16 Nisan’da yapılan referandumda en net tutumu alan toplum kesimi Aleviler oldu. Neredeyse blok halinde hayır oyu veren Aleviler, bedeli ne olursa olsun bir kez daha doğru olanı, insani olanı, adil olanı yaptılar. Her dönem yok sayılmalarına, ötekileştirilmelerine ve Sünni İslam kıskacında asimile edilme çabalarına karşın Aleviler hayır diyerek, etraflarında örülmeye çalışılan derin devlet çemberini kırmaya çalıştılar.

Zorbalıkla evet oylarını çoğaltarak sonuç alan AKP önderlikli faşist rejim, şimdi siyasal İslam düzenini süratle kurmaya çalışacaktır. AKP İktidarı; geçmiş rejimi, tek millet, tek devlet, tek bayrak olarak ikame edilen cumhuriyet rejimini de yeterli görmeyerek; bu teklerin yanına bir de tek din ekleyerek, sözde de olsa laikçi görünen, seküler görünen, demokrat görünen rejimin ideolojisini değiştirmektedir.

Yeni ideoloji; her türlü ideolojiyi de inançları da kendi amaçları için araçsallaştırmış siyasal İslam oluyor. Bu selefist İslamcı ideoloji ile iktidarını pekiştiren bir AKP iktidarında; blok halinde yeni rejime karşı çıkmış olan Alevileri daha ağır bir dönem beklemektedir. Bu anlayış Alevileri daha fazla kuşatmaya çalışacak ve yeni asimilasyon yöntemleri pervasızca uygulamaya sokulacaktır.

Kızılbaş yol ve öğretisi ortakçı, eşitlikçi, demokratik bir toplum düzeni içermektedir. Oysa AKP devleti en katı tekçiliği yasal kılıflarını da hazırlayarak sahaya sürmektedir. Bu sistemden bir kopuş olmadan Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere, tüm ötekileştirilmiş toplum kesimleri içine alındıkları despotik kıskaçtan kurtulamazlar.
Bu süreçten kurtuluşun yolu gerçek anlamda demokratik bir anayasanın oluşturulmasından geçmektedir. Anayasal yurttaşlıkta hiçbir ırkın tanımlanmadığı, ortak vatanda yaşayan tüm etnik yapıların birlikte tanımlanacağı bir anayasal düzenleme sorunlarımızı çözmenin yolunu açacaktır. Bunu sağlamanın yolu ise rejimin savunucusu sistem partilerini terk ederek, gerçekten değişim ve dönüşümden yana bir demokratik seçenek etrafında birleşmektir. Yani özcesi mevcut iktidarı da, bu sistemi savunan tüm yapıları da saf dışı bırakacak, tüm farklılıklarımızı koruyacak ve barış içinde bir arada yaşamanın yolunu açacak, nefret söyleminden, inkar söyleminden kurtulmuş bir zihniyet ile oluşturulmuş bir halklar cephesi gerekiyor bize.

Bu referandum sonuçları elbette meşru değildir, geçersizdir. Ancak bu iktidarın bu sonuçları hızla pratikleştirmeye başladığını gözden kaçırmamalıyız. Bir yandan tüm itiraz yollarını deneyerek uluslararası planda bu iktidarı teşhir etmeliyiz, bir yandan da somut gerçekliği görerek kendi örgütlülüklerimizi gözden geçirmeli ve yeni sürece hazır hale getirmeliyiz.

Eğer Aleviler olarak önce tüm farklılıklarımıza rağmen, ortak bir şemsiye altında birlikteliğimizi sağlayabilirsek; bu olumsuzluklara müdahale etme ya da değiştirme gücümüz olabilir. İşe ilk önce örgütlenmelerimizi daha dinamik ve daha disiplinli, her an sokaklara inebilen, hak arama mücadelesi için hazır olan hale getirmekle başlamalıyız.
Yaşadıklarımız göstermiştir ki, mevcut hantal yapılanmalarımızla sürece müdahale etmekte eksik kalırız. Farklılıklarımıza, eksikliklerimize rağmen, ortak yanlarımızı öne çıkarıp bir araya gelmekle başlayabiliriz. Bu durum özellikle Alevi toplumu olarak bizlere tarihsel sorumluluk yüklemektedir. Gerek Avrupa Demokratik Alevi Hareketi ve gerekse de Türkiye Demokratik Alevi Hareketi olarak tarihsel sorumluluktan kaçamayız. Biz Alevi örgütleri olarak tarihin bize yüklediği görevlerden kaçma lüksüne sahip değiliz. Bu sorumluluklarımızın gereğini yapmak zorundayız.

Düne kadar birçok sözde “Alevi Çalıştayı” toplayan AKP bizim için çözüm üretici hiçbir girişimde bulunmadı. Tek adam diktatörlüğünü anayasa paketi ile resmileştiren AKP iktidarı ise daha beter davranacak ve bizi biz olmaktan çıkarıcı adımlar atmaktan çekinmeyecektir.

15 yıllık AKP hükümetlerinin uyguladıkları politikalar, kullandıkları dil ve üslup, hep Alevileri ötekileştirici, dışlayıcı olduğu gibi, Alevilerin inanç-ibadet sorunları bağlamında hiçbir çözüm üretmediler. AHİM’in Alevilerle ilgili almış oldukları kararları yok hükmünde saydılar. Alevileri asimile etme politikasında ise hız kesmediler. Bir yandan da Alevilerin inanç ve ibadetlerini tanımlamaya hatta ayar vermeye kalkıştılar. Oysa bir inanca mensup olanlar, kendi inançlarını, ibadetlerini nasıl tanımlıyor, algılıyor ve uyguluyorsa uygular. Buna ancak onlar karar verir.

AKP iktidarı bu referandum sonrası artık esas ajandasını uygulamaya geçecektir. Nitekim ilk icraatı Kürt Özgürlük Hareketinin hakimiyet alanlarına saldırmak oldu. Kürt halkını statüsüz bırakma amaçlı planını devreye soktu. Şengal’de Ezidi halkının kazanımlarına, Rojava’da deokratik komünal sisteme saldırarak Kürt düşmanlığını gösterdi.
Aynı tür saldırılar başka biçimler altında Alevilere yapılacaktır. Nitekim yapılıyor da. Eski cumhuriyet rejimini “Kemalist-Alevi sistem” olarak lanse edip bir yanda devlet kurumlarındaki Alevileri tasfiye ederken, bir yandan da Alevileri demokratik bir seçenekten yoksun bırakarak CHP’ye mahkum etmeye çalışmaktadır. Alevi mahallelerine, Cemevlerine saldırılmaktadır.

Bu saldırılar devam ederken, zorunlu din derslerine yeni müfredatlarla başka dersler de eklenerek, bütün eğitim, öğretim kurumları Sünni-selefist anlayışın emrine verilmekte ve gencecik çocuklarımızın beyinleri bu gerici, ırkçı ve selefist çağdışı anlayışlarla doldurulmaktadır.

Bugün Alevilerin referandum tutumu ile Kürt Halkının tutumu bir ve aynı olmuştur. Bu birlikteliğin, kim ne derse desine, nasıl yorumlarsa yorumlamasına bakmadan devam ettirilmesi gerekmektedir. Hayır Cephesinin iki temel dinamiği Kürtler ve Alevilerdir. Bu gerici-ırkçı-faşist iktidarı yıkacak olan da bu dinamik etrafında birleşmiş düzen karşıtı, gerçekten değişim ve dönüşümü isteyen, gerçekten demokratik bir Türkiye isteyen güçlerdir. Aleviler de, Kürtler de, emekçiler de sistem partilerinden koparak güçlerini birleştirerek bu kısır döngüden, be faşist mengeneden kurtulabilirler.