üretim tarzı ve çarpık kentleşme, temiz ve içilebilir su kaynaklarını her geçen gün daha da kirleterek kullanılamaz hale getiriyor. Ortadoğu coğrafyasının giderek kuraklaştığı, suların adaletsizce barajlandığı, akanın kirletildiği veya paketlenmiş su pazarının her yıl daha da büyüyüp binlerce damacana ve pet şişe üreticisinin suyu pazar malzemesine dönüştürdüğü bir zamanda; insan ilişkilerinin devlet hukuku ile değil toplumsal ahlak ile form kazandığı bu dağ köylerinde Mirav, yaptığı bu sessiz hizmet ile insanların suya nasıl davranması gerektiğine işaret ediyor.

# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
maltepe escortalanya escortkartal escort manavgat escort
antalya escort
malatya escortelazığ escortizmir escorterzurum escortescort erzurummersin escortporno izlepornoporno izlekonulu pornoanal pornoescort hatayescort sivasmalatya escortescort sivasescort çorumbursa escortdeutsche porno